Kültür-Sanat

0 828

Yeşil Barış Hareketi’nin 5. Kısa Film Yarışması sunuçları açıklandı. Dereceye giren filmlerin gösterimi ve fotoğraf sergisi tarihi Bedesten’de gerçekleştirildi. DAÜ İletişim Fakültesi’nden Mert Yusuf Özlük’ün yönettiği, senaryosunu yine DAÜ İletişim Fakültesi’nden Engin Aluç’un yazdığı “Evimiz” en iyi üçüncü film seçildi. Uluslarası düzeyde 40’tan fazla filmin katıldığı yarışmanın bu yıl 5ncisi düzenlendi. Filmlerin gösteriminin ardından ilk 3’e giren eserlerin yönetmenleri ödüllerini törenle aldılar.

Yönetmen ve Yapımcı Mert Yusuf Özlük
Yönetmen ve Yapımcı Mert Yusuf Özlük, Fotoğraf: Can Bekcan

 DAÜ İletişim’e ödüller gelmeye devam edecek
DAÜ İletişim Fakültesi’nden Mert Yusuf Özlük 4 yıl önce Yeşil Kamera Kısa Film Festivali’nden ikincilik ve Yeşil Barış Hareketi Kısa Film Festivali’nden “Sera” ile en iyi film ödülü aldı. Bu yıl da “Evimiz” filmi ile üçüncülük ödülü alan Özlük ve Aluç sosyal içerikli filmlerinin başlangıcı olan “Saklambaç” filmi ile başlayan işbirliklerini “Evimiz” filminin aldığı ödülle taçlandırmış oldular.

"Sera" filmi: Yeşil Kamera Kategori 2ncisi (2013) ve Yeşil Barış Hareketi en iyi film (2015)
“Sera” filmi: Yeşil Kamera Kategori 2ncisi (2013) ve Yeşil Barış Hareketi en iyi film (2015)
“Evimiz” film ekibi. Fotoğraf: Çağlayan Dursun

Tüm film ekibi DAÜ’lü
Evimiz filminin tüm ekibi DAÜ İletişim öğrencileri ve mezunlarından oluşuyor. Görüntü Yönetmeni İsmet Egemen Aydın, Sanat Yönetmeni Emine Bayır Yücel. Başrol oyuncuları ise Hatice Çapkıner ve Edayla Eriş. Çevre sorunlarını bir çocuğun hayalleri üzerinden anlatan “Evimiz” filmi dünyada yaşanan insan kaynaklı bir çok soruna değinerek farkındalık yaratmak adına Dünya Çevre Günü’nde toplumun tüm bireylerine sesleniyor.

Senarist Engin Aluç (solda) ve Yönetmen Mert Yusuf Özlük
Senarist Engin Aluç (solda) ve Yönetmen Mert Yusuf Özlük. Fotoğraf: Can Bekcan

“Yeni filmler yolda”
Filmin yönetmeni ve yapımcısı  Mert Yusuf Özlük yaptığı açıklamada 2010 yılından beri öğrencilerle birlikte film üretimi yaptıklarına değinerek bu üretimlerin amacının öğrencileri sektöre hazırlamak, yarışma ve festivaller için teşvik etmek olduğuna dikkat çekti. Özlük ayrıca Sinema Televizyon Bölümü öğrencilierinin okuldaki teorik eğitimlerinin dışında saha deneyimlerinin de olması gerektiğini vurgulayarak tüm kısa film ve belgesel çalışmalarının bu amaca yönelik olduğunu belirtti. Sinema Televizyon Bölümü’ne yeni kayıt olan, hali hazırda kayıtlı öğrenciler ve sinemaya merakı olan herkesi film üretimi ekibine davet eden Özlük, önümüzdeki günlerde gerçekleşecek yeni festival filmlerinin de müjdesini verdi.

Soldan sağa: Ertaç Hazer (Oyuncu-Yönetmen), Engin Aluç (Senarist), Mert Yusuf Özlük (Yönetmen), Göksel Gülensoy (Belgesel Yönetmeni ve yapımcı)
Soldan sağa: Ertaç Hazer (Oyuncu-Yönetmen), Engin Aluç (Senarist), Mert Yusuf Özlük (Yönetmen ve yapımcı), Göksel Gülensoy (Belgesel Yönetmeni ve yapımcı). Fotoğraf: Can Bekcan

“Her şey orjinal bir fikirle başlar”
Evimiz filminin senaryosunu yazan ve özgün müziklerini yapan Engin Aluç ise yaptığı açıklamada her şeyin orjinal bir fikirle başladığını ve bu fikrin uygulama aşamasının bir ekip işi olduğunu vurguladı. Aluç, çevre ile ilgili kısa filmlerin kamu spotlarından daha etkili olduğuna değinerek ne kadar çok fikir üretilirse o kadar çok farkındalığın artacağına dikkat çekti. Aluç, öğrencilerin orjinal fikir üretebilmeleri için bol bol kitap okumaları, sanat akımlarını iyi kavramaları, dünya sinemasını takip etmeleri ve iyi birer gözlemci olmaları gerektiğini söyledi.

"Evimiz" film afişi. Tasarım: Engin Aluç
“Evimiz” film afişi. Tasarım: Engin Aluç

0 537
Haber: İbrahim Emre Sugel, Fotoğraflar: Burakcan Batuk

Kıbrıs Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği tarafından Gazimağusa Belediyesi sponsorluğunda “21 Mart Dünya Şiir Günü” Buğday Camii’nde yapılan bir geceyle kutlandı.

