BİR FİLMİN İÇİNDE “EVİMİZ”

BİR FİLMİN İÇİNDE “EVİMİZ”

0 302
Röportaj: İbrahim Emre Sugel

Sinema-TV bölümü öğrencilerinin 2016-2017 bahar dönemi bitirme projeleri galasındayım. Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Faklültesi Mor Salonda gösterime çıkacak olan filmlerin hummalı heyecanı var. Fakat beni asıl heyecanlandıran film ise; “Evimiz.” “Yeşil Barış Hareketi Yarışması”nda üçüncülük ödülüne layık görülmüş olan kısa film, henüz daha başlamadan kendisine verilmiş olan ismi ile gezegenimiz arasında metaforik bir anlatım içerisine giriyor. İzlerken beni tam anlamıyla içine çeken bu 4 dk; gezegeni kendi evimiz olarak görmez isek, çevre kirliliğinin yol açacağı sorunların türümüzün varlığına en büyük tehdit olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu bağlamda biraz geç kalınmış olsa da, bünyesinde barındırdığı hassasiyetle güncelliğini her daim koruyacak olan, “Evimiz” filminin yapımcısı ve yönetmeni DAÜ Araştırma Görevlisi Mert Yusuf Özlük ve filmin senaristi DAÜ Öğretim Görevlisi Dr. Engin Aluç ile sinema, çevre, toplum üçgeninde sesleşiyoruz:

“Gezegeni evimiz olarak görüyoruz”
Evimiz filminde farkındalık yaratmak açısında temelde dikkat çektikleri düşünüşe değinerek sözlerine başlayan Özlük, “gezegeni evimiz olarak görüyoruz. Yaşam alanımız olan büyük evimizin çevre kirliliği sorunlarını bir çocuğun gözünden işleyerek anlatıyoruz”, dedi. Ayrıca Özlük, yaşam alanı ve hakkı gasp edilen yeni nesli “çocuk” üzerinden temsil ettiklerini, ve onun çözüm için başvurduğu muazzam hayal gücünün yapmış olduğu bir resimdeki metaforik bağıntısını izleyicilere sunduklarını belirtti.

“Senaryo yok, fikir var”
Çoğu filmde yapımcı-yönetmen Mert Yusuf Özlük ile senaryosuz çalıştıklarını ifade eden Aluç ise, “fikir bizim için çok önemliydi. Düşüncemi dile getirdiğimde Mert, ‘hani senaryo, nasıl çekeceğiz’ dedi. Ben ise O’na, ‘senaryo yok, fikir var’ dedim ve işe koyulduk. Direk çekim senaryosunu hazırlayıp, storyboard’unu (hikaye tahtası) çizdim. Bizim çalışmalarımız çok ilginç olabiliyor. Mesela çekimler esnasında senaryomuz değişebiliyor”, dedi. Ayrıca Aluç, senarist ile yönetmen arasındaki ilişkinin günün sonunda ortaya çıkacak olan ürünün başarısında önemli rol oynadığını da ifadelerine ekledi.

“O’nun hayal gücünü ben perdeye yansıtıyorum”
Senarist-yönetmen ilişkisine yönelik önemli detaylara değinerek sözlerine devam eden Özlük, “senaristle yönetmenin ve yönetmenle görüntü yönetmeninin ilişkisi, sinemada perdede ne göreceğimizle ilintili çok büyük önem taşıyor. Çekimler esnasında ki tüm yeni oluşan devinimleri senaristle birlikte tartıp biçiyoruz. Bu bağlamda Engin’le aramızda çok iyi bir ilişki ve ortak frekans var diyebilirim. O’nun hayal gücünü ben perdeye yansıtıyorum”, dedi.

“Mizansenleri kurgulamak güç oldu”
Söz konusu olan tema çevre olunca ne yazık ki sorunların da oldukça fazla olduğuna dikkat çeken Özlük, “kısa filmlerde genelde tek çatışma olayı çözer. Lakin biz 4 dk içerisinde çevreye dair bir çok sıkıntıyı gözler önüne sermek istedik. Nükleer felaketten tutunda tıbbi atıklara kadar bir çok konuyu birarada işledik. Bu bağlamda mizansenleri kurgulamak pek tabi güç oldu. Ama bu güçlüğü çok iyi bir ekiple çalışarak aştık”, dedi.

