Manşet Haber
Featured posts

0 1691

Söyleşi: Bahadır Konuk
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Aktivite Merkezi’nde düzenlenen ve Nil Avunduk’un konuşmacı olarak katıldığı değişim-dönüşüm ve içsel temizlik konulu seminer 2 Nisan 2015 tarihinde gerçekleştirildi.

Türkiye`de değişim–dönüşüm ve içsel temizlik konularında seminerler düzenleyen ve oldukça ilgi gören Avunduk, Doğu Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde içsel temizliğin hayatımızdaki önemini ve bunu nasıl başarabileceğimiz konusundaki bilgi ve tecrübelerini paylaştı.

“Kendine kurduğun gelecek planının içinde sıkışıp kalırsan, evrenin sana kurduğu muhteşem planı göremezsin. Herkesin yaşamı anda, ayaklarının ucunda yaratılır.” diyen Avunduk ile bireysel sağlık ve huzurun sırrından, değişim, dönüşüm, içsel temizlikte geliştirmeye kadar çeşitli konulara değindik.

Adımlar tablosunda olayın yaşanmasıyla birlikte olayı tarif edip kendine ne olduğunu bulup incelemeyi böylelikle inandığın, inandığın gibi mi değerlendirmesiyle incelemenin kişinin temizleneceği olaya geleceğinden bahsetti.

Aynalar perspektifine göre; beni nasıl tarif ederim veya ben hangi huyumun değişmesini isterim? Peki yaşadığım hangi olaylarda ben de böyle davrandım? Bunu neden yapıyorum, yapmasaydım ne olurdu zannediyorum? Bana bunu yaptıran hangi korkum? gibi çalışmalara gidildi. Korku dönüştürme çalışması olaraksa benim korkum var, ben korkumu kabul ediyorum, ben korkumu şu anda sevgiye dönüştürmeye niyet ettim, ben korkumu seviyorum şeklinde 4’lü korku çizelgesi uygulaması yapıldı.

nil2Adımlar tablosuna karşılık adımların etkileri nelerdir?

Günlük yaşantımızda bir olayla karşılaşırız. Olay bizi öfkelendirir, kızdırır ve acı çektirir. Bu olayın sebebi budur, şudur demeden hemen 2. adımda ben ne hissettim demeliyim. Yaşadığım olayda ben ne hissettim diye araştırıp bu sorunun üzerine gidersem 3. adım açılır. Anlatım sırasında ağzımdan doğru olmayan gereksiz bir sürü inançlar dökülmeye başlar. O inançlarıma bakıp, o inançların doğru olup olmadığını inceleyebilirim. Doğru olmadığı ortaya çıktığı zaman da, o doğru olmayan boş inançlara ihtiyacım kalmaz, artık benim değildir. Eğer aynı inançta ısrar ediyorsam bir sefer onu yaşamışımdır, o zaman da 4. adım açılır. Bunu yaşadığım yer ve zaman ortaya çıkarır. O olaydaki hissettiklerimi sorduğumda da, asıl en altta kalmış hissimi bulurum. O hissimin cümlesini korku dörtlüğü dediğim dörtlüğün noktalı yerlerine yerleştirip, birkaç kere yüksek sesle tekrarladığımda, o gereksiz inanç yaşadığım o olayın içinde enerji olarak silinir. O zaman da geçmişte yaşanan o olay dönüşmüş olur. Çünkü yaşanan her olay sizin bakış açınız kadardır. Sizin o bakış açınız değiştiği zaman olay biter. Yani bir olayı 10 kişi farklı gözle görür. Siz bu dönüşümle o olaydaki kendi bakışınızı dönüştürmüş olacaksınız. Böylece senin zihnin değişecek. Bu gereksiz zihin değişince de yaşarken yaşadığın olaylara bakışın değişecek. İşte gerçek değişim budur. Sen değişmedikçe hiçbir şey değişmez, sen değiştikçe yaşadığın bütün problemler, acılar ve hastalıklar değişir.

nilposter4’lü korku çizelgesini uygulamanın faydaları nelerdir?
Bu korku dörtlüğü gereksiz ve yanlış inançlarımızı, yani bize faydası olmayan ve zarar veren bütün inançlarımızı zihnimizden silen bir enerjiye sahiptir. Bu korku dörtlüğünü ben buldum. Önce kendimde uyguladım neticesini tam aldım. Kendimde uygulayıp netice almadığım şeye inanmam ve anlatmam.