2. Gazimağusa Şiir Günleri Etkinliği adı altında gerçekleştirilen gecenin açılış konuşması Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği Başkanı Zeki Ali ve Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter tarafından yapıldı. Geceye Türkiye’den katılan konuk şairler Orhan Alkaya ve Sina Akyol ile edebiyat, şiir ve sanat üzerine yapılan söyleşinin ardından, konuklar şiirlerini dinleyicilerle paylaştı.

Gecede Kıbrıslı Türk şairlerinden Bedia Balses, Fatma Akilhoca, Ruhsan İskifoğlu, Emel Kaya, Ümit İnatçı, Zeki Ali, Mehmet Kansu, Nafia Akdeniz, Jenan Selçuk, Hüseyin Bahca, Tuğçe Tekhanlı, Tamer Öncül, Dervişe Güneyyeli Kutlu, Burçin Pehlivan da kendi şiirlerini okudu.

Orhan Alkaya: “Şiir Direniştir”
Gecede şiirin çaresizliğin karşısına çıkan bir direniş olduğuna vurgu yapan Alkaya, şiirin asıl meselesinin kelimeleri sorgulamaktan olduğunu ve yeni iletişim kanalları açtığını söyledi.

Sina Akyol: “Edebiyatta 50. Yıl”
Edebiyatta 50. yılını kutlayan Akyol ise, 50 yıllık sürede sürekli okuma ve yazma eylemi ile oluşan devinimlerin, edebiyatın içinde bir parça olmasını sağladığını belirtti.

Etkinlik sanatçıların eserlerini okurlar için imzalaması ve toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.

0 1244

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) öğrencileri ulusal ve uluslararası yarışmalarda başarılı çalışmalarını sergileyerek ödüller almaya devam ediyor. ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde “Mart Fest Kültür ve Sanat Festivali” bünyesinde gerçekleşen kısa film yarışmasında DAÜ Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü öğrencisi Ertan Köse, “En Uzun Karanlık” adlı filmiyle en iyi yönetmen ödülünü aldı.

Yönetmenliğini Sedat Esin’in yaptığı “Büyük Şair” (Yakın Doğu Üniversitesi) filmi en iyi film ve en iyi senaryo ödülüne layık görülürken, yönetmenligini İlbey Evcil’in (ODTÜ) yaptığı “Arkandayım” adlı film ise; jüri özel ödülü aldı.

Dereceye girenlere para ödülü
Yarışmada dereceye giren filmlere para ödülleri verildi. En iyi film ve en iyi senaryo kategorilerinde jüri üyelerinin seçtiği “Büyük Şair” filminin yönetmeni Sedat Esin 1000 TL, en iyi yönetmen kategorisinde jürinin belirlediği “En Uzun Karanlık” adlı filminin yönetmeni Ertan Köse 500 TL para ödülü aldı. Jüri özel ödülü olan 250 TL ise “Arkandayım” filmi ile İlbey Evcil’e takdim edildi.

Jüri üyeleri
DAÜ İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi ve kısa film yönetmeni Mert Yusuf Özlük’ün de jüri üyesi olarak bulunduğu kısa film yarışmasının diğer  jüri üyeleri ise şöyle;

Mert Yusuf Özlük (DAÜ/Yönetmen)
Burak Göral (Senarist)
Ersan Ocak   (Yönetmen)
Seyhan Özmenek  (ODTÜ)
Serenay Yalçınkaya (KKTCELL)
Emil İsgenderli  (LAÜ)
Zeyde Yalıner Ürek  (YDÜ)

0 549

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Ada Işığı Çocuk Korosu 28 – 30 Ocak 2017 tarihlerinde çocuk korolarına yönelik bir Koro Atölyesi gerçekleştirecek. Niğde Bilsem Çocuk Korosu Şefi Serdar Köşk’ün konuk şef olarak katılacağı atölyede çocuk korolarında yeni yaklaşımlar konulu bir eğitim verilecek.

DAÜ Sürekli Eğitim Merkezi’ne (DAÜ – SEM) bağlı Ada Işığı Çocuk Korosu yeni eğitim döneminde yeni seslerini de bünyesine katarak çalışmalarını sürdürüyor. Koronun 2017 projeleri arasında; KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda konser vermek ve bu yıl 3.’sü KKTC’de gerçekleştirilecek olan İpekyolu Müzik Konferansı’nda konser vermek yer alıyor.

Koro Atölyesi’ni müzik öğretmenleri ücretsiz izleyebilecek. Koro Atölyesi’ne katılmak isteyenler 630 24 71 telefon numarasını arayarak isimlerini yazdırabilirler.

0 813
Röportaj: İbrahim Emre Sugel

İç Mimar Uğur Bahçeci ile tabiatı aşan düş dünyasının masalsı sanatı illüstrasyon, kamusal Alan, siyasi erk ve mimari üzerine sesleştik…

İlk olarak illüstrasyon başlıklı çizimlerinizden yola çıkalım dilerseniz. Sizce illüstrasyon nedir?

“İllüstrasyon benim için, tıpkı diğer farklı teknikler gibi insanın ne hissettiğini, ne gördüğünü, ne görmek istediğini ortaya çıkarmaya yarayan bir araçtır. İllüstrasyon altında birçok şey geçebilir, genel bir isim. Ben de kendi yaptığım çizimler için bu ismi kullanırım.”

İllüstrasyonun sınırsız düş dünyası ile realizm arasında nasıl bir ilişki kurulabilir sizce?

“İllüstrasyon bir araç olarak insana çok farklı kapılar açabiliyor. Anlatmak istediklerinin yollarını genişletebiliyor. Ancak bunu realizme bir karşı duruş olarak algılamamak gerek. İllüstrasyon aracı ile hiper realist işlerde yapılabiliyor. Gerçekçi ya da değil, bir şey ifade ettiğinizde, varlık dünyasının skalasındaki yerini almış oluyor.”

