Özel Haber

0 1130
Haber ve Fotoğraflar: Mustafa Baflı

Lefke Turizm Derneği Başkanı Hasan Karlıtaş, TID 154 isimli gemi hakkında bize görüşlerini aktardı. Karlıtaş, sözde herkesin bu geminin kurtarılmasını savunduğunu ama gerçek anlamda bir girişimin olmadığını söyledi.

hasan_karlitas_ropTID 154 hakkında bize bilgi verebilir misiniz? 
“Bu tarz gemiler 2. Dünya Savaşı sırasında kullanılmak maksadıyla üretildi, ancak yetişmedi. Yaptığım araştırmaya göre İngiltere’nin Sunderland şehrinde yapıldı.  Daha sonra başka bir firmaya satıldı. Ardından Kıbrıs maden şirketi olan Cyprus Mining Corporation (CMC) firması tarafından bakır madeninde kullanılmak üzere alındı. Yaptığımız araştırmalara göre gemiyi CMC’nin önemli isimlerinden olan Lan Cooper getirdi.1947-1948 yıllardan 1975 yılına kadar, yani CMC şirketi Lefke’yi terk edeceği tarihe kadar Lefke bölgesine hizmet sundu. Türkler ve Rumlar ortak maden şirketinde çalışıyordu.  Karadağ ve Fugaza diye iki bölge vardı. Bu bölgelerden çıkan madenler Gemikonağı’na (Xero) taşınmaktaydı. Orada bir ahşaptan iskele vardı. Onun üzerinde kayış sistemi vardı ve kayıştan geçen madenler bu geminin içine boşaltılıyordu. Orası derinlik olarak uygun olmadığı için açıklarda da yük gemileri bekliyordu. Bu romörkörün görevi Gemikonağı iskelesinden bakırı alıp ilerideki yük gemilerine götürmekti.”

dsc_1417_webBu gemiden kaç adet üretildi ?
“TID markasıyla bu gemi römorkörden toplam 183 adet üretilmiştir. Çok değerli bir gemidir. Yaptığımız araştırmaya göre 8 adet kalmıştır. Ülkemizde sadece bir tane vardır: TID 154. Kömür sistemi ve buharla çalışan bir model olarak yapılmıştır. Gemikonağı limanına uzun yıllar hizmet vermiş son derece önemli bir gemidir. Muhakkak suretle korunmasına ihtiyaç vardır. Çünkü 183 adet model içerisinde dünyada 8 adet kalmıştır. Bu anlamda, geminin Gemikonağı limanında yıllardır atık vaziyette durması kabul edilemez.”

Diğer kalan 7 geminin durumları nedir?
“Yine yaptığımız araştırmalara göre TID 164 numaralı gemi İngiltere’de çalışır vaziyettedir. Kıbrıs bulunan geminin de geçmişte kurtarılması ve yurtdışına götürülmesi için birkaç girişim yapılmıştı. Ancak bürokratik engellere takıldı. Zaten bana göre doğru da değildir. Önemli olan bu geminin hizmet verdiği Kıbrıs adasında korunmasıdır. Bir tarih ne yazık ki gözümüzün önünde yok oluyor.”


dsc_1464_webGemiyle ilgili bir plan var mı?
“Gemiyi restore etmek ve motorunu sergilemek maksadıyla geçmiş yıllarda İngiltere’den birileri gelmişti. Ancak bir sürü sıkıntı olduğu için bu yapılamadı. Bana göre mutlak suretle belediye, dernekler ve hükümet işbirliği yaparak bu gemiyi çürümeden, gerekirse biraz kaldırılarak korumalıdır. Ayrıca iyi bir projeyle TID 154 Lefke bölgesinin ve Kıbrıs’ın en önemli simgelerinden biri haline gelebilir.”

 Eski eserlerin ya da belediyenin gemiyle ilgili girişimi oldu mu?
“Sözde herkes bu geminin kurtarılmasını savunuyor. Ama gerçek anlamda bir girişim yapılmadı. Bu geminin bu şekilde paslı, çürük, çürümeye yüz tutmuş ve kaderine terk edilmiş bir görüntüsü var. Bu beni çok rahatsız eder. Çünkü bu yaşayan bir tarihtir. Kaderine terk edilmemesi ve çürümeye bırakılmaması lazım. Yetkili kurumları elini taşın altına koyarak bu gemiyi kurtararak bir açık hava müzesi şeklinde sergilemesi gerekiyor. Aksi halde gemi öylece yok olup gidecek.”

0 855
Haber: İbrahim Köse

Mağusa surlarında restorasyon çalışmaları devam ederken DAÜ Gündem Gazetesi olarak bir kent gazetesi olmanın sorumluluğuyla geçen hafta Mağusa Surları dosyasını sizlerle paylaşmaya başlamıştık. Özel dosyamızın bu haftaki bölümü için Çocukluğumuzun Mağusalıları ve Has Gıbrıslılar adlı sosyal medya gruplarıyla bir araya geldik.

