Authors Posts by Bahri Yenikurtulus

Bahri Yenikurtulus

36 POSTS 0 COMMENTS

0 183
Haber: İbrahim Emre Sugel

Beymen, Boyner, YKM, Çaykur, Didi, Vakko, Memorial Hastaneleri gibi kurumlara hizmet veren “Zoom İletişim Ajans” başkanı ve kurucusu Banu Tekin Işıltan, Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin (DAÜ) konuğu oldu.

DAÜ İletişim Fakültesi’nde gerçekleştirilen söyleşi, DAÜ Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlendi. Öğrencilerin yanı sıra araştırma görevlileri ve öğretim üyelerinin de katıldığı etkinlikte Işıltan, sektöre dair bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı.

Söyleşinin açılış konuşmasını DAÜ İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Safiye Bağkur yaptı. Bağkur, konuşmasında, katılımcılara teşekkür ederek, fakülte-sektör buluşmalarının önümüzdeki günlerde de devam edeceğinin müjdesini verdi.

Söyleşiye dünyaca ünlü ressam Picasso’dan örnek vererek başlayan Işıltan, Picasso’nun eserlerinde dert edindiği yalın anlatımın iletişim alanında da önemli olduğunu, işin özüne inebilmenin fark yarattığını ifade etti. Işıltan’ın konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle idi:

Medya Karmaşıklığa Evriliyor

Yalın anlatımın önemine değinmesine karşın, günümüzde dijitalleşmeyle birlikte medya da kullanılan çoklu ortam olanakları ile, hızla biriken enformasyonun içerisinden doğrunun cımbızla alınmasında yaşanan zorluklara değinen Işıltan, medya planlamasının bu alanda oldukça önemli olduğuna dikkat çekti. Dijitalleşmeyle gelen karmaşık iletişim ağının içerisinde medya planlamasının hedefine de değinen Işıltan, “medya planlama; doğru zamanda, doğru yerde, doğru kitleye, doğru fiyatla mesajınızı ulaştırabilmektir”, dedi.

Medya Planlama ve Satın Alma Ajansları Reklamın Çıkış Kapısıdır

Reklam ajanslarıyla medya ajanslarının yaptıkları işlerin farklılık gösterdiğini de ifade eden Işıltan, medya planlama ve satın alma ajanslarının amacının; reklam verenlerin verileri ve beklentileri ışığında belirlenen hedef kitleye ulaşma yolları ile, bunun bütçesini belirlemek olduğunu dile getirdi. Bu aşamada medya planlama ve satın alma ajanslarının reklamın çıkış kapısı olduğunu ifade eden Işıltan, “hedef kitleye uygun medya alanlarının seçimleri çok önemelidir. Buna ek olarak, daha önce hiç uygulanmamış ya da kullanılmamış bir büyük fikir yaratmakta, diğer ajanslardan farklı bir şekilde öne çıkmanın anahtarıdır”, dedi.

Medya Planlaması Yaşayan Bir Süreçtir 

Medya ajanslarının, belirlenen yol haritasınca reklamları ilgili medya mecralarında yayınlamaya başlamasının ardından izlenme oranlarının takibini de yapıtığına dikkat çeken Işıltan, “medya planlaması yaşayan bir süreçtir. Bu süreçte günlük takip edilen veriler ışığında anlık müdehaleler yapılabilir”, dedi.

Son olarak, kampanya bittikten sonra hedef kitleye ulaşma oranlarının geniş kapsamlı raporunun hazırlanmasının önemine değinen Işıltan, bu aşamanın işverenlerin gözünde medya ajanslarının değerlendirilişlerinin kıstas noktası olduğunu da belirtti.

Organizasyon, toplu fotoğraf çekiminin ardından son buldu.

0 209
Haber: İbrahim Emre Sugel Fotoğraflar: Erem Kızıltan

Cumhuriyet Gazetesi İnternet Sitesi Yayın Yönetmeni Oğuz Güven,  “Yazılı Basına Bağlı İnternet Gazeteciliği” konulu söyleşide Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ)’nün konuğu oldu.

DAÜ İletişim Fakültesi’nde gerçekleştirilen organizasyon, Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlendi.

Söyleşinin açılış konuşmasını Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nurten Kara yaptı. DAÜ’de 2 yıl önce de Oğuz Güven’i ağırladıklarını ve yeniden aralarında görmekten memnuniyet duyduklarını belirten Kara, “bilindiği üzere 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ydü. İnsan hakları hususunda hak ihlallerini dile getirmek yine gazeteciliğin görevidir. Bu bağlamda gazeteciliğin önemini yine vurgulamak isterim”, diyerek katılımcılara teşekkür etti.

Söyleşiye, gazeteciliğin nerede yapılırsa yapılsın değişmeyeceğini belirterek başlayan Güven, “internet gazeteciliği diye bir şey yoktur, gazetecilik vardır. Günümüzde internetle birlikte icra koşulları değişmiş olsa da, gazetecilik enformasyon yığınları arasından doğru bilginin verilebilmesi için varlığını sürdürmektedir”, dedi. Güven’in konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle idi:

Yurttaş Gazeteciliğiyle Yarışmak Kolay Değil

İnternetle birlikte yeni medya alanlarında yurttaş gazeteciliğinin ön plana çıktığına değinen Güven, “vatandaşlar artık sosyal medya aracılığıyla anında olayı yerinden bildirebiliyor. Bu aktarım esnasında ise muazzam bir enformasyon kirliliği de oluşuyor. Gazetecilik, tam da bu sırada devreye giriyor. İnternette ki müthiş hıza rağmen nasıl doğru haber verebiliriz, bunun mücadelesini veriyoruz”, dedi. İnternetin ve yurttaş gazeteciliğinin yaratmış olduğu bu süratli ortamla yarışmanın pek kolay olmadığına da değinen Güven,  doğru ile yanlış bilgiyi ayırana dek kimi zaman ilgili olayın eskimiş olabileceğini ifadelerine ekledi.

Basılı Gazete Organlarıyla Senkron Yaratmak Çok Güç

İnternet ortamında gazetecilik faaliyeti yaparken hızın çok önemli olduğuna vurgu yapan Güven, bu hıza erişebilmek için basılı gazetecilik faaliyetlerinin internet sürecine tam anlamıyla taşınıp, tüm kurullarının süratle çalıştırılması gerektiğini belirtti. Güven,”İnternetteki hızlı enformasyon akışına yetişebilmek için basılı yayındaki editörün, yazı işleri sorumlusunun ve tüm organların internete göre düşünmesi gerekir. Ne yazık ki günümüzde basılı gazete organlarıyla bu senkronu yaratmak çok güç oluyor”, dedi.

Okurun Katılımcı Olduğu Gazeteciliğe Evrildik

Dünya üzerinde ağ teknolojilerinde oluşan platformların geçerliliğine dikkat çeken Güven, insanların artık kendi sözlerini söylemeyi tercih ettiğini, basılı gazeteye müdahale edemeyen okurların, dijital mecralarda haberlere müdahil olduğunu dile getirdi. Güven, sözlerine şu şekilde devam etti: “sosyal medya aracılığıyla okurlar, ilgili haberlere ilişkin kampanyalar dahi başlatıp haber merkezine nüfuz edebiliyor. Artık durum; ‘medya ne veriyorsa odur’ meselesinin ötesine geçti. Okurun tam anlamıyla katılımcı olduğu bir gazeteciliğe evrildik”, dedi.