Eserlerinizi ortaya çıkarırken sizi besleyen kaynaklar olarak neleri referans gösterebilirsiniz?

“Kendimi özel bir akımın içerisinde göremiyorum. Yapıtlarımı daha çok masalsı diye nitelendirebilirim. Her bir çizimimin kendi hikâyesi var aslında. Eserlerimi gören insanlar bunu kendilerince yorumluyor, yeni hikâyeler oluşturuyorlar. Hislerin doğumuna da bunun sebep olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda beni besleyen şeyler çocuk kitapları olabilir ve şu anda da çocuk kitabı okumaya devam ediyorum açıkçası. Orada hayal edebilmeniz için bir sürü kapı açılıyor ve beni besliyor, yaratıcılığımı tetikliyor.”

İç mekân tasarımlarınızda neleri gözetmek kaydıyla yaratıcılığınızı eserlerinize yansıtıyorsunuz?

“Mekân tasarımı insan için yapılıyor ve insan kendi varoluş biçimiyle, talepleriyle birlikte o mekânı kullanıyor. Tasarım yapmak, temel şartlardan biri olan konfor öğesini yerine getirmenin dışında, mekâna bir değer, bir anlam katmaktır. İnsanların içerisinde olduğu mekânlardan, o kabuğun içindeki biçimlerden zevk almasını sağlıyor pozisyonda olmalıyız. Ben buna biraz da oyunbaz yaklaşımlar diyorum aslında. Özet bir ifade ile ‘çekmecesini açarken zevk almasını sağlamak’.”

Şimdi birazda büyük yapıtlara geçelim dilerseniz. Mimari ile sosyoloji arasındaki bağlantı hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Mimari ile sosyolojiyi birbirinden ayrı düşünemeyiz. İkisi de insanla, toplumla alakalı. Ortak yaşamın doğurmuş olduğu şartlar, kamusal alanlara ait mekânları ve nasıl kullanılacağı hususunu ortaya çıkarmıştır. Bu da hem sosyolojinin hem de mimarinin temel konuları aslında.”

Hemen her şeyin bir metin olarak kabul edildiği düşünüldüğünde kamusal alandaki yapıtlarla, egemen erkin topluma biçmiş olduğu yaşam normları arsında bir etkileşim olduğunu düşünüyor musunuz? 

“Kesinlikle düşünüyorum. Kamusal alana yapılacak herhangi bir yerleştirmenin, kamusal olanın üzerinde büyük bir etkisi vardır. Bu alanda boy gösterecek olan her bir yapının – bu bir heykel, mimari, bir sanat objesi olabilir- çevresel faktörlerle bir uyum içerisinde olması gerek. Siyasi erkle doğrudan ilişkilendirebileceğimiz nokta ise, o uyumun yeniden yazılması üzerine yorumlanabilir. Bu alanda yapılacak her yerleştirmenin doğal ritme uygun olması gerek. Şu anda dünyanın büyük bir kesiminde yapılmak istenen şey, o ritmi bozup, kendi ritimlerini kamusal alana yerleştirebilmektir.”

Siyasi erk tarafından gerçekleştirilen her yeni ritim için, toplum üzerindeki yeni bir homojenleştirme çabası diyebilir miyiz? 

“Yeni ritimler ve kamusal alan ritminde yaratılan bozukluklar toplumsal yapıyı değiştirebiliyor. Biz bu alanda kabullenici pozisyonda olması beklenenleriz aslında. Bu değişikliklerle bir anda olmasa bile, belki bir on yıl sonra veya eninde sonunda yüzleşmek zorunda kalıyoruz.”

Bu bağlamda kent merkezine bir geziye çıktığınızda, bu etkileşimi yaşadığımız coğrafya için nasıl yorumlarsınız?

“Kamusal alanın maruz kaldığı çarpık kentleşme, birilerine peşkeş çekilen araziler, bazı eski binaların otellere dönüştürülüp rant merkezi haline getirilmesi, tarihin silinmesiyle de direk ilişkili hususlardır. Girne’de bir sit alanının bir üniversiteye 99 yıllığına kiralanması veya bölgesi için önemli görüntü sağlayan bir silüetin temsilcisi olan eski bir yağ fabrikasının 7 katlı bir otele dönüştürülmesi ne yazık ki bu alanda dile getirebileceğimiz kötü örneklerdendir. Kamuoyu tabii ki yer yer bu dönüştürmelere muhalif tepkiler de verebiliyor. Lefkoşa Dereboyu’nda kesilmesi öngörülen bir ağacın varlığını koruması için gerçekleştirilen mücadele gibi. Yapılan tüm bu değişikliklerin kente nasıl bir değer kattığını sorgulamamız gerekiyor. Çünkü evimizden dışarı çıktığımızda artık kamusal alanın içerisindeyiz ve oraya yapılan tüm müdahaleler bizlerin rutini haline dönüşüyor. Etkileşimin bir parçası oluyor.”

Sizce devletin sanat alanında bir sorumluluğu olmalı mıdır? Varsa, iktidarlar bunu ne ölçüde yerine getirebiliyor, eksik kalan yanları nelerdir?

“İşin iki boyutu var aslında. Hem devletin sanatçıları desteklemesinin gerekliliğine inanmayan bir tarafım var, hem de birçok sanatçının maddi kazanımlarını genellikle öğretmenlik üzerinden sağladığı düşünülürse, devletin sanatçıya destek çıkması gerektiğini düşünen bir tarafım var. Devlet, sanatçıya maddi bir kazanç sağlasa da sağlamasa da, sanat devletin kendisinden, hüküm edenlerin kendisinden bağımsız ilerleyebilmeli. Sanatın bir kısmı, sanatçının çevresel faktörlere vermiş olduğu tepkiyle doğrudan ilişkilidir. Bu noktada, karşısında durmanız gereken hususlarda eğer devletten kazanç sağlıyor pozisyonda olursanız, aslında karşısında duramıyorsunuz demektir.”