Çocukluğumuzun Mağusalıları grubundan Eyüp Hüdaverdioğlu ve Has Gıbrıslılar grubundan Mehtap Çelikoğlu sorularımızı yanıtladılar. Sosyal medya grupları, Yunus Emre’nin “Paylaşırsak tokuz, bölünürsek yokuz.” sözünü slogan olarak kullanıp bir çalıştay başlattı. Çalıştay Ekim ayı içinde şehrin etrafında bulunan surları korumak ve restorasyon çalışmalarını başlatmak amacıyla Mağusa’da yapıldı.

sur_dosya_fotoEyüp Hüdaverdioğlu, amaçlarının tüm Mağusalıları aynı çatı altında toplamak olduğunu belirtirken; Mehtap Çelikoğlu ise, restorasyon isteyen bölgelerin fotoğraflarını çalıştaya sunduklarını söyledi. Hüdaverdioğlu konuşmasına şöyle devam etti:

“Çocukluğumuzun Mağusalıları grubu olarak geçmişte Mağusa’da neler yapıldığı ve gelecekte neler yapılacağıyla ilgili kültürel çalışmalarla katkı koyuyoruz. Geçtiğimiz hafta Mağusa surlarına acil müdahale çalıştayını, Mağusa Belediyesi’nin de katkılarıyla başlattık. Bu çalıştaya Gazimağusa Kaymakamlığı, İlgili Dernekler, Sivil Toplum Örgütleri, Milletvekilleri, Tarihi Eserler Dairesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) de katkı sağladı.”

Bu restorasyonların Avrupa Birliği’nin katkılarıyla yapıldığını belirten Hüdaverdioğlu, kendi katkılarının ise fikirlerle, fotoğraflarla tüm Kıbrıs’ı ayağa kaldırmak ve farkındalık yaratmak olduğunu söyledi. Hüdaverdioğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Sivil toplum örgütlerinin katkısıyla Othello Kalesi bir restorasyondan geçerken kalenin liman tarafına dokunulmadı. Bu çalıştaydan sonra kalenin liman tarafı da bakıma alındı. Biz bu çalıştayın başlamasına önayak olduk ve şu anda bazı pilot bölgeler seçildi. DAÜ, mimarisini hazırlayacak ve kalan yerlerde restorasyon çalışmalarına başlanacak.”

Mehtap Çelikoğlu ise çalıştayda, kalenin Mağusa’ya bakan tarafının bakıma alındığını belirterek çalışmaların devam ettiğini fakat meyvelerinin yeni yeni alınmaya başlandığını söyledi. Çelikoğlu konu ile ilgili:

“Has Gıbrıslılar grubunu, Kıbrıs’a aşık bir insan olarak Serra Çiçekseven kod adı ile açtım. Bu yola Eyüp Hüdaverdioğlu’nun paylaşmış olduğu fotoğraflarla başladık. İlk olarak kendi içimizde iletişim kurduk ve daha sonra tüm Kıbrıs halkını bir çatı altında toplayacak sosyal medya grubu oluşturduk. Çalışmaya en büyük katkımız, restorasyon isteyen bölgelerin fotoğraflarını çalıştaya sunmak oldu. DAÜ’de Ege Uluca bir çalışma başlattı ve kalenin deniz tarafının restorasyonu başlatıldı. İkinci çalıştayımızda ise kalenin Mağusa’ya bakan tarafı Tarihi Eserler Dairesi tarafından bakıma alındı. İki yıldır devam eden çalışmalar yeni sonuç vermeye başladı” dedi.

1 1087
Haber: Burak Sevinç

Geçtiğimiz günlerde Gazimağusa Belediyesi ile Has Kıbrıslılar ve Çocukluğumuzun Mağusalıları adlı sosyal medya gruplarının ortak organizasyonunda Gazimağusa Surları’na Acil Müdahale Çalıştayı düzenlendi. Gazimağusa Belediyesi’ne ait Mağusa Gelişim Akademisi (MGA) Tesisi’nde yapılan çalıştayda, Mağusa’nın tarihi surlarına acil müdahale edilmesi konusu, konuya taraf olan kişilerin geniş katılımıyla tartışıldı.

DAÜ Gündem Gazetesi olarak biz de bir kent gazetesi olmanın sorumluluğuyla bugünden itibaren Mağusa Surları dosyasını sizlerle paylaşmaya başlıyoruz. Özel dosyamızın ilk röportajını Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter ile gerçekleştirdik. Arter sorularımızı yanıtlarken aynı zamanda konuyla ilgili projelerinden ve çözülmeyi bekleyen diğer sorunlardan da bahsetti.

ismail_arter_rop_1İlk olarak surların bazı bölümlerinde yıpranma ve göçmelerin olduğunu ve bunun son örneğinin surların Mağusa Limanı’na bakan tarafında yaşandığını belirttik. İsmail Arter’in konuyla ilgili görüşlerini aldık. Arter, öncelikle konu ile ilgili hassasiyet gösteren vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri ile yaptıkları Mağusa Surları’na Acil Müdahale Çalıştayı’ndan bahsetti. Çalıştayın daha geniş katılımlı ve herkese açık bir şekilde devam edeceğine dikkat çeken Arter sözlerine şöyle devam etti:

“Surların bazı bölümlerinin tadilat istediği kesindir. Bütün tarihi eserler, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nin kontrolündedir. Dolayısıyla, daire ile istişare doğrultusunda işler yürütülmektedir. Biz orada Gazimağusa Belediyesi olarak ev sahipliği yaptık. Çalıştayın oluşmasını ve sorunların gündeme gelmesini sağladık. Bu sayede fikirlerin ve görüşlerin paylaşıldığı bir platform oluşturduk. Çalıştaya Eski Eserler ve Müzeler Dairesi yetkilileri de katıldı. Katılımcılar ile konunun aciliyetini ve bununla bağlantılı olan diğer konuları da konuştuk.”

