Manşet Haber
Featured posts

0 642
Fotoğraflar: Engin Aluç

Gazimağusa Belediyesi tarafından bu yıl 19.’su düzenlenen Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat ve Turizm Festivali’nde, 29 Haziran saat 21:30’da Salamis Antik Tiyatro’da Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu sahneye çıkıyor. Balkan müziğinin ustası Muammer Ketencoğlu önderliğinde 1997 yılından beri çalışmalarını sürdüren Balkan Yolculuğu, Balkan coğrafyasının her köşesinden ezgiler ve pek çok dilde şarkıdan oluşan özel repertuvarını 19. Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat ve Turizm Festivali sahnesine taşıdı. Balkan müziğinin otantik yapısını bozmadan sahneye taşıyan topluluk bu yaklaşımıyla müzik dünyasında birinciliğini korumaktadır.

Fotoğraf Galerisi:

Bu yıl, 18 Haziran-9 Temmuz tarihleri arasında birbirinden kaliteli etkinliklere ev sahipliği yapmaya devam eden Salamis Antik Tiyatro,  30 Haziran’da Zara, 2 Temmuz’da Burhan Öcal ve İstanbul Oriental Ensemble, 5 Temmuz’da Hüseyin Kırmızı Project, 7 Temmuz’da Gökhan Türkmen ve 9 Temmuz’da Lara Fabian’ı ağırlayacak.

festival_2015_one_cikan

Etkinlik biletleri, Lefkoşa, Mağusa ve Girne Deniz Plazalardan, Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’nden ve etkinlik girişlerinden alınabilir. Festival hakkında Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’nin630 0 500 numaralı telefonu vehttp://www.magusa.org/festival isimli web sayfasından daha fazla bilgi edinilebilir.

1 1144
Can Bekcan

Bir çok kişi dalış yapmayı ya iyi yüzme bilmediğinden ya da su canlılarından korktuğu için tehlikeli bulur. Oysa ki, sanılanın aksine dalış yapmak hiç de korkutucu ve tehlikeli değildir. Özellikle yeni şeyler keşfetmekten hoşlanıyorsanız tam da size göre bir aktivitedir. Üstelik bu aktivitenin yazı veya kışı da yoktur. Denizin elverişli olduğu her koşulda, kendinizi geliştirdiğinizde ise göllere ve mağaralara dalış yapabilirsiniz. Her şeyde olduğu gibi bu aktiviteyi yapmak için de eğitim gerekmektedir. Aktivite diyorum, çünkü dalışı hem bir spor hem de hobi olarak yapabilirsiniz. Tercih size kalıyor.

Uzun süredir dalış yapan biri olarak size sualtının gerçekten farklı ve hiç düşünemeyeceğiniz güzellikleri kendi gözlerinizle görebilmek için bir fırsat verdiğini unutmayın. Hele ki Kıbrıs gibi bir adada bu aktiviteyi yapmak için elinizin altında bir çok fırsat bulunuyorken. Sahilleri ve sualtı güzellikleri çok olan bir adadayız. Farklı balıkları ve deniz canlılarını görme imkanınız çok. Bunu en iyi şekilde değerlendirmenizi tavsiye ederim.

Bütün bu güzellikleri görebilmek için çok zahmete girmenize bile gerek yok. Keşif dalgıcı olarak işe başlayabilirsiniz. En temel bilgiler size verilir ve eğitmen eşliğinde dalış yaparsınız. Eğitmen yanınızdan hiç ayrılmaz. Hatta kendinizi rahat hissettiğinizde size; genellikle yeni dalış yapanların göremedikleri, sualtındaki küçük canlıları gösterir. Memnun kalır ve eğitim almak isterseniz öncelikle temel eğitime alınır, sonra da pratik eğitimle eğitiminizi tamamlarsınız. İşte o zaman siz de yavaş yavaş sualtındaki canlıları fark etmeye başlar ve bu işten zevk almaya başlarsınız. İsterseniz sualtı görüntüleme cihazlarınızla dalış yapıp, güzel kareler çekip kendi arşivinize koyarsınız.

İşin asıl keyifli yanı; dalış ortamınızla bir aile sıcaklığını yaşarsınız. İlk geldiğinizde, bir şeyler içip sohbet ederken, malzemelerinizi hazırlarken, dalışa başlarken, dalıştayken ve dalıştan sonra sürekli olarak o ortamın sıcaklığını hissedersiniz. En güzeli de “buddy” sistemidir. Sorumlu olduğunuz ve onun da sizden sorumlu olduğu bir arkadaşınız olur. Dalış başlamadan ve dalış bittikten sonra bile bu sistem devam ediyormuş gibi hissedersiniz. Dalış dostlukların ve sohbetlerin gelişmesini sağlayan bir aktivitedir. Tabi eğlenmesini bilenler için.

Bizler, bulunduğumuz yere okul demekten çok kulüp demeyi tercih ediyoruz. Sürekli olarak, karşılıklı birbirimizden bir şeyler öğreneceğimizi biliyoruz. Bu şekilde de aile ortamımızı genişletiyoruz. Aramıza sürekli olarak yeni aile bireyleri katılıyor. Tek bir yerden bahsettiğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bizler büyük bir ailenin küçük bir parçası olarak www.dive-hub.com adresinde buluşuyoruz. Sahibi Maria Ayça Ateş. Kendisi Kıbrıs Dalış Okulları Federasyonu Başkanlığı’nı da yürütüyor. Kıbrıs’ın sualtı zenginliklerine yatırım yapan araştırmacı bir kişi. Eğlenceli ve dalış konusunda bilgili bir eğitmen ve lider.