0 1119
Haber: Deniz Katman, Fotoğraflar: Burakcan Batuk

Kuzey Kıbrıs ve Gazimağusa’da tiyatro denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan İlke Susuzlu ile Mağusa Sanat Tiyatrosunu, yeni çıkan kitabı “Bazen de Böyle”’yi ve 7 Kasım 2016’da Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı’nda perde diyen “Tumarhane Cumhuriyeti”  isimli tiyatro oyununu konuştuk.

İlke Susuzlu denildiğinde insanların zihninde bazı şeyler canlanıyor. Tiyatrocu, eğitmen, yazar vs. Bu kapsamda İlke Susuzlu’nun gözünden İlke Susuzlu kimdir, kendisini nasıl tanımlar?

Öncelikle İlke Susuzlu demek tiyatro demek onu söyleyeyim. Tiyatro denilince akla ne geliyorsa her şeyi yapıyor bu adam. Yazıyor, yönetiyor, oynuyor, eğitiyor… Bir tiyatro dalı için makyajını yapıyor, kostümünü tasarlıyor, kostümünü dikiyor, sahne tasarımını yapıyor, dekoru yapıyor, organizasyonu yapıyor,  aklınıza gelebilecek her şeyi yapıyor bu adam. Onun dışında, ben elbette kendimi bildim bileli tiyatronun içindeyim. Çünkü tiyatrocu bir ailenin çocuğuyum. Gözümü açtığımda tiyatroyla tanıştım. Tiyatro kitapları, tiyatro kostümleri, tiyatro aksesuarları ve elbette tiyatrocuların olduğu bir ortamın içinde büyüdüm. 6 yaşındaydım ilk kez sahneye çıktığımda. Yaklaşık olarak 32-33 yıldır da sahnedeyim. Son 12 yıldır, tiyatroyu tam anlamıyla profesyonel olarak yapıyorum. 1997 yılından bu yana sürekli tiyatro oyunları yazıyorum. Kaç eserim olduğunu da bilmiyorum. Sanırım sahnelenen otuzun üzerinde eserim var. Fakat rafta sahnelenmeyi bekleyen kaç eserim daha olduğunu bilmiyorum…

Tiyatro alanında ödüller almış birisiyim. İstanbul 14. Direkler Arası seyirci ödüllerinde en iyi erkek oyuncu ödülünü aldım. Kıbrıs’ta ise,  “1. Öner Ulutuğ Tiyatro Metni Yazma Yarışması”’nda ikincilik ve jüri özel ödüllerim var.  Tabi sadece tiyatro metni yazmakla da kısıtlı değil hayatım, her alanda yazıyorum. Örneğin kimseyle paylaşmadığım şiirlerim var.

Şiir demişken, edebiyata olan düşkünlüğünüzle de tanınıyorsunuz. “Bazen de Böyle” isimli bir kitabınız çıktı. Kitapta nelerden bahsediyorsunuz?

Bazen de Böyle’ isimli kitabım bu sene çıktı. Kitabım benim son iki yıldaki hikâyelerimden oluşuyor. Kitabı okuduğunuzda aslında beni okuyorsunuz. Benim maceralarımı, benim yaşadıklarımı, benim iç dünyamı… Fakat, hep üçüncü tekil şahıs ağzından konuşuluyor kitapta. Yani bir genele varmaya çalışılıyor. Tabi yazarlık alanında, ayrıca TRT tarafından düzenlenen öykü yarışmasından da ödüllü bir yazarım. Yani yazmak benim için başka bir boyut…

Tiyatro benim hayatım ama yazmadan da duramam
Tiyatro benim hayatım ama yazmadan da duramam,  yani illa yazmak zorundayım. Çünkü kendi içimdeki tüm duyguları bu şekilde dışa vurabiliyorum, başka türlü rahatlayamıyorum, rahatlatamıyorum kendimi.  Yazmak, aynı zamanda kendi kendime zarar vermemek için de bir yol aslında… Kalem benim için bir kılıçsa, onu kâğıdın üzerine yazarak darbelerimi atıyorum. Aslında içimi boşaltıyorum yazarak…”

Tiyatrocu bir aileden geliyorsunuz. İlla ki ilham aldığınız aile bireyleri vardır. Aileniz dışında tiyatrodan etkilendiğiniz kişiler var mı?

Brecht Almanya’da ne yapıyorsa, Stanislavski Rusya’da ne yapıyorsa, ben de Kıbrıs’ta bunu yapıyorum.

Stanislavski, zaten günümüz tiyatrosunda çok önemli bir isimdir, bir ekoldür. Stanislavski benim için çok önemli. Çünkü oyuncunun, günümüz dünyasındaki yerini yıllar önce belirlemiştir. Benim de tekniklerim tamamen ona benziyor. Bu nedenle eğitmenlik noktasında Stanislavski; oyun tarzı, türü ve yazımı noktasında da kendime Bertolt Brecht’ i örnek olarak alabilirim. Çünkü kendimi, onların tiyatro anlayışıyla, düşüncesi ile pekiştirdim. İşte Bertolt Brecht Almanya’da ne yapıyorsa, Stanislavski Rusya’da ne yapıyorsa ben de Kıbrıs’ta bunu yapıyorum. Seyirci daha çok seviyor epik oyunları.”

Sizce neden seyirci epik oyunları daha çok seviyor?