Konunun her ne kadar gündemde tutulsa da bunun yeterli olmayacağına dikkat çeken Arter, bundan sonrası için de bu konuların daha geniş kapsamda ele alınacağı ile ilgili karara varıldığını sözlerine ekledi. Ayrıca bu konu ile ilgili Eski Eserler ve Müzeler Dairesi ve üniversite ile de işbirliği içinde olduklarına değinen Arter “önceliklerin neler olduğu belirlenerek ona göre bir işlem haritası oluşturulacaktır. En son olarak maliyetler araştırılacak ve bir finans kaynağı bulunarak devam edilecektir” şeklinde konuştu.

sur_restorasyon_2Gazimağusa surlariçi canlandırma projesi kapsamında yıllardır sürdürülen çalışmaların olduğuna dikkat çeken Belediye Başkanı İsmail Arter’den aldığımız bilgiye göre Mağusa’nın tarihi surlarının korunması ve tadilatıyla ilgili katkı sağlayan sivil toplum kuruluşları ve eğitim kurumları şöyle sıralanıyor: Esnaflar Birliği, Mağusa Suriçi Derneği, Mağusa İnsiyatifi, Sivil Toplum Örgütleri, Doğu Akdeniz Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Toparlanıyoruz Hareketi, Cumhurbaşkanlığı Kültür Komitesinden yetkililer, Her Daim Dostlar Derneği, Has Kıbrıslılar ve Çocukluğumuzun Mağusalıları adlı sosyal medya grupları.

Arter katkı sağlayan sosyal medya gruplarının konuyla ilgili hassasiyetlerinin olduğunu ve daha öncesinde de çalışmaları olduğunu belirterek, kendilerini aciliyet konusunda motive edenin de özellikle onlar olduğunu söyledi.

ismail_arter_rop_2
Röportajımız sırasında, Arter, Belediye olarak halktan beklentilerini de dile getirdi.
Genel olarak Gazimağusa halkının tarihsel ve kültürel değerler konusunda sahip olduğu hassasiyetten memnun olduklarını belirtirken, aynı hassasiyeti çevre temizliği konusunda da beklediklerini söyledi. Arter konu ile ilgili:

“Çevre temizliği çok önemlidir. Zaman zaman özellikle çöplerle ilgili şikayetler gelmektedir. Belediye ekipleri gereken temizliği yapmaktadır, fakat aynı hassasiyet halk tarafından da gösterilmeli. Örneğin, çöp konteynırlarının kapağını açıp çöpü atmak zor olmamalı. Çöpler konteynırların yanlarına bırakılıyor ve sokak hayvanları tarafından dağıtılıyor” dedi.

Arter, Belediye tarafından bu yıl acil çöp toplama ekiplerinin kurulduğunu ve ekiplerin çöp toplama güzergâhının arkasında dolaşarak gerekli kontrolleri yaptığını belirtti.

Gazimağusa Belediyesi’nin Projeleri
Röportajımızın sonunda, Belediye olarak projelerinden söz eden Arter, tarihi ve turistik açıdan Gazimağusa’nın diğer şehirlerden çok daha zengin olduğunu, özellikle Surlariçi’nin önemini belirtti ve sözlerine şöyle devam devam etti:

“2004 yılında başlayan Surlariçi’ni canlandırma projemiz mevcuttur. Proje kapsamında, Surlariçi’nde yayalaştırma projesi yapıldı. Fakat, kapatılan yolların yeniden trafiğe açılması ile ilgili belli kesimlerden şikayetler geldi. Mevcut durum için altyapı çalışması daha önce yapılmalı ve fikir ortaklığına varılmalıydı. Böylece, bu tür problemlerle ve fikir çatışmalarıyla karşılaşılmazdı.”

Arter, röportajımızda Belediye olarak kent mimarisi ile ilgili çalışmalarından da bahsetti. Otello Kalesi’nin yanında bulunan Otello Parkı’nın düzenlendiğini, Bandabulya içinde Mimarlık Bölümü öğrencilerine bir oda verildiğini ve öğrencilerin burada da çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Ayrıca, Buğday Cami çevresinde “Kent, Çevre ve Mimarlık” teması altında seminerler düzenlendiğini de ekledi. Bunların yanı sıra, Belediye olarak mevcut çalışmaların yanında geleceğe dönük projelerinden de bahseden Arter, Namık Kemal Meydanı’nın canlandırılması, diğer ülkelerden gelen öğrenciler için kültürel gecelerin organize edilmesi ve öğrencilerin geç saatlerde de Surlariçi’ne gelebilmeleri için Üniversite’nin ulaştırma bölümü ile iletişime geçileceğini belirtti. Son olarak tramvay projesinden bahseden Arter, proje ile ilgili:

“Uç bir proje gibi görünebilir fakat burada İstanbul Teknik Üniversitesi kuruldu. Öğrenciler gelmeye başladı. Şu an yerleşecek yer olmadığı için Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin yurtlarına yerleştiklerini biliyoruz ve bu durum üzerinde çalışıyoruz. Elbette tramvay projesinde, sadece bu amaçla değil, Gazimağusa’nın gelişip büyüyeceği öngörüsüyle ve bir üniversitenin daha kurulacağı bilgisiyle hareket edilmektedir” dedi.