“Evimiz”filminin ekibinde sinema-tv öğrencilerinin muazzam emeğinin olduğuna da değinen Özlük, öğrenci odaklı çalışmalar yaparak onları motive etmeyi ve film üretmeye teşvik etmeyi amaçladığını sözlerine ekledi. Daha önce de “Sera” adlı çevre temalı filmleriyle iki ödül kazandıkklarını ifade eden Özlük, kısa filmler yapmaya öğrencilerin film yapmayı öğrenmeleri ve set ortamını tecrübe edinmeleri hedefiyle başladığını belirtti.

“Müziği, kurgu unsurunda bir karakter gibi kullandım”
Görüntülerin kurgusunu bitirdikten sonra filmi izleyerek müziğini elektronik ortamda aynı anda klavye ile yaptığını belirten Aluç ise, “çocuğun bulunduğu sahnelerde ki müzik bir ninninin introsuydu. Fakat çevre kirliliğiyle ilgili sahnelerde ise özel olarak efektler yarattım ve müziği kurgu unsurunda bir karakter gibi kullandım”, dedi. Ayrıca Aluç, sinemada müziğin ve sesin kullanımının anlatıyı pekiştirmek açısından çok önemli bir unsur olduğunuda sözlerine ekledi.

“Filmlerimde metaforik anlatım olmazsa olmazlarımdandır”
Yapmış olduğu eserlere gerçekçi baktığını fakat sinemada biçimçi bakış açısına da yakın olduğunu ifade eden Özlük, “deneysel film çalışsaydık eğer, bilimkurgu ve sürrealist alanalara da yönelebilirdik. Lakin ben filmlerimde gerçekçi, daha halktan, daha samimi, daha dram, daha sıcak kesitler vermeyi yeğliyorum. Bunu yaparken de filmlerimde metaforik anlatım olmazsa olmazlarımdandır. Bu şekilde o esere adeta imzamızı atmış oluyoruz”, dedi.

“Küçük Prens’i okumalarını tavsiye ediyorum”
Filmde bir çocuğun hayal ettiği temiz dünyanın onun kahramanı olan annesi tarafından sağlandığına değinen Aluç ise, “kahraman olarak anne dünyayı elektirikli süpürgeyle temizliyor. Oradaki süpürge metaforu aslında elektiriğe gönderme yapıyor. Zaten filmimizi de bu alanda nükleer santrallerin doğurabileceği felakete dikkat çekerek sürpriz bir sonla bitiriyoruz”, dedi. Ayrıca idarecilerin nükleer gibi bir alana yatırım yaparken yalnızca maaliyet hesabında rakamlarla ilgllenmesinin yanlışlığına da vurgu yapan Aluç, “onlara Küçük Prens’i okumalarını tavsiye ediyorum. Orada diyor ki; ‘büyüklerin işi gücü hep sayılar. Herşeyi sayı olarak görüyolar.’ Oysa idarecilerin geleceğe daha öngörüyle bakmaları gerek. Bizim ütopya diye görülen görüşlerimiz olmayacak şeyler değil. Daha az bürokrasi ile daha çok gelecek nesilleri düşünerek bugünü inşaa etmeliyiz”, dedi.

İnsanları nükleer enerjinin güzel bir şey olduğuna ikna etmek için çekilen reklam filmlerinde çocukların kullanıldığına da değinen Aluç, ” çocuklar enerjiyle mi mutlu olur? Onlar küçük şeylerle mutlu oluyor. Dünyada elektirik yokken mutlu değilmiydi çocuklar? Belki de daha mutluydular. Ne yazık ki reklam stratejisi bu alanda tamamen çocuk üzerinden ikna yaratmak için kullanılmış”, dedi. Bu tarz yaklaşımların yerine insanları bilinçlendirmek gerekliliğine vurgu yapan Aluç, herhangi bir deprem olduğunda ya da toprak kaymasında kendi içine çöküp sızıntı yapmayan sistemlerinde var olduğunu, ama Akkuyu’daki santralin ne şekilde kurulduğuna dair herhangi bir bilginin bu reklam filmlerinde gösterilmeyerek; içerik açısından retorikte patos denilen duygusal çağrışımın varlığına karşın, logos’un, yani mantığın olmadığını belirtti.