Oyunun içinde edebiyat, dans, şarkı ve hareket var. Bir laboratuvar gibi düşünün sahneyi. Deneysel bir tiyatro gibi… Seyirci geliyor ve siz her defasında o seyirciye göre yeniden şekil veriyorsunuz. Seyirci bir şeyi beğenmiyorsa bir sonraki sefere onu kaldırıyorsunuz veya değiştiriyorsunuz, başka bir farkındalık getiriyorsunuz. Önemli olan seyircinin ne dediği. Çünkü tiyatro, seyirci ile oyuncu arasında oynanan bir oyundur. Eğer seyirci yoksa, ne yaparsanız yapın, bir hiçsiniz.

Tiyatrocular genellikle film veya dizi setlerini sevmezler. En azından biz böyle duyuyoruz, biliyoruz. Siz de zaman zaman kısa filmler çekiyorsunuz, yönetiyorsunuz. Sizce tiyatro ile film arasındaki fark nedir? Hangisi size daha hoş geliyor?

Şimdi sinema ve tiyatro birbirlerini perçinleyen, doğuran ama birbirlerinden de tamamen ayrılan iki dal. Çünkü tiyatro sahne demek, kalabalık demek, koltuklar demek. Sinema ise koltuk demek. Siz tiyatroda kalabalıklara oynuyorsunuz ve oyunun tekrarı yok.  Ne kadar mucizevi bir şey.  Sahneye çıkıyorsunuz ve yaptığınız yanlışın “kes, tekrar” diye bir cümlesini duymuyorsunuz, yanlış orda kalıyor. Ama sinemada istediğinizi alıncaya kadar yeniden, yeniden çekiyorsunuz. İstediğiniz havayı alıncaya kadar, oyuncunun vereceği duygu halini alıncaya kadar çekiyorsunuz ve ne yazık ki bir kameraya oynuyorsunuz. Sadece bir kamera,  bir göz, tek bir göz sizi takip ediyor. Ve her şeyinize gem vurmak zorundasınız. Duygu halinize, sesinizin kıvrımlarına… Bir de, elbette tiyatroda seyirci de sizinle birlikte. Yani, bir replik söylüyorsunuz,  seyirci alkışlıyor, gülüyor, ağlıyor ya da seyirci kendi arasında konuşmaya başlıyor.

Sahneden bunu duymak, hissetmek o oyuncunun zaten duymak istediği şeydir aslında. Işıklar yanıyor,  perde diyorsunuz ve doksan dakika sahada top koşturuyorsunuz. Işıklar kapanıyor, kostümünüzü çıkarıyorsunuz ve siz sizsiniz.

O yüzden bana,  ikisi arasında ayrım noktasından da hareketle tabi ki tiyatro daha mucizevi geliyor, daha doyurgan geliyor. Tabi şunu da söylemek lazım ki sinemanın da ayrı bir tadı ayrı bir güzelliği var.

Son olarak 7 Kasım’da “Tumarhane Cumhuriyeti”  isimli oyununuz gösterime girecek.  Oyun neler anlatıyor, biraz bahseder misiniz?

Önce inanılmaz derecede heyecanlı olduğumu söylemem lazım.  Bunu bana sorduğun andan itibaren kalbim güm güm diye atmaya başladı. Bu benim yazdığım ve yönettiğim bir oyun.  Bu yıl içinde yazdım. Yaklaşık 6-7 aylık bir düşünce sürecinin bir ürünü olarak kendi iç dünyama kapanarak kafamdaki her şeyi kağıda döktüm bu oyunda.

“Tumarhane Cumhuriyeti” bizi anlatıyor.  Yaşadığımız coğrafyayı ve şu anda yaşadıklarımızı anlatıyor. Akıllılık ile deliliği sorguluyor. Yani şu anda yaşadıklarımız arasında akıl sağlığımızı koruyarak mantıklı bir şekilde hayatımıza nasıl devam edebiliriz sorusunu soruyor ve bununla ilgili çeşitli cevaplar veriyor. Ama son cevabı yine seyirciye bırakıyor. Çünkü epik tarzda yazılmış olan bir oyun. Oyunun bütün şarkı sözleri ve bestesi bana ait. Koreografisi de yönetimle birlikte bana ait. Çünkü yönetmenlik ayrı bir şeydir.  Koreograflık ayrı bir şey ve inanılmaz derecede eğlendik. Tabi ki bunun seyirciye de aynı enerji ile geçeceğine inanıyorum.  Çünkü oyunun içerisinde komedi ile trajedi baş başa gidiyor. Tıpkı hayat gibi… Hayat bir oyun benim için. Tıpkı saklambaç gibi. Saklambaç oynarsınız, birisi ebe olur, diğerleri saklanır ve hızlı koşturup sobe yapamayan biri ebe olmak zorunda kalır. Orda çok büyük bir ceza ve ödül yöntemi vardır. Tıpkı yakalamaca, tutmaca gibi. Tıpkı yakar top gibi. Bütün çocuk oyunlarında olduğu gibi.

Bugün saklambaçta kaybedersiniz, yarın daha hızlı koşarsınız, sobe yaparsınız ve kazanırsınız.

