Gazetecilik ve aydınlanma

Gazetecilik ve aydınlanma

0 452

Burası bir İletişim Fakültesi. Gündem Gazetesi ise öğrencilerimizin katkı koyacağı, takip edeceği ve edineceği deneyimle teorik bilgilerini eşleştirerek gazetecilik mesleğine hazırlanacağı bir ortam. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki akademik ortam reel yaşamda karşılık bulacak nosyonu aktarmada bir hayli kusurlu. Öğrenim ortamında elde edilen bilginin alan deneyimiyle pekişmeden herhangi bir etki yaratması olası değil. Bu bir yana, mesleki teorik-pratik bilgi ve deneyimlerin toplamı bile insanı bir tavır insanı yapmaz; sadece meslek aydını yapar.

Söz konusu durum sadece yüksek öğrenim öğrencileri için değil akademisyenler için de geçerlidir. Ders ortamında dolayıma sokulan mesleki ve akademik bilgi sosyal ve politik düzlemde karşılık bulmuyor. Birilerinin etik, ifade özgürlüğü, haber hakları, insan hakları gibi kavramları sadece bildiri aktivizmi çerçevesinde dile getirmesi yeterli değil. Mesele süreklilik arz eden ve sadece tepkisellikle sınırlanmayan ideolojik bir duruş ve sosyal sorumluluk olarak algılanmalı.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün tipik devlet otoritesi refleksleriyle hapse atılmaları ne bir ilktir ne de son olacak; ta ki devlet denen kurum sona erene kadar. Ama görülüyor ki sosyal medyada, basılı ya da internet gazetecilik ortamında kınama ritüelleriyle yetinmeyi etikten sayan insanlar var. Aydınlanma ve özgürlük mücadelesi bir film arasında konan reklama benzemez. Benim hayatım böyle bir kavganın içinde geçti. Akademik bir ortamda görev yapmış olmam da buna engel olmuyor. Yirmili yaşlarda köşe yazarlığına başladım ve hala hararetli bir şekilde yazılar yazıp kitaplar yayınlıyorum. Yaptıklarımla savunduklarım arasında bir yarılma yok.

Özellikle gazetecilik öğrencilerine bir yol adamı olarak tavsiye etmem gereken bir şey varsa, o da, özle sözün bir olacağı bir meslek ve aydınlanma insanı olmaya özen göstermeleridir. Başkalarının mücadelesine tanıklık yaparken empatiden öteye gidemeyen patetik yaklaşımlar yerine, devingen bir fikir girişimcisi olarak kendi varlıklarına anlam vermeleri daha yerindedir. Onayıcı ya da yerici roller vicdanları rahatlatabilir ama bu da bir seyirci olma durumudur. Hakikatin peşinde olmak ve yılmadan insani değerlerin yaşamasına ve yer edinmesine katkı koymak vazifeden sayılmalı.

Can Dündar ve Erdem Gül sadece gazetecilik yapmıyorlar, hakikatin peşinde olmayı bir insanlık vazifesi sayarak sorumluluklarının bilincinde davranıyorlar. Buna katılan ya da katılmayan olabilir ama gerçek şudur ki toplumun haber alma özgürlüğü hiçbir gerekçe ile sınırlanamaz. Katılımcı demokrasi ve saydam yönetim bunu gerektirir. Şu akademik ortamda gazetecilik öğrenimi gören gençlerimiz –hayatta nelerle karşılaşacaklarını öğrenebilmeleri açısından– gündelik yaşamdan tutun da geleceğin planlanmasına kadar atılan her adımı izlemeleri gerekir… Hayata dokunarak…

Birilerinin yaşadığı acıyı kendi vicdanına meze yapmadan… Etik budur.