Bireysel sağlık, afiyetin sırrı nedir sizlerce?
Geçmişte yaşadığı bütün olumsuz günleri benim öğrettiğim ve yaptırdığım çalışmayla dönüştürmesidir. Ben 45 yaşındayken yüksek tansiyon hastasıydım, migren hastasıydım. Boynumun çevresinde kistler çıkıyordu. Çok sinirliydim, çok stresliydim. Geceleri rahat uyuyamazdım ve bütün bunlar için birçok sebep sayabilirdim. 45 yaşında bulduğum ve kendi üzerimde uyguladığım bu çalışmayla 1 yıl içinde bütün hastalıklarım ve bütün problemlerim bitti. Kendimde yaşadığım bu değişimden sonra değişime, yani sağlığına ihtiyacı olan kişilere seminerler vermeye ve bu çalışmayı yaptırmaya başladım. Bugün 61 yaşındayım, grip ve soğuk algınlığı dahil 1 gün bile hasta olmadım, 1 gün bile rahatsız şekilde uyumadım. 15 yıldır tansiyon hapı almıyorum. İlk defa tam sağlıklı bir hayat yaşamaya başladım.

Kendini değişim, dönüşüm, içsel temizlikte geliştirme nasıl olur?
Başına gelen her olayı tek tek benim öğrettiğim şekilde çalışarak.

Aynalar perspektifine göre en çok dikkat etmemiz gereken nedir?
Benim öğrettiğim değişim-dönüşüm sistemine göre “aynalar” bölümü kişiyi veya olayı ya da olaydaki bütün insanları tarif ettiğiniz zaman, bir kişinin ve olayın başına herhangi bir sıfat koyduğunuz zaman, o kişiye ve olaya bir tarifle öfkelendiğiniz zaman “aynalar çalışması” devreye girer ve maalesef o kişinin tarif ettiği olay ve kişiler onlar değil kendisidir.

Aslında dışarıya bakarak kendini tarif ediyordur ve o kişi bu tariften yola çıkarak, ne zaman nerede aynı hareketleri yapmıştı ve aynı olayları yaşamıştı, yine onu bulup benim öğrettiğim şekilde dönüştürdüğünde artık insanları tarif etmediğini görür. Böylece kendi değiştikçe dışarıda gördükleri de değişir. Bir insan kendinde olmayan hiçbir şeyi dışarıda göremez.

nilavundukplaket
DAÜ’deki etkinlik sonrası Nil Avunduk’a plaket takdim edildi

Kişisel değişimde büyük zorluk nedir sizce?

Benim öğrettiğim kişisel değişimde en büyük zorluk kişinin kendisi ile yüzleşmesidir. Çocukluğumuzdan beri kendi kötü ve yanlış taraflarımızı örtmeye uğraşırız. O kadar kendimizi örteriz ve buna o kadar inanırız ki, artık bir zaman sonra ben iyiyim dışarıdaki insanlar kötü demeye başlarız. Bu noktadan sonra dışarıda yapılan her hareketi ve her yanlışı kendinin de yaptığıyla yüzleşmesi gerekir. Böylece yaşadığı olayları kendinin ben iyiyim diye örttüğü asıl yanlış inançlarından yaratıldığını anlar. Hayat yanılmaz, neysek onu verir. O zaman bende sakladığım doğru olmayan yeri dönüştürürüm ki, güzel yaşayayım.