Eğer siz de bu büyük ailenin bir parçası olmak istiyorsanız hemen bir dalış okuluna gidin. Bizlerle birlikte yeni dostluklar kurmak istiyorsanız iletişim adreslerimizden bizlere ulaşabilirsiniz. Adanın bu güzel imkanlarından faydalanmak için elinize geçen fırsatı değerlendirin.

www.facebook.com/groups/divehub/
www.dive-hub.com

Fotoğraf Galerisi:

Fotoğraflar: Can Bekcan, Timuçin Uçar ve Maria Ayça Ateş

0 840
Kıbrıs Polifonik Korolar Derneği (KPKD) Otello Çoksesli Korosu ile Kıbrıs’ta Barış için İki Toplumlu Koro’nun, Çanakkale Korolar Festivali’ne katılacağı açıklandı.
Dernekten yapılan açıklamaya göre, 7-12 Temmuz tarihleri arasında Çanakkale’de düzenlenecek 3.Uluslararası Çanakkale Korolar Festivali’nde Kıbrıs’tan iki koro barış şarkıları seslendirecek.

Korolar, Çanakkale İçtaş Kongre Merkezi’nde yer alacak salon konserleri yanında sokak konserleri de verecek.

Çanakkale savaşlarının 100. yıl dönümü sebebiyle barış temasının öne çıkacağı belirtilen festivalde tüm korolar Yakup Kıvrak’ın’’ Sevgi Çiçeği’’ isimli çocuk şarkısını hep birlikte seslendirecek.

30 koro ve 1000’e yakın koristin katılacağı festivalde Türkiye’den, Bulgaristan’dan ve Kıbrıs’tan korolar yer alacak. Festivalde pandomim atölyesi ve koro müziği ile ilgili bir de panel düzenlenecek.

Sanat yönetmenliğini Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Koro Şefi Mete Gökçe’nin yürüttüğü festival, 6 gün devam edecek.

Festivale KPKD Otello Çoksesli Korosu ile birlikte Gazimağusa Kaymakamı Şifa Çolakoğlu’nun da korist olarak katılacağı belirtildi.

Çanakkale Korolar Festivali’nde Kıbrıs’ta Barış için İki Toplumlu Koro’yu Eleni Melanidou ve Kürşat Tilki; KPKD Otello Çoksesli Korosu’nu ise Erkan Dağlı ve Rana Uluçay yönetecek.

0 647

Fotoğraflar: Gökhan Öztürk ve Metin Ziya Güngör

Gazimağusa Belediyesi’nin bu yıl 19.’sunu düzenlediği Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat ve Turizm Festivali’nde sahneye çıkan Ankara Devlet Opera ve Balesi, “Arda Boyları” ve “Akdeniz Esintileri” gösterileri ile izleyenleri büyüledi.  30 yıl aradan sonra Salamis Antik Tiyatro’da festival izleyici ile buluşan Ankara Devlet Opera ve Balesi, sergilediği performansla izleyenlerin büyük beğenisini topladı.

Fotoğraf Galerisi:

Bu yıl, 18 Haziran-9 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen 19. Mağusa Kültür-Sanat ve Turizm Festivali’nde 29 Haziran’da Muammer Ketencoğlu Balkan Yolculuğu, 30 Haziran’da Zara, 2 Temmuz’da Burhan Öcal ve İstanbul Oriental Ensemble, 5 Temmuz’da Hüseyin Kırmızı Project, 7 Temmuz’da Gökhan Türkmen ve 9 Temmuz’da Lara Fabian sahneye çıkacak.

Etkinlik biletleri, Lefkoşa, Mağusa ve Girne Deniz Plazalardan, Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’nden ve etkinlik girişlerinden alınabilir. Festival hakkında Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’nin 630 0 500 numaralı telefonu ve http://www.magusa.org/festival isimli web sayfasından daha fazla bilgi edinilebilir.

1 1246
Yazar: Sevde Ezgin, Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümü

(Kitap İncelemesi: Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek – Irvin Yalom)

yalomHer insan hayatının belli dönüm noktalarında, geçmiş yaşantısının muhasebesini yapar. Filmlerin ölüm sahnelerinde gördüğümüz gibi, adeta geçmiş bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer. Bu dönüm noktaları aslında insan hayatındaki bazı şeylerin ölümünden farksız değildir. Bu sebepten insanlar bu dönüm noktalarında –önemli hayat olaylarında- ölüm anksiyetesiyle karşı karşıya kalırlar. Bu her insanda çok farklı şekilde görünebilir. Şekilleri farklı olduğu gibi yoğunlukları da farklı olabilir. Bazı insanlar bu durumdan çok fazla etkilenmezken bazı insanlarda etkisi çok fazla olabilir.