Okuma Oranları Düşüyor

İnternette haber okuma oranlarının bu yıl ilk defa gerilediğine, rakamların %50 oranında düştüğüne değinen Güven, 13 yıldır internette gazetecilik alanında yöneticilik yaptığını ve bu tabloyla ilk defa karşılaştığını dile getirdi. Ayrıca okuma oranlarındaki düşüşe ek olarak paylaşımların da azaldığına dikkat çeken Güven, “bu tabloyla karşılaşınca üzülüyorsunuz. Bunun sebeplerinin altında Türkiye’de var olan korku ve sindirme politikaları var. Artık muhalif haberlerin kişisel sosyal medya sayfalarında paylaşılma oranları da oldukça düştü”, dedi. Ayrıca haber okumanın eğitim ve kültür ile doğrudan bağı olduğunu belirterek Avrupa’da 1 yıl konuşulabilecek bir konunun bizlerin coğrafyasında 2 saat içerisinde değişebildiğine vurgu yaptı.

Öte yandan okuma oranlarında ki düşüşe yönelik haber metinlerinin içeriği açısından da öz eleştiri yapan Güven, internetteki olağanca hızıyla akan gündeme haber yetiştirebilmek için içeriklerin üzerinde düzenleme yapabilecekleri zamanın çok sınırlı olduğunu ve buna ek olarak; ajanslardan gelen haberlerin dilinin hükümetin perspektifine göre değişkenlik gösterdiğini, ajans haberlerine de güvenemediklerini, oysa haberin dilinin tek olması gerektiğini belirtti.

Şirketler Muhalif Gazetelere Reklam Vermiyor

İnternetin reklam gelirlerinin tüm dünyada yükselirken Türkiye’de düştüğüne yönelik açıklamalarda bulunan Güven, “reklam alanında Google ile yarışmamız olanaksız. Böylesi büyük bir arama motoruna 10 liraya reklam verebiliyorsunuz. Dolayısıyla işi sadece habercilik olan bizlerin, gelir kaynakları ciddi yara almış oluyor. Okur hassasiyetimizden ötürü etik olmayan reklamları da reddediyoruz. İşin bir diğer boyutu ise, büyük şirketler zaten muhalif gazetelere reklam vermekten kaçınır vaziyette”, dedi.

Yazmanın Bedelini Ödüyoruz

İnternetin sansürsüz bir ortam yarattığını, ancak Türkiye’de ise yayın organlarına açılan davalarla medya emekçilerine korku salınarak, özgür haberciliğin önüne geçilmeye çalışıldığını vurgulayan Güven, baskılara boyun eğen veya otosansür uygulayarak gündem olmasına karşın önemli haberleri gizleyen merkez medyanın, gazeteciliğe ve halka en büyük ihaneti yaptığını belirtti. İnternette oluşan özgür ortamın dünya üzerinde devlet başkanlarını dahi devirebilecek güce ulaştığını ifade eden Güven, “Türkiye’deki korku iklimi yazılanların azalmasına sebep oluyor. Bunlar gerçek haberciliği sindirmeye çalışıyorlar. Lakin ‘Cumhuriyet’ olarak biz, inatla yazmaya devam edeceğiz. Başka türlüsü düşünülemez. İçerisinde bulunduğumuz süreçte yazmanın bedelini ödüyoruz”, dedi. Gazeteden birçok arkadaşının bu bağlamda hala tutsak olduğuna da dikkat çeken Güven,  yine de internetin dünya üzerinde getirdiği özgürlükçü ortamın her şeyi değiştirebileceğine inandığını belirterek, sözlerini noktaladı.

Organizasyon, toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.

0 193
Haber: İbrahim Emre Sugel Fotoğraflar: Çağdaş Bozkurt

T24 Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın,  “İnternette Gazetecilik” konulu söyleşide Doğu Akdeniz Üniversitesinin (DAÜ) konuğu oldu.

DAÜ İletişim Fakültesi “Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü” tarafından düzenlenen organizasyon, Mor Salon’da gerçekleştirildi. Öğrencilerin yanı sıra araştırma görevlileri ve öğretim üyelerinin de katıldığı etkinlikte Akın, sektöre dair bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı.

Söyleşinin açılış konuşmasını Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nurten Kara yaptı. Kara, konuşmasında, 2 yıl önce de DAÜ’de Doğan Akın’ı ağırladıklarını ve şimdi yeniden aralarında görmekten ise memnuniyet duyduklarını belirterek, katılımcılara teşekkür etti.

Söyleşiye, gazeteciliğin her alanında çalışarak doğrularını ve yanlışlarını gördüğünü dile getirerek başlayan Akın, “öğrenme ilişkisi hayatımızın en temel motivasyonudur. Öğrenmenin bittiği her ilişki tükenir. Dolayısyla bugün burada sizlere bilgi ve deneyimlerimi sunarken aynı zamanda da sizlerden birşeyler öğrenmek için bulunuyorum”, dedi. Akın’ın konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle idi:

İnternet Gazeteciliği Değil, İnternette Gazetecilik

Haberin konvensiyonel medya mecralarından ziyade daha çok internette tüketildiğine dikkat çeken Akın, “ben internet gazeteciliği demiyorum, internette gazetecilik diyorum. Gazetecilik İnternetle birlikte neredeyse gerçek zamanlı bir yayın imkanı buldu. Biz T24 olarak, günde yaklaşık 250 adet haber giriyoruz. Bu da pek tabii, doğru editör denetimiyle beraber sürhatte gerektiriyor. Bu bağlamda aciliyeti olan bir meslek olan gazetecilik, internetle birlikte çoklu ortam teknolojileriyle beraber bu imkanı bizlere sunuyor”, dedi.

Ayrıca gazeteciliğin yok olmaya yönelen bir meslek olduğuna dair görüşlere katılmadığını da belirten Akın, internette büyük bir hızla akan enformasyonun doğru bir gazeteci filtresinden süzülmeye ihtiyaç duyduğunu ve bunun, mesleğin standartlarını üst seviye bir profesyonelliğe çektiğini ifade etti.

Muhabirlikten Editörlüğe Uzanan Rota Tersine Dönüyor

Konvensiyonel medya mecralarında muhabirlikten editörlüğe uzanan rotanın internetle beraber tersine döndüğüne de değinen Akın, internette yer alan büyük enformasyon yığınından ilgili alanın belirlenip, okurlara bir dünya sunulmasının söz konusu olduğunu, bu icraatında editörlük sahasını genişlettiğini ve mesleğe içerik editörlüğünden başlanmasına öncülük ettiğini belirtti. Akın, konuşmasında; “artık muhabirlikten editörlüğe uzanan rota tersine değişim gösterebiliyor. Editörlükten başlayıp  muhabirliğe geçiş yapanlar,  bir konuya nasıl yaklaşacağını, nasıl bir başlık kullanacağını daha iyi  tahlül edebiliyor. Böylelikle gazeteci, sahaya çıkınca çok daha iyi haberlerle geri dönüyor. Biz bunu T24’de deneyimledik ve başarılarını gözlemledik”, dedi.