İçsel temizliğin altın kuralları nedir sizlere göre?
İçsel Temizliğin altın kuralı parmağımızı dışarıya uzatmayı, onun yüzünden başıma bu geldi, bunun yüzünden başıma bu geldi demeyi bırakmaktır. Böylece başımıza gelen olaylar, bu yaşadığımız hastalık acaba neden oldu diye sorabiliriz. Yaşadığımız her olayın, hastalığın ve her üzüntünün bizdeki sebebini bulmaya doğru hareket etme isteği ve kararlılığı kendimize verebileceğimiz en güzel hediyedir.

Değişimin dönüşüm çalışması üzerindeki etkisi nedir?
Hastalığı geçecek, insanlarla kavga etmesi bitecek, yaşamın bütününden zevk almaya başlayacak.

Değişim ve dönüşümün içsel temizlikle bağdaşıklığı nedir?
Benim içsel temizlik dediğim şey; yaşadığım her olayın ve hastalığın sebebinin benim yaşamış olduğum geçmiş günlerimdeki bir olay içinde olmasıdır. O olay içindeki bir öfkem, bir kızgınlığım, yanlış inancım bitmeden bugün üzüldüğüm, öfkelendiğim şeyler ve hastalığım bitmeyecektir.

Size göre dönüşümün stratejisi nelerle olur?
Dönüşüm yaptıktan sonra hedefe gerek yoktur. Zaten artık sağlıklı, mutlu çok güzel yaşam yaşayan bir insan olur.

1 1181
Manşet Fotoğrafı: Vahab Dadashli

Geleneksel DAÜ 9. Kumdan Heykel Festivali ve Yarışması DAÜ Deniz Tesisleri’nde başladı. Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Mimarlık Fakültesi, İç Mimarlık Bölümü ve DAÜ Tasarım Kulübü tarafından düzenlenen ve geleneksel hale gelen “DAÜ Kumdan Heykel Festivali ve Yarışması”nın bu yıl dokuzuncusu 14 Haziran 2015, Pazar günü 10:00 – 20:00 saatleri arasında Gazimağusa, DAÜ Deniz Tesisleri’nde (Beach Club’da) yapıldı.

kumposterSöz konusu etkinlik Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunan tüm üniversitelerin katılımı ile de daha da zenginleşti. DAÜ Kumdan Heykel Festivali ve Yarışması, doğal güzellikleri ve tarihi mimari yapılarıyla zengin bir kültüre sahip Gazimağusa şehrinde, katılımcılara hayallerindeki heykelleri günübirlik bile olsa tasarlama ve uygulama şansı verdi. Festival, Gazimağusa kentinin eşsiz güzellikteki kumsallarına farklı bir heyecanı da beraberinde getirdi. Etkinliğin temel hedefi dünyanın birçok ülkesinde yapılan bu tür festivalleri ülkemizde de devam ettirmek ve ülkemizin doğal güzelliklerinden faydalanarak alternatif aktiviteler yaratmak.

Etkinlik, Kıbrıs’ta bulunan tüm üniversiteler, farklı ülkelerden gelen üniversite öğrencileri ve halkın katılımı ile oluşturulan, 60’a yakın katılımcı grupla gerçekleşti. Etkinliğin yarışma bölümünün değerlendirilmesi, Prof. Dr. Hıfsiye Pulhan (DAÜ), Refik Dimililer (YDÜ), Devrin Besim Yücel (UKÜ), Doç. Dr. Özlem Olgaç Türker (DAÜ), Hare Eminoğlu (DAÜ), Yrd. Doç. Dr. Mesut Çelik (DAÜ), Nurtane Karagil (MAGEM) ve Prof. Dr. Uğur Dağlı’dan (DAÜ) oluşan jüri tarafından yapıldı. Jüri değerlendirmesine göre ‘Tarikat-ül Tahribat’, ‘Piknik’, ‘Happy Hours’, ‘Sandstorm’ ve ‘Turkish Soldiers’ grupları bu yıl ödül almaya hak kazandılar. İletişim Fakültesi’nden yarışmaya katılan “Happy Hours” adlı grup; Zeynep Emin, Makbule Nurtunç, Shahryar Alikhani ve Ümit Pil’den oluşuyor.

Etkinlik ile ilgili daha fazla bilgiye http://sandsculpture.emu.edu.tr/ veya sandsculpture@emu.edu.tr e-mail adresinden ve 630 11 39 numaralı telefondan ulaşılabilir.