Son olarak, surların etrafındaki hendeklerin temizlenerek halkın kullanımına kazandırılacağını, bisiklet, yürüyüş yollarının yapılıp aydınlatılacağını sözlerine ekledi.

0 1684

Haber: Sertaç Özdemir

Mehmet Altuner, Kıbrıs’ın geçmişinden gün yüzüne çıkmamış fotoğrafları Gündem Gazetesi ile paylaştı. Hüseyin Dinçyürek ise son tren yolculuğu ve tren raylarının sökülmesi ile ilgili hikayeyi anlattı.

Gazimağusa Buğday Camii’nde 3 Nisan 2015 Cuma günü gerçekleşen etkinlikte Kıbrıs’ta tren yolculuğuna ait fotoğraflar sergilendi. Kıbrıs’ın yakın tarihinde saklı kalan trenler ile ilgili fotoğraf arşivine sahip olan Mehmet Altuner, gün yüzüne çıkmamış fotoğrafları Gündem Gazetesi ile paylaştı. “Has Gıbrıslılar” ve “Çocukluğumuzun Mağusalıları” isimli facebook grupları tarafından düzenlenen etkinliğe Gazimağusa Belediyesi’de katkıda bulundu.

Tren, Lefkoşa-Mağusa arası 82 kilometre olan mesafeyi iki saatte tamamlayıp yol boyunca dört istasyonda durmaktaydı. Tren hizmete girdikten sonra ticaret ve turizm gibi ekonomik alanlarlarda da gelişim sağlandı. 1940-1950 savaş yılları sırasında sık kullanılması yıpranmasına neden oldu ve tamir için 400 bin Kıbrıs Liralık bir bütçeye gereksinim duyuldu. Bu bütçeyi tamir için göze alamayan hükümet, karayollarının da gelişmesi gerekçesiyle yolcu ve yük taşımasına son verdi. Böylece Kıbrıs’ta tren serüveni sona erdi.

Mağusa’ya tramvay müjdesi
Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter “Kıbrıs’ın geçmişinde tren yolculuğu” etkinliğinin açılışında yaptığı konuşmada, Mağusa’lılara tramvay projesinin müjdesini verdi. Arter, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve T.C Ulaştırma Bakanlığı desteğiyle yürütülen projeden bahsetti; “Seçim bildirgelerimizde de yer alan Mağusa için tramvay projesinden bahsetmek isterim. Gündemimizde böyle bir proje var buradan belirtiyorum. Mağusada nüfusun artışı, üniversitenin gelişmesi ve öğrenci sayısının artmasıda dikkate alındığında nüfus çoğunluğunun üniversite bölgesinde yoğunlaşması hep dikkatimizi çekmiştir. Nasıl olurda Mağusa şehriyle öğrencileri bütünleştiririz diye düşündük ve toplu taşımacılığı gündeme aldık. Onun içerisinde tramvay projeside vardır. Ancak hangi güzergahtan, hangi kapasitede, nerden nasıl geçeceği hakkında bir şeyler söylemek mümkün değil. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri ile çalışmalara başladık. Yalnız Mağusa’ya tramvay yapmak teknik ve finans açısından diğer projelerden daha zordur. Aceleyle olmaz onuda biliyoruz. Bu çalışmaların devam ettiğini buradan belirtmek isterim.” Ayrıca Arter, Gazimağusa Belediyesi olarak Suriçini canlandırmak için seminerler düzenlemeye başladıklarını söyledi.

Mehmet Altuner, 14 yaşında Kıbrıs Hükümeti Demiryolu Şirketi bünyesinde trenlerde çalışmaya başlayan Hüseyin Dinçyürek’in son tren yolculuğu ve tren raylarının sökülmesi ile ilgili video görüntüsünü paylaştı. Dinçyürek; “Tren battıktan sonra ihaleye verdiler ve bir İtalyan şirketi satın aldı. Bunların bende fotoğrafları var. Yollarda ki bütün rayları söktüler. Trenin bölgesine yığdılar ve parçalayıp hurda haline getirdiler. Ama 1 numaralı treni orada hatıra kalması için bıraktılar. Aradan kaç ay geçti bilmiyorum. Bir gün beni çağırıp dediler ki bak ne yap ne et adam al yanına götür bunları. Bende 5-6 kişi aldım o zamanın kamyonet şekli aracıyla 4 tane ray kullandım. Atölyenin önünden çekerek arkadaki rayları oraya kadar götürüp bıraktım. Son tren seferinde bütün Kıbrıs halkı orada davetliydi. Çok kalabalık oldu. Trenler son yolcuğunda İngiliz bayrakları ile süslendi. Mağusa’ya tahminen 2 saatte gider Lefkoşa’nın yolu iniş olduğu için biraz daha erken gelirdi. Acı acı düdük çalarak 2 saatlik yolu 3 saat 15 dakikada geldi. Tam şimdiki Tapu dairesinin olduğu yer tren müdürlüğüydü orada durdu. Son yolculuğu bu şekilde gerçekleşti.”