İnternet Haber Tekelini Kırdı

Konvensiyonel medya alanlarının inşaasının çok maliyetli olduğuna dikkat çeken Akın, internetle beraber haberin tekelinin kırıldığını ve medya patronlarından bağımsız düşük maliyetle yeni medya alanlarında haberciliğin yapılabildiğini belirtti.

Öte yandan, internetle beraber kurumların haber sitelerinden ve yurttaş gazeteciliğinden edinilen enformasyonların da, bu tekelin kırılmasında ki diğer etkenler olduğuna değinen Akın,”sosyal medya kullanımının en yoğun olduğu ülkelerden biriyiz. Bu da yurttaş gazeteciliğinin ön plana çıkmasına neden oluyor. Lakin bu alanda da  gazeteciliğin filtresine ihtiyaç duyulmaktadır”, dedi.

Ayrıca dünyanın hemen her yerinde, gazetecilerin tamamen bağımsız yapılarda çalışma imkanı bulamadığının da altını çizen Akın, gazetecilerin kalemini etkileyen bağlılıklardan yine de kendilerini esirgeyebileceklerini, buna örnek olarakta, şirket gezilerinden, bedava ağırlanmaktan uzak durabileceklerini belirtti.

Gazetecilik, Gazetecinin Gerçeklerle Kurduğu İlişkinin Vasıtasıdır

Gazeteciliğin sadece sermayeden deil, idolojik angajmanlardan da bağımsız olması gerketiğinin önemine vurgu yapan Akın, “bakıyorsunuz patronaj açısından bağımsız, ama idolojik angajmanlar nedeniyle bağlı ve yanlı. Böyle bir gazeteci kendi mahallesine yönelik üretim yaparken çok fazla hak ihlali ve  kışkırtma yapabiliyor. Bu da gazetecinin gerçeklerle kurduğu ilişkilerini etkiliyor. Günün sonunda geriye dönüp baktığımızda, bellek çalışması yaptığımızda, gazetecilerin gerçeklerle nasıl ilişkiler kurduğuna dair sorgulamalar yapabiliyoruz”, dedi.

Gelir Kaynaklarını Ortaya Koyamıyorlar

Türkiye medyasındaki en zor şeylerden bir tanesinin, yayın mecrasının patronlarını dahi bilememek olduğunu dile getiren Akın, bu alanda şeffaflığın söz konusu olmadığını, gelir kaynaklarının ortaya konmadığını ve bunu yapmaktan sakınıldığını belirtti. Akın, konuşmasında; ” hem şeffalık gibi temel değerlerden hareket eden, sorgulamaya soyunan bir mesleği, gazeteciliği icraa ediyorsunuz, hemde daha birnci adımda şeffaf davranamıyorsunuz”, dedi.

Gazetecilikte, Misyon Gazeteciliği Olmaz

Misyon gazeteciliğinin ideolojik angajmanlara olan bağlılıkla yakın anlamlara geldiğine dikkat çeken Akın, gazetecinin gerçeklerle kurduğu ilişkinin misyon üstlenmekten yoksun, bağımsız bir ilişki olması gerektiğini ifade etti. İdeolojik angajman kullanımının ve misyon gazeteciliğinin meslekte çok ciddi yaralar açtığına da değinen Akın, “gazetecilikte misyon gazeteciliği olmaz. Biz tüm bu angajmanlardan bağımsız, haber ne ise onu veririz. Kim ne der diye de düşünmeyiz”, dedi.

Bağımsız Gazetecilik İçin Reklam Gelirleri Çok Önemli

Bağmsız gazetecilik yapmak için internette reklam dünyasının çok önemli olduğunun da altını çizen Akın, internette reklam algoritmalarının iyi bilinmesi gerektiğini, çünkü oradan gelen gelirlerle haber portalının ayakta kalabildiğini belirtti.

Ayrıca reklam gelirlerinin üzerinde ciddi bir komisyon ve vergi yükünün olduğunu da ifade eden Akın, bu alanda istismar olduğunu sözlerine ekledi.

Ceza Söz Konusu Olduğunda Gazeteciyiz, Ama Basın İş Kanununa Tabi Tululmuyoruz

İnternette sadece ceza hukukuna bağlı, basın yayın yoluyla işlenen suçlara yönelik yasal sorumluluğa tabi gazeteci sayıldıklarına dikkat çeken Akın, “tabii bu cezalar yüzde 50 daha arttırılmış cezalardır. Söz konusu ceza olunca bu alanda gazeteci sayılıyoruz, ama Basın İş Kanunu’na bir türlü tabi tutulmuyoruz. Böylelikle internette yaptığımız gazeteci faaliyetlerimiz için basın kartı alamıyoruz”, dedi.

Son olarak, internette yayınlamış oldukları medya materyallerinin,  kendilerine haber verilmeksizin, Erişim Sağlayıcıları Birliğine yazı yazılarak engellenebildiğine de değinen Akın, bu sebeple engellemelerden ne yazık ki tesadüfen haberdar olabildiklerini ve ancak engelleme işleminin ardından kendilerine konuya ilişkin başvuruda bulunma hakkının tanındığını belirtti.

Organizasyon, toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.

0 183

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) tarafından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) lise son
sınıf öğrencilerine yönelik “Atölye Çalışmaları” gerçekleştirilecek. Ülke genelindeki liselerden
1800’ü aşkın lise son sınıf öğrencisinin katılacağı Atölye Çalışmaları 18 Aralık 2017 Pazartesi
günü, 09:30 – 13:00 saatleri arasında, DAÜ kampüsündeki çeşitli akademik birimlerde yapılmaya
başlanacak. Söz konusu atölye çalışmaları bölgelere göre 25 ve 26 Aralık 2017 tarihlerinde de
devam edecek.

Gerçekleştirilecek olan atölye çalışmalarına Lefkoşa bölgesi okullarından Bülent Ecevit Anadolu
Lisesi, Lefkoşa Türk Lisesi, Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Türk Maarif Koleji, 20 Temmuz Fen
Lisesi, Haydarpaşa Ticaret Lisesi, Atatürk Meslek Lisesi, Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi,
Levent Koleji, TED Koleji, Haspolat Meslek Lisesi, Hala Sultan İlahiyat Koleji ve Değirmenlik
Lisesi katılacak. Güzelyurt, Girne ve Lefke Bölgesi okullarından Lapta Yavuzlar Lisesi, Anafartalar
Lisesi, 19 Mayıs TMK, Güzelyurt TMK, Kurtuluş Lisesi, Cengiz Topel Endüstri Meslek Lisesi,
Güzelyurt Meslek Lisesi, Lefke Gazi Lisesi, Gazimağusa, İskele ve Karpaz Bölgesi okullarından ise
Gazimağusa Meslek Lisesi, Dr. Fazıl Küçük Endüstri Meslek Lisesi, Gazimağusa TMK, Namık
Kemal Lisesi, Gazimağusa Ticaret Lisesi, Doğa Koleji, Polatpaşa Lisesi, Cumhuriyet Lisesi,
Bekirpaşa Lisesi, İskele Ticaret Lisesi, Erenköy Lisesi ve Karpaz Meslek Lisesi öğrecileri etkinlikte
yer alacak. Öğrenciler tercih etmeyi planladıkları meslek ve uzmanlık alanlarına göre gruplara
ayrılarak ilgili fakültede akademik uzmanlar eşliğinde atölye çalışması yapacaklar.