Happy Hours grubunun kumdan heykeli en iyi ilk 5 eser arasına girmeyi başardı
Happy Hours grubunun kumdan heykeli en iyi ilk 5 eser arasına girmeyi başardı
11427868_10153083905083458_3477269165000925191_o
Grup Happy Hours’un ödül alan eseri
10924636_10153083905073458_4565651128635755025_o
Grup Happy Hours’un ödül alan eseri
10275405_10153083905063458_3404969028758650523_o
Grup Happy Hours: Makbule Nurtunç, Zeynep Emin, Ümit Pil ve Shahryar Alikhani

 

Fotoğraf Albümü (Doğuş Arslan)

 

0 1934
Söyleşi: Bahadır Konuk

Barış gazeteciliğinin Kıbrıs’ta, Türkiye’de ve Dünya’da uygulanabilirliği üzerine Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) eski Müdürü Emir Ersoy ile röportaj yaptık. Geçmişten günümüze barış gazeteciliğini irdelediğimiz röportajda bilhassa Kıbrıs ve Türkiye’deki barış gazeteciliğine değinildi. Barış gazeteciliğinin konumundan, barış gazeteciliğinin dünyadaki yerine kadar çeşitli konular ele alındı.

emirersoy
Gazeteci Emir Ersoy

Kıbrıs gazetelerinin barış gazeteciliğinde konumu nedir?
Kıbrıs gazetelerinin Kıbrıs’ın kendi konumundan kaynaklanan farklı özellikleri var. Nasıl? Malum, Kıbrıs sorununda geçmişte 1950’lere-58’lere dayanan bir süreçten bugüne geldik. O zamanlarda Rumlar Kıbrıslı Türkler’e karşı onları bu adada yok etme gayretinde olduklarından o dönemdeki gazeteler bir mücadele gazetesi şeklindeydi. Kıbrıs Türkü’nün hakkını, menfaatini koruyacak şekilde yayınlar yaparlardı. Zaman içinde bu süreç değişti. O günlerde sayıları 2-3’ü geçmeyen gazeteler bugün günde 16 gazeteye kadar çıktı Kıbrıs’ta. Bunların bir kısmı barış gazeteciliği noktasında daha ilerici yayınlar içerisinde, bir kısmı temkinli habercilikle bu sürece bakıyorlar. Malum, şimdi yeni bir süreç yeni bir cumhurbaşkanı Rum tarafının lideriyle müzakereler başlamış bir umut ve olumlu bir bakışları söz konusu şu anda. Gönül arzu eder ki, bu görüşmelerin sonunda her iki halkın da beğeneceği bir anlaşma söz konusu olsun.

TAK’ın barış gazeteciliğine etkisi nedir?

TAK Ajansı’nın kuruluş amacı Kıbrıs Türkü’nün haklı sesini dünyaya duyurmaktı. Niçin böyle bir haber ajansına ihtiyaç duyuldu? Malum,Kıbrıs’ta Rumlar Türkleri yollardan bellerden alıp öldürürken Türk köylerine Rumlar saldırırken dış dünyada bu haberler düzgün bir şekilde yer almadığından böyle bir haber ajansına ihtiyaç duyuldu. O günkü lider, daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu cumhurbaşkanı olan Rauf Raif Denktaş, Atatürk’ün milli mücadeleyi yürütürken Anadolu Ajansını kurmasını örnek alarak o da bir haber ajansının kurulmasını istedi. Türk Ajansı’nı devreye koydu. Türk Ajansı daha çok her haber kaynağına eşit mesafede duruyor, her türlü haberi veriyor ama en çok haber etkinlikleri devlet ve hükümet makamlarından olduğu için bir yerde neredeyse onlara hizmet eder gibi görünürdü. Ama değil yani. Siyasiler kendi bakış açılarına göre ve siyasi duruşlarına göre mücadele içerisindeki yerlerine göre açıklamalar yaparken TAK Ajansı da onu veriyor. TAK Ajansı ülkede olan haber konularına ilgi gösterir. TAK’ın bir servisi de Güney’deki gazetelerin haberlerini çevirerek hem devlet makamlarına hem de basına servis etmektir. Bu şekliyle kendine düşen payı barış süreci içinde yerine getirmektedir.