Kitapla ilk tanışmam –isim olarak- üniversiteye başladığım ilk yıl, bir hocamın tavsiyesi üzerine olmuştu. Bir sene sonra kitabı edinip, bundan da bir yıl sonra yani 2013 yılında kitabı ilk okuyuşumu gerçekleştirip rafa kaldırmıştım. Ta ki bu zamana kadar, 2015 Mayıs. İkinci okuyuşumu da bu süreçte gerçekleştirmeye başladım. Zamanlaması mükemmel olan bir yüzleşme oldu benim için bu ikinci okuyuş.

Kitaba şu alıntıyla başlıyor yazar; “Güneşin ya da ölümün yüzüne doğrudan bakamazsınız.”

Şimdi düşünüyorum da acaba güneşe doğrudan bakmaya korktuğum için mi okumamı bu kadar ertelemiştim.

Ayrıca kitabı ikinci okuyuşumda bir şey dikkatimi çekti. İlk okuyuşumla ikinci okuyuşum birbirinden çok farklıydı. Aslında ilk okuyuşumdan kitabın içeriğiyle ilgili pek bir şey hatırlamıyordum, sadece çok beğendiğim bir kitap olduğunu biliyordum. Fakat kitabı tekrar incelerken bir şey fark ettim; ilk okumamla ikinci okumamda ilgimi çeken yerler çok farklıydı, altı çizilen satırlar değişmişti. Bu da demek oluyor ki, bir insanın bile ölümle yüzleşmesi zaman değişince farklı oluyorsa; aslında her insanın ölüm anksiyetesini bastırma, yaşama ve ölüm anksiyetesiyle yüzleşmeleri farklı farklıdır ve farklı yoğunluklara sahiptir.

Her insan ölümden kendi tarzında korkar. Bazı insanlar için ölüm anksiyetesi hayatın arka planındaki müziktir ve her etkinlik o anın bir daha asla gelmeyeceğini düşündürür. Eski bir film bile içindeki bütün aktörlerin artık toprak olduğunu düşünmeden edemeyenler üzerinde çok güçlü bir etki bırakır.

Bazı insanlardaysa ölüm anksiyetesi daha şiddetlidir. Gece yarısı uykularından her an ölebilecekleri düşüncesiyle kuşatılmış bir şekilde panik halinde uyanırlar.

Ölüm anlamı kişisel farklılıklara örnek olarak;

49 yaşındaki İngiliz terapist olan Julia, yakın bir arkadaşının ölümü üzerine yazar Irvin Yalom’la terapiye başlar. Irvin Yalom’un ona ölümün onu korkutan yönünün ne olduğunu sorması üzerine cevabı net bir şekilde “Yapmadığım her şey.” olur.

Huzurevine taşınma eşiğinde olan Alice evindeki eşyalardan kurtulurken yoğun ölüm anksiyetesi yaşar. Irvin Yalom’un ona ölümün nesinden korktuğunu sorması üzerine; “ben artık olmayacağım… Sonları görmek istiyorum. Oğluma ne olduğunu görmek için orada olmak istiyorum.” cevabını verir. 

Aynı şekilde yazar Irvin Yalom kanserli hastalarla terapi yaptığı dönemde ölüm anksiyetesi yaşamaya başladığını fark edince, fikirlerinden çok etkilendiği Rollo May’e terapiye gitmeye karar verir. 3 yıl boyunca her hafta yaptığı görüşmeler neticesinde Irvin Yalom, ölüm konusunda onu en çok düşündüren şeyin “ölüme eşlik eden tecrit hali” olduğunun farkına varır.         

Evet, yazar Irvin D. Yalom, Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek adlı kitabında bizi bu gerçekle yüz yüze getiriyor. Yazar ölümü anlatmıyor, peşimizi bırakmayan o ölümcül korkuyla yüzleşmemizi sağlıyor. Kitap içerisinde özellikle Yunan filozofu Epikouros’un fikirlerinden yararlandığını söylüyor. Kitapta Epikouros’un felsefenin amacının, insanın mutsuzluğunu gidermek olduğunu ve bu mutsuzluğun kaynağının da her zaman ve her yerde var olan ölüm korkumuz olduğuna inandığından bahsediyor. Özellikle 4. Bölüm olan “Fikirlerin Gücü” bölümünde Epikouros’un bu konudaki yardımcı fikirlerine değiniyor.

Epikouros’un M.Ö. 341-270 yıllarında yaşadığını göz önünde bulundurursak, günümüzde de halen ölüm korkusunu yaşıyor oluşumuz, onun bu düşüncesini daha geniş çapta destekler nitelikte.

Her anı ölümün tamamen farkında olarak yaşamak hiç kolay değildir. Bu güneşe dosdoğru bakmaya benzer: fazla dayanamazsınız. Hayatımızı korkudan donmuş bir şekilde geçiremeyeceğimiz için ölüm korkusunu yumuşatacak yöntemler üretiriz.

Yazar ölüm korkusunu yumuşatacak yöntemlere; insanların çocukları vasıtasıyla kendilerini geleceğe yansıtmasını, daha fazla zenginlik, şöhret peşinde koşmak gibi saplantılı arzuları örnek veriyor. Ergenlerde ölüm korkusuna karşı daha farklı yöntemler görünebilir. Bunlar bazen paraşütle atlama gibi adrenalin içeren sporlar yaparak, ölüme meydan okuma şeklinde görünürken; bazen de şiddetli video oyunları oynayıp ölümün efendileri rolünü üstlenerek, ölüme karşı bir duruş sergileme şeklinde görünebilir.