39 farklı konuda gerçekleştirilecek olan Atölye Çalışmaları ile lise son sınıf öğrencilerinin varolan
kabiliyetlerini ortaya çıkarmak ve gelişimlerine katkıda bulunmak amaçlanıyor. Konular arasında
Makine Tesviye Atölyesi, CNC Tezgahında Parça İşleme, Elektrikli Araba İmalatı Labaratuvarında
Uygulama, 3 Faz Sistemleri Uygulamaları, Robotlu Üretim ve Bir Optimizasyon Uygulaması,
Zeminlerin Sıkılaştırılması (kamksiyon) Deneyleri, Alice 3.0 ile Oyun Programlama, Kıbrıs Sorunu,
Ekonomi, Fizik Bölümü-Mekanik Enerji Prensiplerinin değişiminin anlaşılması-Roller Coaster,
Kimya Bölümü-Acid- Base Titration, Reklam Çevirileri ve Yerelleştirme Atölye Çalışmaları-
Onuncu Beyaz Perde Günleri; Görsel İşitsel Çeviri Atölyesi, Bilişsel Psikoloji, Polimeraz Zincir
Reaksiyon, Hukuk Eğitimi, Kent Peyzajı, Mimarlık Güneş Kırıcısı Tasarımı, Yaşam Mekanları,
Çağdaş Yapı Sistemleri, Mobilyanı Yap, Sanal Mekanda Çekim, Sosyal Medya Fotoğrafçılığı,
Reklam Mutfağı ve Markalarla Dans, Farkındalık Etkinliği (Yaşam Gerçekleri ve Özel Eğitim),
Üniversite Diploma ve Ötesi- Çoklu Zeka ve Kariyer Seçimi, Yaratıcı Düşünme ve Estetik
Etkinliği, Kendi Videomu Çekiyorum (Video Geliştirme), Beden Müziği veya Öğrenci Konseri,
Vücut Ağırlığı Denetimine Yönelik Değerlendirme, Sağlıklı Beslenmede Pişirme Koşulları ve
Sakıncalı Yöntemler, Kassal Kuvvet ve Denge Değerlendirmesi, Temel İlk Yardım Uygulaması,
İlaç Sentezi ve Analizi, Klinik Uygulamalara Giriş: Kardiyopulmoner Resüsitasyon (kalp masajı)
Önemi ve Uygulamalı Eğitimi, Tıpta Biyokimyasal Analizlerin Önemi ve Uygulamalı Örneği (kan
ve idrar tahlili), Mutfak Atölye Çalışması, Sosyal Medya ve Güvenlik, 3 D Autocad ile Küçük Proje
Uygulaması, Animasyon Teknikleri ve Uygulaları yer almaktadır.

0 208

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim
Tasarımı Bölümü öğrencileri, Paris merkezli bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş
olan 4tomorrow’un “Poster for Tomorrow” yarışmasında, 6,993 poster tasarımı içerisinde ilk
100 arasına girdi. Küresel sorunlarla ilgili farkındalık yaratma amacıyla düzenlenen
yarışmalarla poster tasarımlarını teşvik eden 4tomorrow’a bugüne kadar 133 ülkeden 15 binin
üzerinde poster tasarımı gönderilirken, kuruluş beş kıtada 400’ün üzerinde sergi açmış
bulunuyor. Bu yıl seyahat özgürlüğüne dikkat çekmek amacıyla “Freedom of Movement –
Hareket Özgürlüğü” teması altında düzenlenen yarışmaya poster tasarımları ile katkı koyan,
DAÜ İletişim Fakültesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Yüksek Lisans
öğrencisi Farzin Faroutan ile Lisans öğrencisi Abanu Soliman, dünyanın dört bir yanından
gönderilen 6,993 tasarım arasından ilk 100’e, ayrıca Yüksek Lisans öğrencileri Negar
Chahian, Amer Taher ve Ebal A. S. Alamari de ilk 400’e girerek önemli bir başarıya imza
attı.

“İnsan Hakkı Konusunda Farkındalık Yaratma Zamanı”
DAÜ öğrencilerinin poster tasarımları 7 Aralık 2017’de Fransa, ABD, Brezilya, Rusya, İran,
Fas ve Türkiye’de açılan sergilerde gösterime açıldı. Diğer yandan, söz konusu ulusal poster
tasarımı sergisinin 14 Mart 2018 tarihinde DAÜ’de açılmasına karar verildi. DAÜ’de
açılacak sergide “Poster for Tomorrow – Yarın İçin Poster” projesinin kurucusu Herve
Matine de bir seminer verecek. DAÜ’lü genç iletişimcilere poster tasarımları esnasında
danışmanlık yapan Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr.
Senih Çavuşoğlu, yaptığı açıklamada seyahat özgürlüğünün bir insan hakkı olduğuna dikkat
çekerek, savaşlar yüzünden göç etmek zorunda kalan insanların yaşadığı sıkıntılarla ilgili bir
farkındalık yaratılması gerektiğini ve poster tasarımlarının bu konuda büyük önem taşıdığını
dile getirdi. Doç. Dr. Çavuşoğlu, farklı uluslardan insanların dünyaya renk ve hayat kattığını
ifade ederek, sınırların insanlara kapatılması ve insanları dışarıda tutmak için duvarlar inşa
edilmesi sonucunda dünyayı karanlık bir geleceğin beklediğine işaret etti.

0 323
Röportaj: İbrahim Emre Sugel

Sinema-TV bölümü öğrencilerinin 2016-2017 bahar dönemi bitirme projeleri galasındayım. Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Faklültesi Mor Salonda gösterime çıkacak olan filmlerin hummalı heyecanı var. Fakat beni asıl heyecanlandıran film ise; “Evimiz.” “Yeşil Barış Hareketi Yarışması”nda üçüncülük ödülüne layık görülmüş olan kısa film, henüz daha başlamadan kendisine verilmiş olan ismi ile gezegenimiz arasında metaforik bir anlatım içerisine giriyor. İzlerken beni tam anlamıyla içine çeken bu 4 dk; gezegeni kendi evimiz olarak görmez isek, çevre kirliliğinin yol açacağı sorunların türümüzün varlığına en büyük tehdit olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu bağlamda biraz geç kalınmış olsa da, bünyesinde barındırdığı hassasiyetle güncelliğini her daim koruyacak olan, “Evimiz” filminin yapımcısı ve yönetmeni DAÜ Araştırma Görevlisi Mert Yusuf Özlük ve filmin senaristi DAÜ Öğretim Görevlisi Dr. Engin Aluç ile sinema, çevre, toplum üçgeninde sesleşiyoruz:

“Gezegeni evimiz olarak görüyoruz”
Evimiz filminde farkındalık yaratmak açısında temelde dikkat çektikleri düşünüşe değinerek sözlerine başlayan Özlük, “gezegeni evimiz olarak görüyoruz. Yaşam alanımız olan büyük evimizin çevre kirliliği sorunlarını bir çocuğun gözünden işleyerek anlatıyoruz”, dedi. Ayrıca Özlük, yaşam alanı ve hakkı gasp edilen yeni nesli “çocuk” üzerinden temsil ettiklerini, ve onun çözüm için başvurduğu muazzam hayal gücünün yapmış olduğu bir resimdeki metaforik bağıntısını izleyicilere sunduklarını belirtti.