Etkinliğe katılan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hakan Dinçyürek, konuşma yapmak için kürsüye çıktığında Gazi ilkokulunun öğrencisiyken Buğday Camii’nde oynadıkları tiyatro oyununu hatırladığını söyledi. Suriçi’nin tekrar hak ettiği günlere dönmesi için yapılan çalışmaları desteklediğini ve bugünde emeği geçen herkese teşekkür ettiğini belirtti. Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu tarafından folklor gösterisi yapıldı ve Ziya İrfanoğlu al yemeni mor yemeni şarkısıyla gece sonlandırdı.

0 4158
Fotoğraflar ve Video: Emine Bayır, Doğuş Arslan

DAÜ İletişim Fakültesi önünde saat 18:30 sularında MS546 plakalı araç TEE686 plakalı ticari taksiye çarparak takla attı. Kazada 2’si ağır olmak üzere 5 yaralı var. Ambulans, İtfaiye ve DAÜ güvenlik görevlileri ile DAÜ öğrencileri yaralı kurtarma operasyonunu başarıyla gerçekleştirdiler. Mağusa Devlet Hastanesi’nden alınan bilgiye göre yaralıların durumu iyi.

Fotoğraf Galerisi

Kaza sonrası görüntüler, kamera: Emine Bayır

 



 

0 1230
Haber: Eser Karataş, Fotoğraflar ve Video: Fırat Necati Güner

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (DAÜ) okuyan Kürt kökenli öğrenciler HDP’nin Diyarbakır mittingideki bombalı saldırıyı protesto etmek için toplandı. Yürüyüşe yaklaşık 200 kişi katıldı. Yürüyüşe sivil  halkın katılımı da dikkat çekti.

Akşam saatlerinde DAÜ giriş kapısından başlayan yürüyüş, DAÜ 2 yurduna kadar devam etti. Yurdun önünde pankart açıp slonganlar atıldı. Patlamada ölenler için bir dakkika saygı duruşunda bulunularak ardından Kürtçe ve Türkçe basın bildirisi okundu.

Diyarbakır’daki bombalı saldırı anı (kaynak: haber.sgk.net)

Basın bildirisi şöyle; “Dün gerçekleşen HDP mitinginde 5 dakika arayla iki patlama gerçekleştirildi ve 4 yoldaşımız şehit oldu. Patlamalar sonrası çıkacak izdihamda yapılacak müdahale ile büyük bir katilam hedeflendi. HDP’nin ezilenleri, bütün dinsel yapıları, kadınları ve gençleri kapsayıcı yapısıyla kucaklayarak Türk halklarına nefes aldırıyor. AKP tek başına iktidar olma imkanını yitirdiği için bu tarz “faşitçe” eylemlere başvuruyor. Daha önce de HDP’nin  yüzlerce seçim bürosuna saldırılarda bulunuldu. HDP milletvekili adaylarına ve seçmenlerine bulundukları bölgede fiziksel ve psikolojik baskılar uygulanıyor. Bu “faşist” düşüncenin emeli HDP ve diğer demokratik güçlerin provakosyona gelmeleri ve Türkiye’de yaratılan çirkin havayı kendi isteklerine göre şekillendirmek istemeleridir. Biz gençler, kadınlar ve tüm inanç sahipleri yaratılmak istenen  durumun farkındayız. Bu doğrultuda 7 Haziran’da en büyük korkuları olan bizler onları tahtından indireceğiz.”

Basın açıklamasının ardından oturma eylemi yapan grup sloganlar atarak dağıldı.

Basın açıklaması ile ilgili video:
Kamera: Fırat Necati Güner

Protesto ile ilgili fotoğraf galerisi
Fotoğraflar: Fırat Necati Güner

Haber ve fotoğraflar: Eser Karataş

Gözümüze kestirdiğimiz bir bahis ofisine girdik. Arkadaşlarımızın birisi 21 yaşın altındaydı ve yasa gereği bahis ofislerine girmesi yasaktı. Ama bize kapıda kimse kimlik sormadı.

İçeride birçok ekran bulunmaktaydı. Ekranlarda canlı ve sanal olmak üzere oyunlar oynanıyordu. Bahislerin biri bitip biri başlıyordu ve insanlar büyülenmişçesine ekrana kilitlenmiş durumdaydı. İçerisi tamamen doluydu. İlk girdiğimiz anda yer bulmakta zorlandık. İçerideki insanların büyük çoğunluğu öğrenciydi.