Kitapta 2 temel bölüm bulunmakta. Kişi ilk olarak uyanma deneyimi yaşayarak kendi ölümlülüğünün farkına varır. Ardından kitap içerisinde özellikle 4. ve 5. bölümde bulunan bazı fikirler yardımıyla; kişinin ölüm korkusuyla, daha anlamlı bir yaşam yer değiştirebilir.

Uyanma deneyimi
Uyanma deneyimi kısaca hayatı daha anlamlı yaşamayı sağlayacak ölümle yüzleşme deneyimidir ve bir nevi varoluşsal şok terapisidir. Kişi uyanma deneyimiyle beraber gündelik varoluştan ontolojik varoluş farkındalığına geçer. Kitapta Alman filozofu Heidegger’in bu iki varoluş tanımına değiniyor. Heidegger’in açıklamasına göre; gündelik varoluşta insan, fiziksel görünüş, mülkiyet, saygınlık gibi çabuk unutulabilecek şeylerin varlığına odaklanıyor. Fakat ontolojik varoluşta, ölümlülük gibi hayatın değişmez özelliklerinin farkına varıp, hayatında daha anlamlı değişiklikler yapmaya açık oluyor. Ayrıca kişinin gündelik varoluştan çıkıp değişimin sağlanacağı ontolojik varoluş farkındalığına geçişinin dileyerek, çabalayarak olamayacağından; bu geçişin sadece yaşamsal ve geri dönüşü olmayan deneyimler ile yani uyanma deneyimiyle gerçekleşebileceğinden bahsediyor. Uyanma deneyimi yas, yani bir yakının ölümüyle olabilir.

75 yaşlarında olan Alice kocasının alzheimer hastalığına yakalanması üzerine Irvin Yalom’a terapiye gelmeye başlar. Alice kocasının çöküşünü gün be gün yakından izlemektedir ve her an ona destek olmaktadır. Kocasının ölümü üzerine Alice, kocasını kaybetmenin yasıyla sürekli ona bakmak zorunda kalmanın ağır yükünden kurtulmanın verdiği rahatlık hissinin getirdiği karmaşık duygular yaşar. Alice’in kocasının ölümü kendi ölüm anksiyetesini ortaya çıkartır. Cenazenin ardından Alice evde yalnız kalınca bazı sıkıntılarla karşı karşıya kalır. İlk olarak eve bir yabancının girmesinden korkmaya başlar fakat yaşadığı sokak aslında hala eskisi kadar güvenilirdir. Alice ölüm korkusunu eve yabancı birinin gelmesinden korkarak dışsallaştırır. Bunun ardından Alice gördüğü bir rüyayla yaşadığı korkunun kaynağının farkına varır, bu şekilde bu korku daha açık bir hale gelir. Rüyayla ilgili çağrışımları Irvin Yalom’la terapi anında konuşurken, rüyasının onun ölüm korkusunu ortaya çıkardığını fark ederek eve girmesinden korktuğu yabancının aslında kendi ölümü olduğunu fark eder. Eğer kocası öldüyse, o da ölecektir. Alice daha sonra yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle huzurevine yerleşmeye karar verir. Evinden ayrılacağı için evindeki hatıralarla dolu eşyaların hepsinden kurtulması gerekir. Bu süreçte Alice daha yoğun bir uyanma deneyimi yaşamasını sağlayacak bir olay yaşar. Evin yeni sahipleri evin tamamen boşaltılmasını isteyince, duvardaki rafları da söktürür ve rafın ardındaki duvarın rengi, onu 40 yıl önceye götürür; ardıç kuşu yumurtası mavisi! 40 yıl önce Alice o eve taşınırken duvarlar o renge boyalıydı ve evi satın aldığı kadın Alice’in şu anki yaşlarındaydı. Alice o kadının yüz ifadesinin Alice’in şu anki duygularıyla aynı duyguları yansıttığını hatırlıyordu. Alice bu deneyimiyle kendisinin de evin eski sahibi gibi fani olduğunu gerçek anlamıyla idrak eder. Ayrıca Alice kendisinin fani olduğu gibi aslında o evin de fani olduğunu, günü geldiğinde o evin de yıkılıp yerini başka yeni bir eve bırakacağını düşünmeye başlayarak ontolojik varoluş farkındalığına geçer. Kitapta bu farkındalıktan sonra Alice’in hayatının son zamanlarını Irvin Yalom’u şaşırtacak bir mutlulukla devam edişini anlatıyor.

Yasın dışında önemli kararlar, hayatın dönüm noktaları (lise ve üniversite arkadaşlarının toplanması, miras düzenlemeleri, doğum günleri ve yıldönümleri), rüyalar, terapinin sona ermesi de uyanma deneyiminin gerçekleşmesini sağlayacak nedenlerdendir.