“Senaryo yok, fikir var”
Çoğu filmde yapımcı-yönetmen Mert Yusuf Özlük ile senaryosuz çalıştıklarını ifade eden Aluç ise, “fikir bizim için çok önemliydi. Düşüncemi dile getirdiğimde Mert, ‘hani senaryo, nasıl çekeceğiz’ dedi. Ben ise O’na, ‘senaryo yok, fikir var’ dedim ve işe koyulduk. Direk çekim senaryosunu hazırlayıp, storyboard’unu (hikaye tahtası) çizdim. Bizim çalışmalarımız çok ilginç olabiliyor. Mesela çekimler esnasında senaryomuz değişebiliyor”, dedi. Ayrıca Aluç, senarist ile yönetmen arasındaki ilişkinin günün sonunda ortaya çıkacak olan ürünün başarısında önemli rol oynadığını da ifadelerine ekledi.

“O’nun hayal gücünü ben perdeye yansıtıyorum”
Senarist-yönetmen ilişkisine yönelik önemli detaylara değinerek sözlerine devam eden Özlük, “senaristle yönetmenin ve yönetmenle görüntü yönetmeninin ilişkisi, sinemada perdede ne göreceğimizle ilintili çok büyük önem taşıyor. Çekimler esnasında ki tüm yeni oluşan devinimleri senaristle birlikte tartıp biçiyoruz. Bu bağlamda Engin’le aramızda çok iyi bir ilişki ve ortak frekans var diyebilirim. O’nun hayal gücünü ben perdeye yansıtıyorum”, dedi.

“Mizansenleri kurgulamak güç oldu”
Söz konusu olan tema çevre olunca ne yazık ki sorunların da oldukça fazla olduğuna dikkat çeken Özlük, “kısa filmlerde genelde tek çatışma olayı çözer. Lakin biz 4 dk içerisinde çevreye dair bir çok sıkıntıyı gözler önüne sermek istedik. Nükleer felaketten tutunda tıbbi atıklara kadar bir çok konuyu birarada işledik. Bu bağlamda mizansenleri kurgulamak pek tabi güç oldu. Ama bu güçlüğü çok iyi bir ekiple çalışarak aştık”, dedi.

“Evimiz”filminin ekibinde sinema-tv öğrencilerinin muazzam emeğinin olduğuna da değinen Özlük, öğrenci odaklı çalışmalar yaparak onları motive etmeyi ve film üretmeye teşvik etmeyi amaçladığını sözlerine ekledi. Daha önce de “Sera” adlı çevre temalı filmleriyle iki ödül kazandıkklarını ifade eden Özlük, kısa filmler yapmaya öğrencilerin film yapmayı öğrenmeleri ve set ortamını tecrübe edinmeleri hedefiyle başladığını belirtti.

“Müziği, kurgu unsurunda bir karakter gibi kullandım”
Görüntülerin kurgusunu bitirdikten sonra filmi izleyerek müziğini elektronik ortamda aynı anda klavye ile yaptığını belirten Aluç ise, “çocuğun bulunduğu sahnelerde ki müzik bir ninninin introsuydu. Fakat çevre kirliliğiyle ilgili sahnelerde ise özel olarak efektler yarattım ve müziği kurgu unsurunda bir karakter gibi kullandım”, dedi. Ayrıca Aluç, sinemada müziğin ve sesin kullanımının anlatıyı pekiştirmek açısından çok önemli bir unsur olduğunuda sözlerine ekledi.

“Filmlerimde metaforik anlatım olmazsa olmazlarımdandır”
Yapmış olduğu eserlere gerçekçi baktığını fakat sinemada biçimçi bakış açısına da yakın olduğunu ifade eden Özlük, “deneysel film çalışsaydık eğer, bilimkurgu ve sürrealist alanalara da yönelebilirdik. Lakin ben filmlerimde gerçekçi, daha halktan, daha samimi, daha dram, daha sıcak kesitler vermeyi yeğliyorum. Bunu yaparken de filmlerimde metaforik anlatım olmazsa olmazlarımdandır. Bu şekilde o esere adeta imzamızı atmış oluyoruz”, dedi.

“Küçük Prens’i okumalarını tavsiye ediyorum”
Filmde bir çocuğun hayal ettiği temiz dünyanın onun kahramanı olan annesi tarafından sağlandığına değinen Aluç ise, “kahraman olarak anne dünyayı elektirikli süpürgeyle temizliyor. Oradaki süpürge metaforu aslında elektiriğe gönderme yapıyor. Zaten filmimizi de bu alanda nükleer santrallerin doğurabileceği felakete dikkat çekerek sürpriz bir sonla bitiriyoruz”, dedi. Ayrıca idarecilerin nükleer gibi bir alana yatırım yaparken yalnızca maaliyet hesabında rakamlarla ilgllenmesinin yanlışlığına da vurgu yapan Aluç, “onlara Küçük Prens’i okumalarını tavsiye ediyorum. Orada diyor ki; ‘büyüklerin işi gücü hep sayılar. Herşeyi sayı olarak görüyolar.’ Oysa idarecilerin geleceğe daha öngörüyle bakmaları gerek. Bizim ütopya diye görülen görüşlerimiz olmayacak şeyler değil. Daha az bürokrasi ile daha çok gelecek nesilleri düşünerek bugünü inşaa etmeliyiz”, dedi.

İnsanları nükleer enerjinin güzel bir şey olduğuna ikna etmek için çekilen reklam filmlerinde çocukların kullanıldığına da değinen Aluç, ” çocuklar enerjiyle mi mutlu olur? Onlar küçük şeylerle mutlu oluyor. Dünyada elektirik yokken mutlu değilmiydi çocuklar? Belki de daha mutluydular. Ne yazık ki reklam stratejisi bu alanda tamamen çocuk üzerinden ikna yaratmak için kullanılmış”, dedi. Bu tarz yaklaşımların yerine insanları bilinçlendirmek gerekliliğine vurgu yapan Aluç, herhangi bir deprem olduğunda ya da toprak kaymasında kendi içine çöküp sızıntı yapmayan sistemlerinde var olduğunu, ama Akkuyu’daki santralin ne şekilde kurulduğuna dair herhangi bir bilginin bu reklam filmlerinde gösterilmeyerek; içerik açısından retorikte patos denilen duygusal çağrışımın varlığına karşın, logos’un, yani mantığın olmadığını belirtti.

Ayrıca çevrenin korunması üzerine imzalanan Kyoto gibi bir çok sözleşmenin sadece kağıt üzerinde kalıyor olmasından yana rahatsızlığını da dile getiren Aluç, rüzgar gibi güneş gibi alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gerekliliğinin altını çizdi. Elektirik üretiminde, bireysel girişimlerinde olmasının ve devletlerin de bunu teşvik etmesinin önemine değinen Aluç, “örneğin rüzgar enerjisiyle evimin elektirik ihtiyacını karşılamak istiyorsam, sosyal devlet anlayışıyla devletin bu maliyetin bir kısmını karlşılayıp destek olması gerekir. Bu bağlamda bazı ülkelerde ürettiğiniz enerjinin fazlasını da devlete satabiliyorsunuz ve maliyeti düşürme noktasında yine bir avantaj elde edilmiş oluyor”, dedi.