Ayrıca çevrenin korunması üzerine imzalanan Kyoto gibi bir çok sözleşmenin sadece kağıt üzerinde kalıyor olmasından yana rahatsızlığını da dile getiren Aluç, rüzgar gibi güneş gibi alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gerekliliğinin altını çizdi. Elektirik üretiminde, bireysel girişimlerinde olmasının ve devletlerin de bunu teşvik etmesinin önemine değinen Aluç, “örneğin rüzgar enerjisiyle evimin elektirik ihtiyacını karşılamak istiyorsam, sosyal devlet anlayışıyla devletin bu maliyetin bir kısmını karlşılayıp destek olması gerekir. Bu bağlamda bazı ülkelerde ürettiğiniz enerjinin fazlasını da devlete satabiliyorsunuz ve maliyeti düşürme noktasında yine bir avantaj elde edilmiş oluyor”, dedi.

“Onlar nükleer enerji üzerine mutlu mesut filmler çekiyorlar”
Nükleer enerji söz konusu olduğunda işin sadece ticari boyutuyla ilgilenilmesinin yanlışlığına dikkat çeken Özlük ise, “gezegenimizi ve kendi geleceğimizi düşünen kaç kişi var? Onlar nükleer santraller üzerine mutlu mesut filmler çekiyorlar. Oysa ben, kalıcı ve fakındalık yaratıcı eserler bırakmanın peşindeyim. Çekmiş olduğumuz filmlerin faydalı olması ve çevre sorunlarının azalması temel arzumu oluşturuyor. Dileğim yeni jenerasyonun çevre kirliliği üzerine film yapma gereksinimi duymayacağı bir dünyanın var olmasıdır”, dedi.

Öte yandan çevre üzerine düzenlenen yarışmalı festivaller ve organizasyonlarda ki ironiye de vurgu yapan Özlük,” o kadar çok çevreyle ilgili festival, yarışma vs. var ki, bu şu demek oluyor; ‘durum vahim!’ Buralarda ödüller aracılığıyla harcanan para çevre sorunlarının çözümüne yönelik bir girişime aktarılmış olsa çok daha faydalı olur ve ben çok daha mutlu olurum. Bununla birlikte ne yazık ki ilgili organizasyonların Çevre ve Kültür bakanlıkları destekli olması da apayrı bir ironidir”, dedi.

Ayrıca çevre kirliliğinin çözülemeyecek bir problem olmadığının altını çizen Özlük, önlemler farkındalık yaratarak çok basit şekilde de alınabilir. Söz konusu olan bir sigara izmaritiyle orman yangınlarına sebep olunmayacak farkındalığın yaratılmasıdır “, diyerek sözlerini noktaladı.

“Hamam böcekleri nükleer felakkette hayatta kalabilen tek canlı”
Son olarak “Evimiz” filminin finalinde insan türünün yok olabileceğine dair vurgu yaptıklarına da değinen Aluç, “hamam böcekleri nükleer felakette hayatta kalabilen tek canlı. Bizde filmimizde bu metaforu kullanarak, nükleer santralllerin tehditine yönelik dikkat çekmek istedik”, dedi. Öte yandan tıbbi atıkların deniz canlıları ve ekolojik sistem üzerindeki olumsuz etkilerine de değindiklerini dile getiren Aluç, bireysel olarak çevreye rastgele atılan çöplerin dışında, endüstriyel atıklarında ekolojiye ciddi oranda zarar verdiklerini belirtti.

“Dünyayı ben mi kurtaracağım” diye düşünülmemesine de dikkat çeken Aluç, “karbon ayak izi dediğimiz şeyi en aza indirgememiz gerek. Çocuklarımıza çevre bilinci ve sevgisi aşılamalıyız. Dünyamız kurtarılamayacak bir düzeyde değil” , dedi.

Ayrıca doğanın kendini yenilediğine de değinen Aluç, doğanın intikamının söz konusu olmadığını şu sözleriyle ifade etti: “Dere yatağına ev yaparsan orada sel olur. Bu doğanın intikamı değil, suyun yolunu bulmasıdır. Yanı sıra alt yapıyı düzgün yapmazsan, örneğin Ankara’da zaman zaman olduğu gibi; alt geçitler havuz olur ve balık adamlar ortaya çıkar”, diyerek sözlerini noktaladı.