Benim uyanma deneyimim, üniversite hayatımın son döneminin getirdiği karmaşık duygularla beraber bu kitabı tekrar raflardan çıkarıp okuyuşumun birleştirdiği bir süreçten doğdu. Mezuniyet; üniversite hayatımın, bununla beraber öğrencilik hayatımın ve 5 yıldır yaşadığım ada hayatımın ölümüyle eş değerdi benim için. Tam da bu süreçte bu kitapla tekrar buluşmam bu durumun farkına varmamı ve aslında bunun bana kendi ölümlülüğümü hatırlattığını fark etmemi sağladı. Ve bu uyanma deneyimi sonrasında kitapta bahsedilen ölüm korkusunun üstesinden gelmeye yardımcı fikirlerden yararlanarak hayatıma yön vermemi sağladı. Bu yazı o fikirlerin birinden doğdu; dalgalanma!

Dalgalanma
Dalgalanma kavramı ölüm korkusuyla baş edebilmemize yardımcı olabilecek fikirler içerisinde beni en çok etkileyen fikir oldu. Dalgalanma her insanın bilinçsiz bir şekilde kendi yaşam deneyiminden bir parçayı diğer insanlara aktarmasını ve bunun nesiller boyunca devam etmesini ifade eder. Dalgalanma kişinin bir özelliğini, bilgeliğini, rehberliğini veya iletişim esnasındaki duygularını diğer insanlara aktarması yoluyla olabilir. İnsanlar çocukları aracılığıyla genlerini aktararak, organ bağışlarında bulunarak, bunun yanında sanatsal ya da siyasi başarılarla şöhret yoluyla, bazı kurumlara adını bırakarak, bilime katkıda bulunarak da dalgalanmayı gerçekleştirebilir. Yazar dalgalanma kavramını bir göldeki dalgaların görünmez olana kadar sürüp, nano düzeyde devam etmesine benzetir. Yani bu demek oluyor ki, insan fani olmakla birlikte kendi yaşam deneyiminden bazı şeyleri ölümsüzlüğe ulaştırabilir. Bu ölümsüzlük için kişisel kimliğin korunmasına gerek yoktur. Kendimizden bir şeylerin diğer insanlar üzerinde ölümsüzlüğe ulaşmasını bilmek başlı başına rahatlatıcı bir sebep.

Ölüm anksiyetesini uzun yıllar yaşayan Barbara katıldığı okul toplantısında ergenlik zamanındaki yakın arkadaşını yıllar sonra ilk kez görüyordu. Arkadaşı Barbara’yı görünce ona çok samimi davranarak ergenlik zamanında ona gösterdiği destek için minnettar olduğunu ifade etmişti. Unutulmuş bir arkadaşıyla karşılaşmak Barbara için dalgalanmayı gerçekçi bir hale getirir. Barbara ölümün sandığı gibi bir yok oluş olmayabileceğini, kendisinin ve hatıralarının bile geride kalmasının o kadar önemli olmayacağını, önemli olan şeyin dalgalanmanın kalıcı olmasının gerektiği gibi düşüncelerle o toplantıdan ayrılır.

Yazar dalgalanmanın aynı zamanda ölümün yalnızlığını hafifletmeye yardımcı bir araç olduğunu Ortaçağın ahlak dersi veren oyunu “Everyman” ile çok güzel açıklıyor. Oyunda Everyman ölüm meleği tarafından ziyaret edilir, bunun üzerine Everyman ölüm meleğinden biraz daha müddet ister, bu isteği yerine getirilmeyince bir ricada daha bulunur; ölüm yolculuğunda ona eşlik etmesi için birini davet etmeyi ister. Melek bu ricasını kabul eder. Everyman oyunun geri kalanında ölüm yolculuğunda kendisine eşlik edecek birini aramaya başlar. Fakat bütün arkadaşları, akrabaları, hatta dünyevi eşyalar, güzellik, güç, bilgi gibi metaforik figürler bile Everyman’ı reddeder. Oyun sonunda bu yolculuğa yalnız çıkmayı kabullenmişken, kendisine ölüm yolculuğunda eşlik etmeye istekli bir arkadaş bulur; İyi davranışlar. Yazar bu oyunu; iyi davranışlarımızın bizim dışımızda da var olduğunun farkında olmamızın yani dalgalanmanın, son yolculuğun acısını ve yalnızlığını azaltabileceği şeklinde yorumluyor.

Irvin Yalom dalgalanmanın dışında kendisinin ve danışanlarının ölüm anksiyetisiyle baş edebilmeleri için Epikouros’un, Nietzsche’nin ve Schopenhauer’in fikirlerinden de yararlanıyor. Epikouros’un üç iddiasından yararlanıyor; ruhun ölümlülüğü, ölümün nihai hiçliği ve simetri iddiası.

Yazar danışanlarıyla görüşmeleri neticesinde, terapi anında ünlü filozofların sözlerine atıfta bulunmanın danışanlarının çoğunu rahatlattığını fark eder. Bu rahatlatmanın nedenini endişelerinin evrenselliğini fark ediyor oluşları ve ünlü filozofların bile kendileriyle aynı problemlerle karşılaşıp, bunu zaferle sonuçlandırmış olmalarını fark etmelerine veriyor.

Son bölümü yazar ölüm anksiyetesiyle uğraşan terapistler için yazmış. Yazarın terapistler için ayrı bir bölüm yazmasının nedeni; mesleğe ilişkin okulların varoluşçu yaklaşım konusunda çok az bilgi vermesi ve genç terapistlerin yazara ölüm anksiyetesini fazla sorgulamadıklarını, çünkü alacakları cevaplar karşısında ne yapacaklarını bilemediklerini ifade etmeleridir.