“Onlar nükleer enerji üzerine mutlu mesut filmler çekiyorlar”
Nükleer enerji söz konusu olduğunda işin sadece ticari boyutuyla ilgilenilmesinin yanlışlığına dikkat çeken Özlük ise, “gezegenimizi ve kendi geleceğimizi düşünen kaç kişi var? Onlar nükleer santraller üzerine mutlu mesut filmler çekiyorlar. Oysa ben, kalıcı ve fakındalık yaratıcı eserler bırakmanın peşindeyim. Çekmiş olduğumuz filmlerin faydalı olması ve çevre sorunlarının azalması temel arzumu oluşturuyor. Dileğim yeni jenerasyonun çevre kirliliği üzerine film yapma gereksinimi duymayacağı bir dünyanın var olmasıdır”, dedi.

Öte yandan çevre üzerine düzenlenen yarışmalı festivaller ve organizasyonlarda ki ironiye de vurgu yapan Özlük,” o kadar çok çevreyle ilgili festival, yarışma vs. var ki, bu şu demek oluyor; ‘durum vahim!’ Buralarda ödüller aracılığıyla harcanan para çevre sorunlarının çözümüne yönelik bir girişime aktarılmış olsa çok daha faydalı olur ve ben çok daha mutlu olurum. Bununla birlikte ne yazık ki ilgili organizasyonların Çevre ve Kültür bakanlıkları destekli olması da apayrı bir ironidir”, dedi.

Ayrıca çevre kirliliğinin çözülemeyecek bir problem olmadığının altını çizen Özlük, önlemler farkındalık yaratarak çok basit şekilde de alınabilir. Söz konusu olan bir sigara izmaritiyle orman yangınlarına sebep olunmayacak farkındalığın yaratılmasıdır “, diyerek sözlerini noktaladı.

“Hamam böcekleri nükleer felakkette hayatta kalabilen tek canlı”
Son olarak “Evimiz” filminin finalinde insan türünün yok olabileceğine dair vurgu yaptıklarına da değinen Aluç, “hamam böcekleri nükleer felakette hayatta kalabilen tek canlı. Bizde filmimizde bu metaforu kullanarak, nükleer santralllerin tehditine yönelik dikkat çekmek istedik”, dedi. Öte yandan tıbbi atıkların deniz canlıları ve ekolojik sistem üzerindeki olumsuz etkilerine de değindiklerini dile getiren Aluç, bireysel olarak çevreye rastgele atılan çöplerin dışında, endüstriyel atıklarında ekolojiye ciddi oranda zarar verdiklerini belirtti.

“Dünyayı ben mi kurtaracağım” diye düşünülmemesine de dikkat çeken Aluç, “karbon ayak izi dediğimiz şeyi en aza indirgememiz gerek. Çocuklarımıza çevre bilinci ve sevgisi aşılamalıyız. Dünyamız kurtarılamayacak bir düzeyde değil” , dedi.

Ayrıca doğanın kendini yenilediğine de değinen Aluç, doğanın intikamının söz konusu olmadığını şu sözleriyle ifade etti: “Dere yatağına ev yaparsan orada sel olur. Bu doğanın intikamı değil, suyun yolunu bulmasıdır. Yanı sıra alt yapıyı düzgün yapmazsan, örneğin Ankara’da zaman zaman olduğu gibi; alt geçitler havuz olur ve balık adamlar ortaya çıkar”, diyerek sözlerini noktaladı.

 

0 215
Haber: İbrahim Emre Sugel Fotoğraflar: Çağdaş Bozkurt

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü 2016 – 2017 akademik yılı bahar döneminde şeref ve yüksek şeref belgesi almaya hak kazanan başarılı öğrencileri sertifika töreniyle onurlandırıldı.

DAÜ İletişim Fakültesi Mor Salon’da 28 Kasım 2017 tarıhinde saat 14:30’da yapılan törene öğrencilerin yanı sıra öğretim üyeleri ve öğretim görevlileri de katıldı. Töreninin açılış konuşmasını Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nurten Kara yaptı. Kara, konuşmasında, ödül alan öğrencileri başarılarından dolayı kutlarken, çok yakın bir zamanda Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nün İngilizce eğitim diliyle de hayata geçireceklerini belirtti. Doç. Dr. Nurten Kara’nın konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle idi:

Gazetecilik Yeni Medya İle Entegre Oluyor
Dijital çağda internet kullanımının yaygınlaşmasıyla gazeteciliğin yok olmaya yüz tuttuğunu dile getirenlerin aksine bunun bir uyumluluk hali olduğuna dikkat çeken Kara, “gazetecilik yok olmamakta, bilakis yeni medya ile entegre olmaktadır. İnternetle birlikte yaşamımızın bir çok alanına sirayet eden bu dijital mecrada içerik, metin yaratmak ise çok önemlidir ve bu gazeteciliğin en önemli unsurlarından biridir. Bu sebeple eğitim içeriğimizi ‘yeni medya ve gazetecilik’ alanını besleyecek nitelikte derslerle reforme ettik”, dedi.

Fakülte-Sektör Buluşmalarımız Devam Ediyor
Medya alanında uzman ve önde gelen kişilerle öğrencileri bir araya gertirmeye devam edeceklerinin de müjdesini veren Kara, “Fakülte-sektör buluşmalarımız önümüzdeki günlerde de devam edecek. Bu bağlamda 8 Aralık’ta bağımsız internet gazeteciliği alanında başarılarıyla tanınan T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın, 11 Aralık’ta internet gazeteciliği hakkında bilgi ve deneyimlerini bizimle paylaşacak olan Cumhuriyet Gazetesi İnternet Sitesi Yayın Yönetmeni Oğuz Güven, 21 Aralık’ta ise gazetecilikte barış dili kullanımı hususunda deneyimlerini paylaşmak üzere Kıbrıs’ın Kuzey’i ve Güney’inden genç gazetecileri Fakültemiz’de ağırlayıp, siz öğrencilerimizle buluşturacağız”, diyerek sözlerini noktaladı.
Ardından sözü devralan, TRT Genç İletişimciler Yarışmasında Sosyal Medya kategorisinde “Dedebiyat” adlı projesiyle birincilik elde eden, DAÜ İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencisi Hasan Doğan’da törende ödülü ve projesi ile ilgili bir sunuş yaptı. Doğan, konuşmasında, proje danışmanı DAÜ Araştırma Görevlisi Sertaç Özdemir’e ve Ankara’daki ödül törenine kadar gelerek kendisine destek veren DAÜ İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hanife Aliefendioğlu’na teşekkürlerini iletti. İnternette sıklıkla karşılaşılan “tık yemi” taktiğine eleştirel yaklaşarak ele aldıkları “Dedebiyat” adlı projesinin edebiyatın haberleştirilimiş hali olduğuna dikkat çeken Doğan, “biz kitaplar üzerinden yola çıktık. Farklı başlıklar kullanarak ‘tık yemi’ ile beraber okurları kitaplardan alıntılarla baş başa bıraktık”, dedi.

Organizasyon başarılı öğrencilerin akademisyenlerin elinden şeref-yüksek şeref sertifikalarını ve hediyelerini almalarının ardından, “Citizenfour” adlı filmin gösterimiyle son buldu.