21 yaşından küçük olan arkadaşımıza bir kâğıt ve kalem verip köpek yarışı diye tabir edilen oyunu oynamasını istedik. Arkadaşımız yerinden kalkıp bankoya yöneldi. Bankodaki görevli güler yüzlü bir ifadeyle arkadaşımızın elindeki kâğıdı alıp ne kadar yatıracağını sordu. Bankoda hiçbir kimlik sorgulamasına tabi tutulmayan arkadaşımız parayı yatırdıktan sonra masaya geri döndü. Oynadığımız yarışı beklerken bahis ofisinin ikramı olan çay, kahve, soda gibi içeceklerden aldık. Karşımızdaki ekranda yarışımız başlayıp bittiğinde, tabii ki kazanan bahis ofisi olmuştu ve yine masalardan küfürler ve pişmanlık ifadeleri yükseliyordu.

Bahis ofislerinin müdavimlerinden olan üniversite öğrencisi M.A.Y. bu pişmanlık hissine aşinaydı. İki yıl önce geldiği adada, bahis ofisleriyle tanışmış ve hayatı değişmişti. İsmini kendi isteği üzerine saklı tuttuğumuz M.A.Y’nin bahis ofislerinde yaşadıklarını kendi ağzından aktarıyoruz.

İlk ayda hep kazandım

“Adaya iki yıl önce geldim.  Adaya geldikten birkaç ay sonra, sadece eğlence amacıyla bir bahis ofisine adım attığımda, bunun benim için bu kadar içinden çıkılamaz bir sıkıntı yumağı haline geleceği aklımın ucundan bile geçmemişti.

Burada bahis ofisine ilk gidişim bir arkadaşımın vasıtasıyla oldu. Futbol bahisleri ile başladım. Buradaki bahis oranlarının Türkiye’dekinden fazla olması, işi benim için çok cazip hale getiriyordu. İlk bir ay boyunca kazanan taraf ben oldum. Cebimdeki 50 lira gibi küçük paralarla 500 lira gibi yüklü meblağlar kazandım. Günlük harcamam da küçümsenmeyecek kadar çoktu ve cebinde para olunca insan daha farklı şeyler keşfetmek istiyor. Bu da beni yeni arayışlara itti. Arayışlarım beni bir gece kendimi kumarhane kapısında bulmaya kadar götürdü. Yaşımın 21 olmasına ve kumarhanelerdeki yaş sınırının 25 olmasına karşın, hiçbir engelle karşılaşmadım. Onu bırakın, öğrenci olarak girmemin yasak olduğu bir yere rahatlıkla girip hiçbir kimlik sorgulamasına maruz kalmadan oyun oynayabiliyordum.

Bir ay böyle geçti. Cebimde çok büyük paralarla gün içinde çok yüksek harcamalar yapabiliyordum. Bahis ofislerinde kazandığım bu kolay parayı bankoda çalışan görevlilerden alırken, “Bu kadar kolay para veriyorsanız ben buradan çıkmam’’ diyordum. Bankodaki görevli yüzüme bakıp gülümseyip, “Kapımız her zaman size açık’’ derken neyi ima etmeye çalışıyordu bunu şu an anlayabiliyorum.

Şikeli maç tüyoları satın alıyordumbahis ofisi2

Bir ayın sonunda tekrar futbol üzerine bahis oynamaya başladım ancak bu sefer işler eskisi gibi değildi artık ve ben bunu anladığımda bazı şeyler için çok geç olacaktı. Artık kazanan ben değil bahis ofisleri oluyordu ve bu kötü gidişatı lehime çevirmek için bir arayış içine girmiştim. Arayışlarım sonucunda İngiltere’de yaşayan ve internet üzerinden 100 TL karşılığında şikeli maç satan bir adamla tanıştım. Aldığımız şikeli maç tüyoları ile yine kazanmaya başladım. Bu üç maç kadar sürdü. Sonrasında gelen tüyoların hiçbiri tutmuyordu ve ben tutmayan her bir tüyo için bu şahsa 100 TL para ödüyordum. Bu kişiye bugüne kadar 1.500 dolar para ödedim. Bu bahis sevdası benim için daha da içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamıştı. Kaybetmenin yanı sıra bir de tüyo için para ödüyordum, hem de tutmayan tüyolara. Artık çok büyük kazanmıyor, çok büyük paralar kaybediyordum. Kaybettiğim ilk büyük para tutarı 1.200 TL idi.

Tekrar şansımı kumarhanede denemeye karar verdim ve cebindeki son parayla kumarhaneye gittim. Ancak orada da işler eskisi gibi değildi. Kumarhaneden çıktığımda artık sıfırı görmüş, dibe vurmuştum.

Kıbrıslı bir arkadaşım sayesinde köpek yarışı diye tabir edilen yarışlarla tanıştım. Kaybettiğim paraları bu oyunla geri kazanma niyetindeydim. Bunun için de ailemin bana harçlık olarak gönderdiği parayı kullanmaya başladım. İlk zamanlar köpek yarışından ufak tefek paralar kazanıyordum ve bu olay çok kısa sürede gerçekleşiyordu.