Çünkü hayat bir oyundur. Ama ciddi bir oyundur. Kazananı da vardır, kaybedeni de…  İşte bu oyun, kazananlar ve kaybedenler arasındaki fırsat eşitliğini sorguluyor ve oyunu kuralına göre oynayanın kazandığını, oynayamayanın da kaybettiğini vurguluyor. Ama her şeye rağmen istediğiniz kadar kaybedin, umut ışığı her zaman vardır diyor. Çünkü bugün saklambaçta kaybedersiniz, yarın daha hızlı koşarsınız, sobe yaparsınız ve kazanırsınız. Yani siz yaşadığınız sürece maç hiçbir zaman bitmez, ayağa kalkabilme şansınız vardır. Çünkü top yuvarlaktır ve bu oyunun galibi kim olacaktır bilinmez. Oyunu sadece kuralına göre oynamayı deneyin ve umut etmeye devam edin.  Ayrıca, akıllılık ile delilik arasında ince bir çizgi varsa, o zaman kim akıllı, kim deli onu da sorguluyoruz oyunda. Hakikaten kim akıllı, kim deli?  Yani benim akıllı veya deli olduğumu kim neye göre sorgulayacak? Hele yaşadığımız bu dünyada,  coğrafya parçasında her gün yeni olaylar duyuyoruz. Davranışlarımız değişiyor,  biz bile kendimizi tanımıyoruz. Biz bile kendimizi tanımazken bir başkası ya da başkaları bize nasıl tanı koyabiliyor. İnce bir çizgi üzerindedir diyoruz. Aman dikkat edin, sakın gülmeyin, çünkü bugün siz akıllı yarın biz akıllı, yarın siz deli,  hiç belli olmuyor bu hayatta. Çünkü her an her şeyimizi kaybedebiliriz. Hepimiz uçurumun kenarına gelebiliriz ve aklımızı yitirebiliriz…

0 1462

Doğu Akdeniz Ünivesitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi doktora öğrencileri Mert Yusuf Özlük ve Ezgi Gedik Lefke Avrupa Üniversitesi’nin düzenlemiş olduğu “Medya ve Şiddet” Sempozyumu’nda iki bildiri sunumu ve bir kısa film gösterimi ile DAÜ’yü temsil ettiler. 27-28 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleşen sempozyumda 6 oturum 25 bildiri sunumu yapıldı.

sempozyum_4

Saklambaç filmi iki yıldır çocuk gelinlere dikkat çekiyor
Geçtiğimiz yıl DAÜ İletişim Fakültesi doktora öğrencileri Mert Yusuf Özlük ve Engin Aluç’un Türkiye’de toplumsal bir konu olan çocuk gelinler ile ilgili çektikleri “Saklambaç” adlı kısa film DAÜ Kadın Araştırmaları ve Eğitimi Merkezi’nin uluslararası konferansında ilk kez seyirciyle buluşmuştu.

sempozyum_2

“Saklambaç” bu kez LAÜ’de düzenlenen “Medya ve Şiddet” konulu sempozyumda gösterildi. Film izleyenlerden tam not aldı. Film gösteriminin ardından filmin çekim aşamasında ekibin ve oyuncuların yaşadıkları sıkıntılar ve “çocuk gelinler” sorunu ile ilgili konuşuldu.saklambac_set_2

Türkiye’de kendilerinden yaşça büyük kişilerle evlendirilen çocukların varlığının araştırmalarla ispatlandığını söyleyen filmin yönetmeni Mert Yusuf Özlük yaptığı açıklamada “Bu konuyla ilgili istatistiklerden ziyade farkındalık yaratmak adına kamu spotları, kısa filmler ve bunun gibi görsel projeler arttırılmalıdır” dedi.
Sempozyumda ayrıca filmin yönetmeni Doğu Akdeniz Üniversitesi doktora Araştırma Görevlisi Mert Yusuf Özlük “Öğrenilmis çaresizlik kabulünde: Cinsel İstismar ‘Çocuk Gelin’ örneği” başlıklı araştırmasının sonuçlarını katılımcılarla paylaştı. DAÜ İletişim Fakültesi doktora öğrencilerinden Ezgi Gedik de “Televizyon Dizilerindeki Şiddetin İlkokul Çocukları Üzerindeki Etkisi” başlıklı araştırmasının sonuçlarını katılımcılarla paylaştı.

saklambac_set_3Yeni Film “Evimiz”
Film ekibinin DAÜ öğrencileri ile birlikte çektikleri yeni projesi çevre felaketleri konusunun işlendiği “Evimiz” adlı film. Yönetmenliğini Mert Yusuf Özlük’ün yaptığı, senaryosunu Engin Aluç’un yazdığı film çok yakında izleyenlerle buluşacak.

evimiz_set_1
“Saklambaç” ekibinin yeni filminin adı “Evimiz”. Film çevre felaketlerine dikkat çekiyor.

 

0 1042

Eş Yönetmenliğini Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Doktora öğrencisi Vasvi Çiftcioğlu’nun üstlendiği, “Olağan Denemeler” adlı kısa film, Ekim ve Kasım ayı içinde 4 farklı ülkede 5 uluslararası film festivalinde gösterilecek.

Yönetmenliğini Doğuş Özokutan ve Vasvi Çiftcioğlu’nun birlikte üstlendiği “Olağan Denemeler”, sırasıyla, Arjantin, İspanya, Guatemala ve Kanada’daki festivallerde gösterilecek. “Olağan Denemeler”, dünya prömiyerini yaptığı Nisan 2015’ten bu yana, 22 ülkede toplam 35 festivalin resmi seçkisinde yer almayı başardı. OSCAR Seçmeleri’ne katılan ilk ve tek Kıbrıs Türk yapımı kısa film olma özelliğini taşıyan, “Olağan Denemeler”in üç uluslararası ödülü bulunuyor.

Arjantin gösterimi bu akşam
Olağan Denemeler’in Ekim ayındaki ilk durağı Arjantin olacak. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te bu yıl 7’incisi düzenlenen “Festival Internacional del Cortometraje” adlı festivale seçilen Olağan Denemeler’in gösterimi 14 Ekim Cuma akşamı yapılacak. Bu gösterim Olağan Denemeler’in Arjantin prömiyeri olacak. “Alliance Francaise de Bella Vista” adlı Fransız Kültür Derneği’nin organize ettiği festival 15 Ekim’de sona erecek.