0 223
Haber: İbrahim Emre Sugel Fotoğraf: Duygu Okur

“Olağan Denemeler” adlı kısa filmleriyle uluslararası alanda 3 ödül kazanan Yönetmen Vasvi Çiftçioğlu, Doğuş Özokutan ve Görüntü Yönetmeni Peter Verburg, “Düşük Bütçeyle Kısa Film Yapımı Atölyesi” konulu söyleşide Doğu Akdeniz Üniversitesinin (DAÜ) konuğu oldu. DAÜ İletişim Fakültesi’nde 8 Kasım 2017 tarihinde saat 14:00’de başlayan organizasyona, öğrencilerin yanı sıra araştırma görevlileri ve öğretim üyeleri de katıldı. Etkinlikte Çiftçioğlu, Özokutan ve Verburg sektöre dair deneyimlerini katılımcılarla paylaştı.

Söyleşinin açılış konuşmasını Sinema-TV Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bahire Özad yaptı. Özad, konuşmasında Çiftçioğlu, Özokutan ve Verburg’u ağırlamaktan mutluluk duyduklarını belirterek katılımcılara teşekkür etti.

Söyleşiye, düşük bütçeli kısa film yapımında planlı olmanın önemine değinerek başlayan Özokutan, “ister yönetmen, ister görüntü yönetmeni olmak isteyin değişmeyen yegane faktör, en küçük ayrıntıya dahi dikkat etmeniz gerekliliğidir. Çünkü yeniden çekmek ekstra masraf demektir. Herşey önceden en ince ayrıntısına kadar planlı olmak zorundadır”, dedi. Özokutan’ın açıklamalarından öne çıkanlar ise şöyle idi:

“Hikaye herşeyden önce gelir”
Bir filmin iyi ya da kötü olduğunu belirleyen şeyin tek başına kullanılan ekipmanlar olmadığına değinen Özokutan, “hikaye herşeyden önce gelir. Kötü hikayeden iyi film çıkarmak mümkün değil ama kötü bir ışığı düzeltmek mümkün olabilir. Kötü bir kurgu ve öykü ise affedilemez”, dedi. Ayrıca bugüne dek katıldıkları festivallerde kendi filmlerinin dışındaki en düşük bütçenin 100 bin euro standartında olduğuna da değinen Özokutan, “Olağan Denemeler” adlı 3 uluslararası ödüle layık görülen kendi filmlerini ise 30 bin liralık banka kredisi ile çektiklerini belirtti.

“Açıları belirleyenler de insanlar, hikayeyi yazanlarda insanlar”
Senaryoya güvenildiği taktirde, elden geldiğince iyi ekipmanlarla çekim yapmanın önemine de vurgu yapan Özokutan, “senaryo kötüyse ekipmanlarınızın çok iyi olması ya da çok büyük oyuncuların, reklam çalışmalarının yapılması da bir işe yaramayacaktır. Sonuçta açıları belirleyenler de insanlar, hikayeyi yazanlarda insanlar. Günün sonunda cihazlar değil, insanlar yapıyor işi ve o zaman iyi bir hikaye olması gerekiyor”, dedi. Öte yandan, öğrencilere eğitim yaşantılarını noktalamadan evvel yapabilecekleri en iyi şeyin film çekmek olduğunu da belirten Özokutan, ekipmanların, oyunculuğun ve danışmanlığın üniversite bünyesinde bedava olduğunu ve DAÜ’deki bu şansı değerlendirmeleri gerektiğininin önemine değindi.

“‘Olağan Denemeler’, ilk ve tek Oscar seçmelerinde yarışan Kıbrıs Türk yapımı filmdir”
Kendilerinin bağımsız filmciler olduklarını belirterek sözlerine başlayan Çiftçioğlu ise, “biz normalde belgesel film yaparız. ‘Olağan Denemeler’ ise ilk kısa filmimizdir. Bugüne dek 23 ülkede 42 festivalde gösterildi ve ikisi ABD’de biri ise Brezilya’da olmak üzere 3 uluslararası alanda ödüle layık görüldü. İlk ve tek Oscar seçmelerinde yarışan Kıbrıs Türk yapımı film olmasıyla da bizleri ayrıca mutlu etti”, dedi. “Olağan Denemeler”i tamamen kendi imkanlarıyla çektiklerine değinen Çiftçioğlu, büyük festivallere giden filmler arasında en düşük bütçeli filmin kendilerinin ki olduğunu, ama bunun başarıya ulaşmaları önünde bir engel teşkil etmediğini belirtti.

“Kurmaca kısa film çekmek kolay değil”
Belgesel ile kısa film çekmek arasında farkların olduğuna da dikkat çeken Çiftçioğlu, “kurmaca kısa film çekmek kolay değil. Belgesel film daha doğal akışında seyrediyor, ama kurmaca bir kısa filmde ise ışık, ses, oyunculuk gibi faktörlere daha fazla dikkat etmeniz gerekiyor”, dedi. Ayrıca kurmaca filmde önceden yazılmış senaryoyu takip etmenin yarattığı güçlüklere de değinen Çiftçioğlu, belgesel filmler de ise ilgili metnin yapım aşamasında dahi ortaya çıkabileceğine belirtti.

“Işık çok önemlidir”
Sinemada ışığın kullanımı alanında uygulamalı örnekler göstererek sözlerine başlayan Görüntü Yönetmeni Verburg ise, “ışık çok önemlidir. Işığı doğru kullanmazsanız vermek istediğiniz görüntüyü ve yaratılmak istenen atmosferi kaçırabilirsiniz. Işık, izleyiciye katmak istediğiniz duyguyu etkileyici bir şekilde vermenizi sağlar. Bu alanda tıpkı ses gibi ışıkta çok önemli bir öğedir”, dedi. Sinemada kullanılan ışık tipleri ve çekim ekipmanlarını tanıttığı sunumunda, iyi tanıdıkları ekipmanlarla çalışmanın önemine de değinen Verbur, bir marangoz için kendi çekiciyle çalışmak ne kadar önemliyse, bir görüntü yönetmeni için de alıştığı, bildiği kamerayla çalışmanın ilgili performans açısından o kadar önemli olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.

Organisazyon, soru-cevap kısmının tamamlanmasının ardından son buldu.

0 201
Haber: İbrahim Emre Sugel

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) 2017-2018 akademik yılı Öğrenci Konseyi seçimleri DAÜ İletişim Fakültesi öğrencilerini sandıkta buluşturdu.

Her fakültenin kendi içerisinde gerçekleştirmiş olduğu seçimlerde İletişim Fakültesinden Öğrenci konseyinde yer almak için yarışa katılan adaylar; Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nden Muhammet Raşit Ağar, Hatice Nur Doğan , Sinema-TV Bölümü’nden Cemal Onur Öztürk, Samer Issa Mohammad Awad, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’nden Firdevs Esen Süer, Erem Kızıltan, Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarım Bölümü’nden Ömer Faruk Akyıldız, Animasyon ve Oyun Tasarım Bölümü’nden ise Hüseyin Furkan Çetin oldu.

Oy verme işleminin 6 Kasım 2017 tarihi itibariyle saat 16:00’da sonuçlandığı seçim sonuçları ise aynı gün akşam kamuoyuna duyuruldu. Açıklanan resmi sonuçlara göre; Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü temsilciliğine Muhammet Raşit Ağar, Sinema-TV Bölümü temsilciliğine Samer Issa Mohammad Awad, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü temsilciliğine Erem Kızıltan, Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarım Bölümü temsilciliğine Ömer Faruk Akyıldız, Animasyon ve Oyun Tasarım Bölümü temsilciliğine ise Hüseyin Furkan Çetin seçildi.