Kitap içerisinde yazar, hem kendi tecrübelerinden, hem danışanlarıyla yaşadığı tecrübelerden örnekler sunarak, ölüm korkusunun hayatımızın her anında nasıl bizim yakamıza yapıştığından ve değişik yöntemlerle bu korkudan insanların nasıl kaçmaya çalıştığından bahsediyor. Terapistin böyle bir durumda nasıl rehberlik edebileceğini çok açık bir dille anlatıyor.

Son olarak kitap herkesin anlayabileceği bir dille yazılmış bir kitap. Psikoloji üzerine eğitim almamış bir insanın da gayet rahatlıkla bu kitabı anlayabileceği bir dille yazılmış. Yaşamın olduğu her yerde ölüm ihtimali, dolayısıyla ölüm korkusu mevcut; ölüm korkusuyla yüzleşip, bu korkuyu hayatında olumlu şekilde dönüştürmeye açık herkese rehber olabilecek bir kitap. Ama özellikle her terapistin muhakkak okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çünkü “ölüm ölmüyor” ve ölüm korkusu hayatımızın her alanında saklanabilmeyi beceriyor. Bir terapistin ölüm korkusunu saklandığı delikten çıkartıp, danışanlarını bununla yüzleştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Daha anlamlı bir hayat için.

sevdezgin@gmail.com

3 8688

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) mezunları son bir haftadır facebook grubu HEDEF BÜYÜK BULUŞMA’yı takip ediyorlar. Grup üye sayısı 20 bin kişiyi geçti. DAÜ mezunları fotoğraf arşivlerini, videolarını ve anılarını döktüler ortaya. Müthiş bir sinerji oluşan grupta mezunların dışında halen DAÜ’de öğrenim gören öğrenciler, DAÜ çalışanları, öğretim görevlileri de var. Anılar paylaşıldıkça çoğalıyor.

Öğrenci numaraları paylaşılıyor
Grupta en çok paylaşılanlar arasında okula kayıt yaptırdıktan sonra alınan öğrenci numaraları. 1980’lerden 2000’lere kadar farklı dönemlerden numarası olan mezunlar günlerdir telefonlarının, bilgisayarlarının başına kilitlenmiş bir şekilde grupta paylaşılanları takip ediyorlar.

Sosyal medyanın gücü
Facebook platformunda oluşturulan öğrenci grupları sosyal medyanın ne kadar güçlü bir iletişim kanalı olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Gruba üye olanlar mezun arkadaşlarını da beraberlerinde getiriyorlar. Grupta en çok fotoğraf ve anı paylaşımı yapılıyor.

Biletler alınmaya başlandı
Bazı grup üyeleri paylaşımlara dayanamayıp bilet rezervasyonu yaptırmaya başladılar bile. Bir an önce öğrencilik yıllarının geçtiği Gazimağusa’ya gelip anılarını yaşadıkları sokaklarda bir kez daha gezmek, zamanlarını geçirdikleri mekanlara uğramak istiyorlar.

Nostaljik duygusal patlama
HEDEF BÜYÜK BULUŞMA grubunda kelimenin tam anlamıyla nostaljik duygusal bir patlama yaşanıyor. Geçmiş zamandan anılar paylaşıldıkça duygusal anlar devam ediyor. Grup mesajlarını okurken duygulanmamak mümkün değil.

Biraz es verin…
Bazı kullanıcılar gruptaki haber akışının çok olmasından şikayetçiler. Haberleri takip etmekten başka hiç bir şey yapamadıklarını bile yazıyorlar. Bunun aynı zamanda bir memnuniyet ifadesi olduğunu da unutmamak lazım.

hamam

Uçan hamam böceği
Gruptaki paylaşımlar beğeni rekorları kırıyor. Uçan hamam böceğini sadece Kıbrıs’ta okuyanların bildiğine dair paylaşım 8 saatte 400’den fazla beğeni ve onlarca yorum aldı.

bulusma1Hocalarla fotoğraflar
Grupta en çok paylaşılanlardan biri de mezun olunan bölümlerdeki hocalarla o dönemlerde çekilmiş fotoğraflar ve neticesinde akıllara gelen anılar. Hocasından şikayetçi olan da var memnuniyetini belirtende.

bulusma2Burda fotoğraf çektirmeden olmaz
DAÜ’nün ve Gazimağusa’nın fotoğraf çekilmezse olmaz yerlerinden biri de DAÜ tabelasının olduğu yer. Örnek fotoğraf 90’lı yılların sonlarına doğru çekilmiş.

Gruba nasıl üye olacaksınız?
Facebook platformundan HEDEF BÜYÜK BULUŞMA şeklinde arama yaptırarak gruba ulaşabilirsiniz. Ya da aşağıdaki linki tıklayarak gruba üye olabilirsiniz. Siz de HEDEF BÜYÜK BULUŞMA grubuna üye olarak DAÜ’deki ve Kıbrıs’taki anılarınızı paylaşarak bu nostaljik duygusal patlamaya ortak olabilirsiniz. https://www.facebook.com/groups/105568793117759/

0 1150
ozgurkarakaya
Özgür Karakaya

Medya okuryazarlığı, yazılı ve yazılı olmayan farklı formatlardaki televizyon, video, sinema, reklamlar, internet vb. iletileri çözümlemeye denir.