İspanya “Olağan Denemeler”i çok sevdi
Olağan Denemeler, Arjantin’den sonra İspanya’da da gösterilecek. Kısa adı FICBE olan “Festival Internacional de Cortometrajes de temática social” adlı festivale seçilen Olağan Denemeler, üçüncü kez İspanya’da gösterilmiş olacak. İspanya’nın kuzeyindeki Navarre bölgesinde 22-24 Ekim tarihleri arasında bu yıl 8’incisi gerçekleştirilecek olan FICBE, “Berriozar Films Kultural” adlı sivil toplum örgütü tarafından düzenleniyor.

Orta Amerika’da ilk gösterim: Guatemala’da
Olağan Denemeler, Ekim ayındaki üçüncü uluslararası gösterimini Guetamala’da yapacak. Orta Amerika’nın en önemli sinema etkinliklerinden biri olan “Icaro Festival Internacional de Cine” adlı festivale seçilen Olağan Denemeler’in Guatemala’daki gösterimi İspanyolca alt yazı ile yapılacak. Olağan Denemeler 22-29 Ekim tarihleri arasında bu yıl 19’uncusu düzenlenecek olan bu festivaldeki gösterimi ile Orta Amerika prömiyerini yapmış olacak.

Kasım ayında Kanada’da üst üste iki gösterim
Olağan Denemeler, Kasım ayında Kanada’nın önemli festivallerinde de gösterilecek. Olağan Denemeler Kanada prömiyeri sayılacak ilk gösterimini bu yıl 35’insi gerçekleştirilecek olan “Festival du cinéma international en Abitibi-Témiscamingue” adlı festivalde Fransızca alt yazı ile yapacak. Kanada’nın Quebec eyaletinde düzenlenen festivalde, bu yıl 30 ülkeden 150 kısa ve uzun metraj filmin gösterimi yapılacak.

Olağan Denemeler’in Kanada’daki ikinci gösterimi ise bu yıl 11’incisi düzenlenen Hamilton Uluslararası Film Festivali’nde yapılacak. 5-13 Kasım tarihleri arasında Hamilton şehrinde düzenlenen festival Kanada Film Pazarı’na da ev sahipliği yapacak. Olağan Denemeler’in Hamilton’daki gösterimi 12 Kasım akşamı gerçekleştirilecek.

0 754

Tarihi suriçinin potansiyelini üst düzeyde turizmin hizmetine sunmak için çalışmalara devam eden Gazimağusa Belediyesi, Othello Parkı’na yaptırdığı William Shakespeare Büstü’nün açılışını dün saat 19:00’da düzenlediği törenle gerçekleştirdi.

Othello Kalesine adını veren ünlü tragedyanın yazarı Shakespeare’in büstünün açılışı, Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, CTP-BG Gazimağusa milletvekilleri Ferdi Sabit Soyer, Teberrüken Uluçay, Erkut Şahali, Arif Albayrak, Gazimağusa Kaymakamı Dürdane Acı, DAÜ VYK Başkanı Mehmet Bayram, Kalavaç Muhtarı Ömer Meraklı, sanatçılar, sivil toplum örgütü temsilcileri ve halkın yoğun katılımıyla yapıldı. Shakespeare büstünün açılış kurdelesini Bakan Fikri Ataoğlu, Belediye Başkanı İsmail Arter ve Sanatçı Ümit İnatçı kesti.  Shakesperare’e en çok benzeyen büst olma özelliği de taşıyan Shakespeare Büstü sanatçı Ümit İnatçı’nın sanat yönetmenliğinde Mehmet İlkerli Ve Erdinç İlkerli’nin çalışmasıyla yapıldı.

Gazimağusa Belediyesi tarafından yürütülen projede geçtiğimiz yıl ilk etapta Othello Parkı Düzenlemesiyle, tarihi Othello Kalesi’nin girişi turistlerin vakit geçirebileceği yeşil dokunun olduğu parka dönüştürüldü. Tarihi suriçinin turistler tarafından en çok rağbet gören noktalarından olan Othello Kalesi girişindeki Othello Parkı’na yapılan  Shakespeare’in büstü bölgeyi ziyaret eden turistleri karşılamaya başladı.

Ataoğlu: “Tüm eserlerimizi turizmin hizmetine sunacak müze çalışmaları yapıyoruz”
Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, Mağusa’ya katılan değerin hem suriçinin canlanmasına hem turizme ciddi katkı sağlayacağını, geçmişte yapılması gereken bazı projelerin fark edildiği ve yapılmaya başlandığını, sadece Gazimağusa’ya değil tüm ülkenin tarihi ve doğal zenginlikleri olduğunu söyledi. Ataoğlu, gerek topluma gerekse turizme katkı sağlamak için adımlar attıklarını, ambarlarda atılı olan eserleri turizme kazandırmak için çalışma yaptıklarını ve bu eserleri müzelere yerleştireceklerini belirtti. Ataoğlu, surlar içinin canlandırmak için eski polis binası ve şömineli evin de müze olarak hizmet vereceğini, tüm eserlerin bu yerlerde hayat bulacağını, ülke genelinde müze çalışmaları yaptıklarını söyledi. Ataoğlu, bu güzel günü yaşatan Ümit İnatçı’ya, tüm sanatçılara, Belediye Başkanı İsmail Arter’e ve açılışa katılan tüm Mağusalılar’a teşekkür etti.