TAK’ın Kıbrıs gazetelerindeki barış gazeteciliği politikası nasıldır?
İmkanları ölçüsünde kuzeydeki haberleri de güneydeki haberleri de izleyerek kendi abonelerine ki bunlar devlet organları, hükümet organları, günlük gazete ve televizyonlardır. Hepsine de bu servisi veriyor. Ajansın haberlerinde yorum söz konusu değildir. Haber salt haber olduğu için verilir. Tarafsız,yorumsuz haber verdiğini dikkate alırsak bu süreçte de barış gazeteciliğine katkısı olumludur diye düşünüyorum.

Kıbrıs gazetecilerinin barış gazeteciliğinde yeri nedir?
Kıbrıs gazetecileri de geçmişten bugüne onlar da süreç içerisinde kendilerine düşen görevleri o günün şartlarına göre; o günün şartlarına göre ilk neydi bir milli mücadele söz konusuydu. Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi söz konusuydu. O süreçte gazeteler tabii Kıbrıs Türk halkının hak ve menfaatlerini dikkate alarak hareket ederlerdi. Bugün yine o esas olmak kaydıyla barış görüşmelerine yaptıkları yayınlarla tarafsız yayınlarla ve olumlu ifadeler kullanarak bu süreci desteklemeye gayret ediyorlar. Ama, bir kısmı acaba ne olacak geldiğimiz süreçte? Bu görüşmeler yine sekteye uğrayacak mı? diye de düşünüyorlar. Rumlar geçmişte referandumda hayır diyerek bu barış sürecini olumsuz etkilemişlerdi. Şimdi aynı süreç olur mu diyenler var. Bence onlar da haklı. Çünkü, barış iki tarafı da memnun edecek bir şekilde yapılmalı.

TAK’ın Kıbrıs Medyasındaki rolü nasıldır? Bu ne kadar barış gazeteciliğiyle bağdaşır?

TAK Ajansı, Kıbrıs Türkü’nün sesini dünyaya duyurmak için kuruldu. Bütün gazetelere hizmet verme durumundadır. Uluslararası haber ajansları, Reuters, AFP ve benzeri haber ajansları ve Anadolu Ajansı neyse Türk Ajansı da odur. O da, kendi abonelerine bu hizmeti verir. Verirken de, onun barış gazeteciliğine katkısı tarafsız ve düzgün haber vermiş olması. Saptırma, yalan, yorum falan yok. Salt haber vererek gerçekleri yansıtarak bu sürece katkı koyduğunu düşünüyorum.

Barış Gazeteciliğine Kıbrıs mı yoksa Türkiye mi daha fazla uyuyor?
Haberler zaman zaman eksik bilgiyle yapılıyorsa ister Kıbrıs’ta olsun, ister Türkiye’de olsun yalan ve yanlış olabilir. Doğru, düzgün ve dengeli bir haber çıksın diye. Barış gazeteciliğinde gazeteciler olayı büyütmek ve kışkırtmak durumunda olmadıklarından ya da olmayacakları varsayılarak her iki tarafın olayla ilgili görüşleri anlatılması beklenir. Bence doğrusu odur. Bir madalyonun iki tarafı var, siz bir tarafına bakarak bir şey yazıyorsanız, söylüyorsanız eksik olabilir hatalı olabilir. Bu da ister Kıbrıs’ta olsun, ister Türkiye’de olsun zaman zaman hatalı haberlerin çıkmasına neden olabilir. Bunu zaten yerine getirdiğinizde bunun adına Barış gazeteciliği mi dersiniz ideal gazetecilik mi dersiniz bilmem.