Medya, kendine özgü bir dil kullandığından izleyecilerde duygusal etki oluşturur ve bunu da özel tekniklerle yaparak seyirciyi edilgenleştirir. Medya Okur Yazarlığı, bu ayrımın yapılabilmesi için fantazinin gerçekten ayrılmasında izleyiciye yol gösterir.

Medyanın fikir, bilgi ve haberi bir başkasının bakış açısıyla yansıttığını da anlatarak farklı kaynaklardan gelen bilgilerinin doğruluğunun değerlendirilmesinde yardımcı olur. Medya mesajlarının belli bir yaratım sürecinde oluşturularak; ülkenin ekonomik sosyal, politik, tarihi bağlamında üretildiğini anlatır.

Medyanın bazı kişileri dışladığını, bazı kişilerin yararına çalıştığını anlatarak medyanın yönlendirme yönüne dikkat çeker. Medyadan kimin yararlandığını kimin neden dışlandığının sorularını da sorulmasını ve cevabın alınmasına katkı sağlar.

Medya endüstrilerinin siyasi görüşü, gelişmesi ekonomik tabanı ve idari yapısı konusunda bilgiler vererek; alternatif bilgi ve eğlence kaynaklarını aramayı ve medyayı kendi yararı için kullanılması gerektiğini anlatır.

Medya okur yazarlığı medyayı akıllı ve etkili biçimde kullanan bilinçli insanların yetişmesinde rol oynar. Demokrasi, yurttaşlık bilinci ve siyasal katılımı teşvik etme şiddeti önleme gibi konularda da katkı sağlar.

Gelişmiş ülkelerde Medya Okur Yazarlığı 1970’lerden itibaren uygulanmaya başlandı. Ülkemizde ise 2005 yılından itibaren tartışılmaya başlandı. İlk girişimi Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi başlatmıştır. Akademisyenlerle gazeteciler bir araya gelerek yapılan tartışmalar sonucunda yararlı bir girişim olduğu görüşü benimsendi.

Konu Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından da önemsendi. Milli Eğitim Bakanlığı da okullarda medya okur yazarlığı kavramanın anlatılması için pilot okullar seçti.

2007-2008’den itibaren Radyo Televizyon Üst Kurulu ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca ilk ögretim okullarında 6. 7. 8. sınıflarda seçmeli ders olarak haftada 1 saat okutulmaya başlandı.

Bu ders için 81 ilden seçilen toplam 105 sosyal bilimler öğretmeni 26-28 Haziran’da Ankara’da hizmet içi eğitimi aldı. Geldiğimiz nokta gösteriyor ki, kısa sürede verilen bilgilendirmelerin yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Ders kitabı dışında kaynak olmayışı da sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Ayrıca ders bazı okullarda Beden Eğitimi, Türkçe, Bilgisiyar dersini veren öğretmenler tarafından verilmektedir. Bu da verimsizliği beraberinde getirmektedir. Oysa; yapılması gereken dersin, medya eğitimi almış; İletişim Fakülteleri’nden mezun olan kişiler tarafından verilmesidir. Eğitim düzeyi ortalaması 4 yıl olan ülkemizde sayıları 30’u bulan ve yılda 5 bin’e yakın mezun veren İletişim mezunları yani İletişim diplomalıları tarafından verilmesinde yarar vardır. Böylece iletişim mezunlarına da eğitim konusunda bu alanda iş imkanı sağlanmış olacaktır.

ozgur694@hotmail.com

0 905
firatnecatiguner
Fırat Necati Güner

Bundan yaklaşık 1 asır önce yavaş yavaş monarşiler çökmeye başladı ve yerlerine demokratik rejimler kuruldu. İnsanların kendi hayatlarında söz sahibi olmaları yani. Özgürce, kan döktükleri topraklarında hak sahibi olmaları. Kısacası ‘’Kralın’’ malı olmaktansa artık devlet sahibi olmaları.

Tabi ki hala daha monarşiyle yönetilen ülkeler var. Oryantalist hayalin kurbanı Asya’da da oksidental cehennemlik batıda da kralların ve kraliçelerin hüküm sürdüğü topraklar bulunmakta. Bazıları göstermelik olsa da. Bir de gizli monarşiler var, şirketlerin illegal tahtları. Bu taht sahipleri belki de 21. yüzyılın yeni krallarıdır. Şimdi bana göre sorulması gereken sorulardan biri, insanlar gerçekten özgür mü ? Tabii ki de hayır. Fakat en üzücü tarafı heralde kullandığın oyların ve belirlediğin yönetimin elinde olduğunu sanman. Gerçekten halk istediği zaman değişim yapabiliyor mu ? 90’ lara bakarsak değişim karşıtı onca kontrgerilla gerçekten özgürlükçü müydü, yoksa şirketlerin kiralık personelleri miydi ? Sadece uyuşturucu kaçırmak için kurulan ‘’özgürlük savaşçıları’’ adı altındaki örgütlere ne demeli?