Ancak bu da fazla uzun sürmedi. O oyunda da kaybetmeye başlamıştım ve her kaybettiğimde daha da hırs yapıp, daha çok para yatırıyor; hem bir önceki oyunda kaybettiğim parayı çıkarmak hem de kâra geçmek içgüdüsüyle daha çok oynuyor ve daha çok kaybediyordum. Neyse ki araya bayram tatili girdi ve bir süre bahis ofislerinden uzak kaldım. Türkiye’de bulunduğum sürede iddia oynuyorum ancak oradaki kaybım buradakinin yüzde bir oranında bile değil. En fazla 10 liradır. Futbolu sevdiğim için, öyle zevkine yapılmış küçük bahisler…

Büyük oyun, büyük kazanç, büyük kayıp

Bayram tatili dönüşü cebimde yaklaşık 2.500 lira para ve ayrıca kredi kartım vardı. Bahis ofisinde kaybettiğim parayı çıkarmak için tüm paramla yine futbol oynamaya karar verdim. İnternet üzerindeki şahıstan yine tüyo alıp futbol oyununa yatırdım tüm paramı ve kazandım! 6 bin lira! Düşünebiliyor musunuz? Cebimdeki 2.500 lira birkaç saat içinde 6 bin lira olmuştu. Neden ikiye katlamayım diye düşündüm ve bunun en kısa yolu köpek yarışıydı. Bu sefer tüm paramla köpek yarışı oynadım. Değil ikiye katlamak, kendi param olan 2.500 lira da artık yoktu. İşin kötü tarafı bu 2.500 lira ailemin bana yurt için verdiği paraydı. Ben de Türkiye’deki bir arkadaşımdan yurt paramın peşinatını temin ettim. Daha sonrasında yine ailemin üniversite harcı olarak gönderdiği paranın bir kısmıyla yurt paramın tamamını yatırdım. Geri kalan para ile yine zararımı çıkartmak için köpek yarışı oynadım. Tabii ki o parayı da kaybettim. İşin ucu aileme zarar vermeye kadar uzanmaya başlamıştı artık.

Aileme yalan söylüyorum

Ailem okul paramı da, yurt paramı da peşin peşin yattı diye biliyor. Benim şu anda okula borcum var ve ben her seferinde aileme yalan söyleyerek fazla para istemek durumunda kalıyorum. Örneğin ders için fotoğraf makinesi lazım deyip 2.500 lira para istedim ama o parayı okul taksitimi tamamlamakta kullanacağım. Bir tek bu değil. Birçok sefer kitap parası isteyip o paraları da bahis ofisinde kaybettim. Ve sosyal hayat diye bir şey kalmadı. Tek sosyal hayatım bahis ofisleri, arkadaşlarım da buralarda çalışan insanlar oldu. Okulumu da olumsuz yönde etkiliyor. Tüm paramı oralarda kaybettikten sonra, cebinde hiç param olmayınca okula gelmek istemiyorum. Çünkü, diyelim bir arkadaşım dersten sonra bir yere gidip oturalım dedi, cebimde param yokken bunu yapamam. O sebepten bazı zamanlar okula gelmeyip derslere girmiyorum.

Üç gün ekmeğe margarin sürüp yedim

Ve yine bu sebepten dolayı çoğu zaman maddi zorluk çekiyorum. Hiç unutmam tüm cebimdeki parayı bahiste kaybedip 3 gün boyunca ekmeğe margarin sürüp yedim. Kebapçının önünden geçiyorum ama kendi kendime diyordum ki ‘boş ver odama gider, bir şeyler hazırlar yerim, paramı idare ederim’. İki dükkân sonra bahis ofisine girip hepsini orada bırakıyorum. Bu iş kendime engel olamadığım bir hal aldı bende. Her seferinde ‘gitmeyeceğim’ diyorum ve üç bahis ofisini pas geçip dördüncüde kendimi içeride buluyorum. Tüm paramı verip kendimi odama kapatıyorum.

Bu yerlerin kapatılamayacağını biliyorum ama en azından şehir dışına taşınabilir. Gözden uzak, ulaşımı kolay olmayacak yerlere… En son yine 700 lira kaybettim. Şu an cebimde 50 lira param var ve yine aileme yalan söyleyip herhangi bir şey için para isteyeceğim. Ailem bunları hak etmiyor. Bu durumda olduğumu bilseler beni okuldan alırlar, eğitim hayatım biter. Ne olur yetkililer sesimizi duysun ve bu konuda yapılması gerekenleri yapsın, çünkü bu yerlerde bahisin yanı sıra poker ve rulet de oynatılmaya başlandı. İş artık tam bir batakhaneye dönüşmeye başladı; zevk ve eğlenceden çok hayatları karartmaya, öğrencilerin kendi geleceği üzerine bahis oynamaya döndü.”

 

Haber ve fotoğraflar: Eser Karataş, Kamil Yelim

13 Mayıs 2014… Türkiye’nin Manisa ilinin Soma ilçesinde Soma Holding’e ait Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen bir kömür madeninde çıkan yangın sonucu 301 madenci hayatını kaybetti. Soma faciası, Türkiye tarihinin en çok can kaybı olan madencilik kazasıydı.