Halkla İlişkliler Ve Reklamcılık Bölümü Öğrenci Konseyi temsilciliğini kazanan Erem KIzıltan’ın seçime yönelik değerlendirmesi ise şöyle idi:

“Kimseye vaatle gitmedim”
Seçim çalışmalarında vaatlerin inandırıcılığını kaybettiğine değinerek sözlerine başlayan Kızıltan, “ben kimseye vaatle gitmedim. Çünkü vaatlerin verilip tutulmadığı bir siyasi ortamda yaşıyoruz ne yazık ki. Geçen yıl bu alanda seçimleri kazanarak bölümümü temsil ettim. Bu yıl da hocalarımın ve öğrenci arkadaşlarımın desteğiyle yeniden aday oldum. Gerek adanın sosyo-kültürel yapısını tanıtan geziler ve gerekse sosyal sorumluluk projeleriyle bu yılda hız kesmeden çalışmalarımıza devam etmek istiyorum. Tekrar seçildiğim için mutluyum. Oy kullanan herkese çok teşekkür ederim. “, dedi.

“Öğrenci Konseyinin Senato’da dinlenildiğini düşünüyorum”
DAÜ yönetimini demokratik bulduğuna da dikkat çeken Kızıltan, “Öğrenci Konseyinin Senato’da dinlenildiğini düşünüyorum. Öğrenci arkadaşlarımızında pek tabii beklentileri var. Onları geçen yıl olduğu gibi bu yıl da en iyi şekilde temsil edeceğime inanıyorum”, dedi. Ayrıca seçimlerin ve propoganda sürecinin de demokratik bir ortamda yapıldığına değinen Kızıltan, bu alanda İletişim Fakültesinin lasnmanla ilgili daha etkin bir rolü oynanabileceğini de belirtti.

“Yüzyüze görüşme tekniğini uyguladım”
DAÜ İletişim Fakültesi öğrencisi olarak propoganda sürecinde izlediği strateji hakkında da görüş belirten Kızıltan, “yüzyüze görüşme tekniğini uyguladım. Bunun yanı sıra sosyal medya mecrası olarak ise sadece Facebook’tan yayın yaptım ve olumlu geri dönütler aldım”, dedi.

Seçimlerin ardından bölüm temsilcileri, İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Agah Gümüş’ün önderliğinde İletişim Fakültesi temsilciliği için biraraya geldi.  DAÜ İletişim Fakültesi temsilciliğine seçilen öğrenci ise, Samer Issa Mohammad Awad oldu.

0 327
Haber: İbrahim Emre Sugel Fotoğraf: Güray Kısa

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) tarafından SOS Çocuk Köyü yararına düzenlenen “Lefkoşa Turkcell ile Koşuyor Maratonu”nu birincilikle tamamlayan, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Türksoy ile sosyal sorumluluk üzerine sesleşiyoruz

LTB’nin organize ettiği ve Turkcell sponsorluğunda 22 Ekim Pazar günü saat 10:00 başlayan maraton, 4, 8 ve 21 km olmak kaydıyla 3 ana kategoride gerçekleştirildi. 3 Bine yakın katılımcıyla Kıbrıs halkının yoğun duyarlılığına sahne olan maratonda 8 km’lik koşusunun ardından birincilik elde eden DAÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Türksoy,” hayat zaten bir maraton. Bir başlangıç birde bitiş noktası var. Önemli olan bu aralıkta neler yaptığımız, nasıl değerlendirdiğimizdir”, dedi.

“Koşu bizi özgürleştiren birşey”
Koşarken çok şey düşünüp, rutin dünyamızdan kopabildiğimizin altını çizen Türksoy, “koşu bizi özgürleştiren bir şey. Tek başınıza kalıp hayaller kurabildiğiniz bir an. Bu yüzden uzun yıllardır koşuyorum ve 15 yaşımdan beri atletizmle ilgileniyorm”, dedi.
Katıldığı her maratonun sosyal sorumlulukla ilgili olmadığını belirten Türksoy, 4 yıldır LTB tarafından düzenlenen maratonun sosyal sorumluluk yönünde çok önemli bir özelliği olduğunu, daha önce yürüyemeyen vatandaşların tekerlekli sandalye ve seyahat edebilmeleri için onlara uygun otobüs tedariki hususlarında maraton düzenlendiğini belirtti. Türksoy ayrıca, maratona her yıl katıldığını, bu yılda SOS Çocuk Köyü yararına düzenlenen bu organizasyonda emeği geçen herkese duyarlılıkları için çok teşekkür ettiğini sözlerine ekledi.

“Sadece hizmet veya ürün satmak yeterli değil”
Vatandaşların farkındalık seviyelerinin her geçen gün arttığını ve kurumlardan çok daha fazla şey beklediğini de belirten Türksoy, “iletişim çağında, bu kadar çok bilgi akışının olduğu ortamda sadece hizmet veya ürün satmak yeterli değildir. Kurumlarda bunun farkına vardı ve marka değeri yaratmak için sosyal sorumluluk projelerine sponsorluklarıyla destek olmaya başladı”, dedi.
Öte yandan bir çok şirketin henüz medya planlaması ve reklam bütçesinin ne olduğunu bilmemesinden yakınan Türksoy, yetiştirdikleri öğrencileri meslek hayatlarında zor bir sürecin beklediğini, ada genelinde kurumsallaşmış şirketlerin dahi sosyal sorumluluk kampanyalarının önemini yakın geçmişte fark edebildiklerini ifade etti.

Bir Tarafı Sağlık, Bir Tarafı Vicdan
Sportif bir etkinlikle, sosyal bir etkinliğin birleştirilmesinin güzelliğine vurgu yaparak sözlerine devam eden Türksoy, “bir taraftan sağlıklı bir faaliyet yaparken, diğer taraftan da vicdanı birşey yapıyoruz. Günün sonunda hepimiz birey olarak şahsi kararlar alıp önce kendimizi düşünüyoruz fakat bu tür etkinliklerde empati yeteneğimizi geliştiriyor”, dedi.
Ayrıca her bireyin sosyal sorumluluklarının olduğunun altını çizen Türksoy, vatandaş olarak etik değerlerimizin gün yüzüne çıkabilmesi açısından bu tarz organizasyonların oldukça önemli olduğuna değindi.

“Üniversitemizde sosyal sorumluluk projesi dersi veriyoruz”
Bu alanda öğrencilere topluma geri dönüşü olacak birşeyler yapmalarını aşılamaya çalıştıklarını belirten Türksoy, ” bu bağlamda DAÜ’de sosyal sorumluluk projesi dersi veriyoruz ve öğrencilerimizin bilinçli duyarlılklarını bu şekilde üst seviyeye çıkarmayı hedefliyoruz”, dedi.
Ayrıca DAÜ bünyesinde İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Ajansı ile birlikte bir çok kampanyaya imza attıklarını da dile getiren Türksoy, yakın geçmişte sokak hayvanları için yiyecek tedarik ettiklerini ve yine SOS Çocuk Köyü yararına kitap, oyuncak, giyecek eşyaları toplayıp ulaştırdıklarını ifade etti.

Türksoy’un son sözü ise şöyle idi: “Hayat bir maraton, koşmaya devam”