Bunlardan en garibi ise insanların özgürlük arayışlarını başka yaşamların mahvoluşlarında bulması. Merdiven çıkar gibi, her basamakta yitirilmiş bir hayata basmak. Belki de onlarcasına…

Peki medeni ülkelere bakacak olursak. Ölümlerin daha az olduğu ve insanların çalışıp para kazanıp biraz daha refaha ulaştığı ülkeler. Yani insanların özgürlükleri için daha fazla çalışıp para kazanmaları. Özgürlüğünü satın almak değil mi bu ? Yeni nesil krallardan biraz daha özgürlük satın almak. Tamam alalım da bu süreklilik arz eden satın alma olayında kazananın Taht Sahipleri olması ve benim sürekli satın alıpta harcayamadığım özgürlüğümün koca bir paradokstan ibaret olması. Toparlayacak olursak; oy veriyorum ama sonucu benim elimde değil ve yaşamım boyunca çalışıyorum özgürlüğüm için bunu özgürce harcayamıyorum, çünkü yarınki özgürlüğüme de biraz ayırmam lazım.

Sonuç olarak insanoğlu özgür mü doğar yoksa başka bir insandan alması mı gerekir hala daha tartışmaya açık. En azından gerçeklerden ve yaşananlardan hala daha bir uzlaşmaya varılamadığını görebiliyoruz. Ama bilinen bir şey varsa oda asırlardır insanların özgürlüğü için her zaman taht sahipleriyle savaştığı ya da anlaşmaya çalıştığıdır. Örnek olarak eski anlaşmalardan biri olan ‘’ Magna Carta’’ ( M.S. 1215) gösterilebilir.

0 735

_DSC4774

Gazimağusa Belediyesi’nin bu yıl 19.’sunu düzenlediği Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat ve Turizm Festivali’nde 25 Haziran 2015 akşam saat 21:30’da Salamis Antik Tiyatro’da Fado’nun prensesi olarak bilinen Cristina Branco sahneye çıktı ve  en keyifli şarkılarını söyledi. Böylece Gazimağusa da Fado müziği ile tanışmış oldu.

Ana sponsorlar Başbakan Yardımcılığı Ekonomi, Turizm, Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Telsim’in katkılarıyla gerçekleşen 19. Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat ve Turizm Festivali, şairlerin sesi Cristina Branco’yu ağırladı. Branco, 18 yıllık müzikal yolculuğunu ve 13 albümünün bir özeti olarak sunduğu 3 yeni şarkı ile desteklenen 3 CD’lik best of albümü İdealist’in 15 ülkeyi kapsayan 80 konserlik dünya turnesi kapsamında Gazimağusa’da da konser verdi. Eleştirmenlerce tıpkı Amalia Rodrigues’in bir şarkısının sözlerinde olduğu gibi “Fado’yu yaşıyor ve Fado ile nefes alıyor” diye tanımlanan Fado’nun Prensesi Cristina Branco Portekiz geleneksel müziğini hem kendi ülkesinin hem dünyaca ünlü şairlerin sözleriyle buluşturarak Fado’ya yeni bir kapı açıyor. Ünlü Hollandalı şair Slauerhoff’un ve Shakespeare’in birçok şiirini Fado ile  bir araya getiren Branco, Fado’dan her zaman beklenen acı, hasret ve çaresizlik şarkıları yerine hayattan keyif alan şarkılara da imza atıyor.

Fotoğraf Galerisi: Engin Aluç

Bu yıl, 18 Haziran – 9 Temmuz tarihleri arasında birbirinden kaliteli etkinliklere kültür-sanat dostlarını Salamis Antik Tiyatro’da buluşturmaya devam eden 19. Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat ve Turizm Festivali, 26 Haziran’da Ankara Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu, 29 Haziran’da Muammer Ketencoğlu Balkan Yolculuğu, 30 Haziran’da Zara, 2 Temmuz’da Burhan Öcal ve İstanbul Oriental Ensemble, 5 Temmuz’da Hüseyin Kırmızı Project, 7 Temmuz’da Gökhan Türkmen ve 9 Temmuz’da Lara Fabian Salamis Antik Tiyatro’da saat 21:30’da sahneye çıkacak.

Etkinlik biletleri, Lefkoşa, Mağusa ve Girne Deniz Plazalardan ve Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’ndenalınabilir.Ayrıca tüm etkinlikleri kapsayan kombine biletler 120 TL fiyatla satılıyor. Festival hakkında Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’nin 630 0 500 numaralı telefonu ve http://www.magusa.org/festival isimli web sayfasından daha fazla bilgi edinilebilir.

0 757

Yönetmenliğini Mert Yusuf Özlük’ün yaptığı Sera adlı kısa film geçtiğimiz günlerde 3. Yeşil Barış Hareketi Kısa Film Yarışması’nın en iyi filmi seçilmişti. Film ekibinin tamamı DAÜ öğrencilerinden oluşan Sera’nın senaryosu Ümit Akdeniz ve İsmet Egemen Aydın’a ait. Sanat yönetmenliğini Emine Bayır ve Buse Taş’ın yaptığı film 2013 yılında da Yeşil Kamera Uluslararası Kısa Film Yarışması ikinciliğine layık görülmüştü.

Film ekibi, Kıbrıs Genç TV’de “Pelin Oskay ile Güzel Bir Gün” programına konuk oldular, Sera ile ilgili soruları cevapladılar.