Arter: “Suriçi Canlandırma Projesi kapsamında ne yapılması gerekirse süratle yola koyulduk”
Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter konuşmasına, “hep bugünü bekledik doğrudur, ülkemizin her bir tarafı cennettir ancak Mağusamız bir farklıdır” sözleriyle başlayarak, Mağusa’nın barındırdığı tarihi ve kültürel mirasın diğer şehirlerden  bir adım önde olduğunu söyledi. “Bu zenginlik bizlere sorumluluk yüklemektedir” diye Arter, suriçi canlandırma projelerinin uzun yıllardır üzerinde çalışıldığını ancak zamanın da geçtiğini ifade ederek,  şehrin hak ettiği noktada olmadığını, bu gibi çalışmalar için sürat ve çok büyük gayret gerektiğini kaydetti. Kitaplarda ciltlenmiş ve orada duran projelerin bizleri bir yere götüremeyeceğini, turizmde, kültür- sanatta hak etiğimiz noktaya gelmemiz için çalışmaların süratlenmesi gerektiğini ifade eden Arter, bu düşüncelerini masaya koyduğunu ve suriçi canlandırma projesi kapsamında ne yapılması gerekirse süratle yola koyulduklarını belirtti. Arter, Othello Kalesi ve Desdemona Parkı yanındaki Othello Parkı’nın önceden başlayan bir proje olduğunu, süratle projeyi tamamladıklarını, Shakespeare’in Othello ile bütünlemiş bir isim olduğunu ve sanat çevrelerinden olumlu görüşler geldiği için çalışmayı tamamladıklarını söyledi. Arter, Suriçi Canlandırma Projesi kapsamındaki çalışmaların devam edeceğini, şehrin tarihsel süreçte çok savaşlar gördüğünü ancak bu tarihin içinde güzellikler de olduğunu, hem turizm hem insanlarımız açısından bizleri ileriye götürecek bir çalışma yaptıklarını ve yola aynı şekilde devam edeceklerini söyledi. Belediye Başkanı İsmail Arter, Hendek Düzenleme Projesi’nin de bu kapsamda Mağusa’nın tarihsel boyutuyla bütünleşen bir proje olduğunu, ihalesine çıkılan projenin gelecek yıl Ağustos ayında tamamlanacağını bildirdi. Arter,  başta sanatçı Ümit İnatçı olmak üzere emeği geçen herkese ve törene katılanlara teşekkür etti.

Sanatçı Ümit İnatçı da konuşmasında, çok önemli bir vesile ile bir araya geldiklerini, tarihsel değerlerin kültürel mirasın gündelik yaşama sokulduğu anda çağdaş kentsel yaşamdan bahsedilebileceğini, bu bağlamda önemli bir adım atıldığını, yapılan çalışma için Belediye Başkanı İsmail Arter’e teşekkür etti. İnatçı, yıllardır bu projenin konuşulduğunu, ancak ilk kez bu sese kulak veren Belediye Başkanı Arter’in projeyi gerçekleştirdiğini ifade ederek, “ bundan sonra da daha iyi adımlar atılacaktır ve Mağusa kendi öz kimliğine ve çağdaş kimliğine yakışır şekilde bizlere hizmet etmeye devam edecektir” dedi.

0 691

Mağusa Kültür, Sanat ve Turizm Festivali kapsamında dün akşam Salamis Antik Tiyatro’da sahneye çıkan Türkiye’nin sevilen seslerinden Oğuzhan Koç izleyenlere güzel bir müzik ziyafeti sunarken, Eser Yenenler ve İbrahim Büyükak’ın da gecenin sonunda Oğuzhan Koç’a eşlik etmesi geceyi 3 Adam Programı’na dönüştürdü.

IMGL4172Yaklaşık 2.5 saat sahnede kalan Oğuzhan Koç’a konserin sonuna doğru eşlik eden ekip arkadaşları hem düet parçalar söylediler hem de izleyenlere esprileriyle eğlenceli anlar yaşattılar. Arkadaşlıklarının çok eskiye dayandığını her fırsatta dile getiren 3’lünün sahnede bir araya gelmesiyle Salamis Antik Tiyatro’da kahkaha tufanı koptu.

IMGL4148“Festival kapsamında, 15 Temmuz’da Salamis Antik Tiyatro’da Lefkoşa Belediye Tiyatro’sunun Bozan Oratoryosunu, 18 Temmuz’da Salamis Antik Tiyaro’da Volkan Konak konseri, 19 Temmuz’da Othello Kalesi’nde İstanbul Meydan Sahnesi’nin Pijamalı Adamlar oyunu, 22 Temmuz’da Othello Kalesi’nde Tolga Erzurumlu konseri, 25 Temmuz’da Salamis Antik Tiyatro’da Koray Avcı konseri, 26 Temmuz’da Othello Kalesi’nde Süleyman Akosman A Chunk Of Funk konseri yer alacak. 28 Temmuz’da ise Salamis Antik Tiyatro’da Los Vivancos Flamenco topluluğu muhteşem gösterisiyle festivalin finalini yapacak.

IMG_2134Pijamalı Adamlar Oyunu, Tolga Erzurumlu Konseri, Achunk Of Funk by Süleyman Akosman konseri 10 TL, Volkan Konak ve Koray Avcı konserleri 20 TL, Los Vivancos konserleri 30 TL ücretle izlenebilecek. Festival biletleri Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler, Deniz Plazalar’dan ve etkinlik girişlerinden aynı fiyatla temin edilebilir. Festival ile ilgili ayrıntılı bilgilere Gazimağusa Belediyesinin internet sitesi www.magusa.org adresinden ulaşılabilir.

mgf_2016_webPink Martini konseri iptal edildi
Öte yandan sağlık sorunları nedeniyle 21 Temmuz’da Salamis Antik Tiyatro’da yapılacak Pink Martini konseri iptal edildi. 20. Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat Pink Martini’nin Türkiye’deki Temsilcisi Pasion Turca Şirketi sanatçının festivalindeki programıyla birlikte Türkiye 2016 Yaz turnesinin de iptal edildiğini açıklama yaparak duyurdu.