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Soma’da yaşanan maden faciasının adından yaşananlara tepkisiz kalmayıp bir dizi yardım ve ziyaret girişiminde bulundu. Üniversitenin Bahar Şenlikleri iptal edildi ve Soma’ya para yardımı kampanyası başlatıldı. DAÜ çalışanlarını ve öğrencilerini kapsayan bu bağış kampanyasına katılımda bulunmak için öğrencilerin öğrenci portalına girince karşılarına çıkan “Soma Yardım Kampanyası’na katılmak için buraya tıklayınız” yazısına tıklayıp bir sonraki açılan pencereden ise yapmak istedikleri yardımın tutarını girmeleri yeterliydi. Öğrencilerin yaptıkları yardım bir sonraki dönem okul ücretine dahil edildi. Yine aynı şekilde DAÜ çalışanları da kendilerine ait portaldan yardım kampanyasına katılabildiler. Çalışanların bağışladıkları paralar, bir sonraki ay maaşlarından kesinti yapıldı.

DAÜ Rektörü Prof Dr. Abdullah Y. Öztoprak da Manisa Valisi Abdurrahman Savaş, Soma Kaymakamı Mehmet Bahattin Atçı ve Soma Belediye Başkanı Hasan Ergene’ye birer mektup göndererek, Soma’daki maden faciasında hayatını kaybeden madencilerin çocuklarının DAÜ’ de ücretsiz üniversite eğitimlerini alabileceklerini ve üniversitenin kendi yurtlarında ücretsiz barınabileceklerini bildirdi. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin yaşanan bu elim olaydan dolayı çok üzgün olduğunu ifade eden Öztoprak, ölenlere rahmet, geride kalanlara baş sağlığı diledi.

Facianın ardından, DAÜ Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Ülker Vancı Osam, DAÜ Öğrenci Konseyi Başkanı İbrahim Öztürk ve KKTC Öğrenci Konseyi Başkanı Ekrem Soyşen’den oluşan bir heyet, Soma’yı ziyaret etti.

Prof. Dr. Ülker Vancı Osam, Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan acıya bizzat tanık olduklarını ifade ederek, faciada hayatını kaybedenlerin ailelerinin yaralarını bir nebzede olsa sarmayı umut ettiklerini söyledi. Yardım kampanyasının bitiminde Soma’ya bir ziyaret daha düzenleyebileceklerini belirten Prof.Dr.Osam, yerel yöneticilerle sürekli irtibat halinde olduklarını ve bağışların doğru kişilere ulaşması konusunda takipçi olacaklarını sözlerine ekledi. Osam, Somalı yerel yöneticilerle irtibata geçilip DAÜ’nün yardım kampanyasında toplanan paraların, ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlanacağını belirtti.

Soma’daki ailelerin acılarına ortak olduklarını söyleyen DAÜ Öğrenci Konseyi Başkanı İbrahim Öztürk de, üniversite gençliği olarak ellerinden gelen desteği sonuna kadar vereceklerini kaydetti.

KKTC Öğrenci Konseyi Başkanı Ekrem Soyşen ise Soma ziyaretlerinin son derece anlamlı olduğunu söyleyerek, Manisa’da ilgililere, DAÜ’nün uygulayacağı burs politikası ve yardım kampanyası hakkında bilgi verdiklerini ifade etti. Ardından Soma’ya geçerek oradaki ailelerin son durumu hakkında bilgi aldıklarını belirten Soyşen, yapılan yardımların bir nebze de olsa ailelerin derdine deva olacağını söyledi.

 “Kapitalizm öldürmeye devam ediyor”soma2

Maden faciasıyla ilgili Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencileri, Öğrenci Mücadele Dayanışması ve Öğrenci İnsiyatifi’nin çağrısı ile bir yürüyüş düzenleyerek olayda ihmali olanları protesto etti. Grubun yaptığı açıklama şu şekilde:”Kapitalizm öldürmeye devam ediyor!  Dün gece Soma’daki maden ocağında meydana gelen patlama sonucu 200’ü aşkın işçi hayatını kaybetti. Güvenlik sebebi ile 2007’de kapatılan ve 2009’da özelleştirilip Soma Holding’e ihale ile satılan maden ocağı, dün işçi katliamının yaşandığı yer haline geldi. Türkiye’de yıllarca devlet eliyle üretimin yapıldığı bu alanlar AKP eliyle özel sektöre peşkeş çekilip taşeron sistemi ile güvencesiz çalışma sahaları haline dönüştü.
Kapitalizm için kâr her şey demektir. Zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan işçilerin, emek güçleri ile bu kârı sağlayanların bu sistemde yaşam hakları dahi hiçbir değeri yok. Devlet-patron işbirliği ile sırf üretim maliyetlerini düşürmek ve daha çok kâr sağlamak için güvenlik tedbirlerinin alınmaması ve bunun sonucu 200’ü aşkın işçinin ölmesi sistemin katliamcı yüzünü bizlere bir kez daha göstermiştir. Kanla beslenen bu sistemin sanki kadermiş gibi gösterenler bu ölümlerin hayatın normal akışı içinde gerçekleştiğini söyleyenler, işçilerin emek güçleri ile ceplerine para dolduranlardır.  Bu sermaye düzenine karşı gelebilecek güç hayatı yaratan işçi sınıfı olacaktır! Bizler de DAÜ Öğrenci İnsiyatifi ve Öğrenci Mücadele Dayanışması olarak işçi sınıfının ve emeğin yanında olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz ve Soma’da hayatını kaybeden işçilerin ailelerine baş sağlığı diliyoruz”