TAK ve Anadolu Ajansı’nı incelediğimizde hangisi barış gazeteciliğine yakındır?
Her ikisinin de bir mücadeleden kaynaklanan kuruluş yapıları vardır. Ayrıca, ikisi de ülkelerindeki devlet makamları öncelikli olmak üzere malumat verir. Ama, bana sorarsanız her ikisi de barış gazeteciliğine olumlu katkılar yapmaktadır. Neden? Çünkü, her ikisinin haber ilkelerinde tarafsız, doğru habercilik yatmaktadır. O nedenle, bu kural üzerinden hareket ettiklerini dikkate alırsak Anadolu Ajansı’nın da Türk Ajansı’nın da barış gazeteciliğine doğru düzgün haberleriyle katkı yapmış olmaları söz konusudur.

Türkiye ve Kıbrıs’ta barış gazeteciliğinin olması gereken ideal konumunu tarif eder misiniz?
Barış Gazeteciliği bence ideal gazeteciliğin temeline dayanır. Olayda iki taraf, üç taraf, dört taraf varsa hepsinin de görüşlerini alarak haber yapmak esastır. Yoksa sadece birisinin söylemiyle haber yapıyorsanız hatalı olur. Geçmişte kuzeyle güney arasında irtibat olmadığı için tek taraflı yayınlar söz konusuydu. Bu da doğaldı yani. Ama,şimdi o imkan varken Rumlar gelip Türk tarafında, Rumla Türk gazeteciler gidip konuşabiliyor. O çerçevede bir olayla ilgili, bir konuyla ilgili haberleri yapıyorsa demek ki olumlu katkıları söz konusu.

Barış Gazeteciliğinin dünyadaki yeri nedir?
Barış gazeteciliğinin dünyadaki yeri yeni yeni yer buluyor. Geçmişte her gazeteci kendi ülkesinin hak ve menfaatlerini dikkate alarak haber yapıyordu. Baktığınızda İsrail, Filistinliler’e saldırıyorsa İsrail gazetecileri onu dikkate alarak haber yapar. Her iki tarafın da görüş ve düşüncelerini ele alacak haber yapabilme belki bölge gazetelerinden ve gazetecilerinden çok uluslararası basında çalışan gazetecilere görev düşer. Çünkü,onların her halükarda Kıbrıs’ın kuzeyine de, güneyine de gitme imkanları olur. Öyle olunca da doğru ve düzgün haber oluyor. Geçmişte yapmadıkları ortada. Kıbrıslı Türkler Rumlar tarafından öldürülürken muhabirlere hiç yer vermedikleri zamanlar da olmuştur. Umarız bu süreçte yeni yeni barış gazeteciliği mevhumu gelişir. Bu gelişme süreci içerisinde herkes barış gazeteciliğinin ilkelerine uygun haber olarak haber yapar. Sadece bir tarafı dinleyerek değil her iki tarafı da dinleyerek olmalıdır. Olayın özünü kavrayarak haber yaparlar. Kışkırtıcı, tahrik edici ifadelerden ve ötekileştirme süreçlerinden uzak haber yapabilirler. Öyle olunca da okuyucu o haberlerden doğru bilgiyi elde edebilecek.

Sizlerce barış gazeteciliği dünya üzerinde tam olarak uygulanıyor mu?
Yok. Şu anda tam olarak uygulandığını söyleyemeyiz. Herkes kendi ülkesinin menfaatine göre hareket ediyor. Bir zamanlar, İngiltere Fonkland adalarına çıkarma yapmıştı. O zaman gerçekçi haber yapmasıyla ünlü BBC Radyosu yaptıkları yayından İngiltere hükümeti rahatsız oldu. Çünkü, onun oradaki savaş haliyle ilgili haberlerini etkilediği için ona yasak koydu. Ambargo koydu. Sen şimdi aman barış gazeteciliği yapacağım diye düşmana bilgi sızdıracak bilgi verecek haber içeriyorsa haberin, senin ülkenin yönetimi seni hemen etki altına alır. Tesirsiz hale getirmeye gayret eder. İdeal gazetecilik diyoruz ama, sonuç olarak her ülke kendi hak ve manfaatlerini dikkate alarak hareket eder yayında ve yayımda. Onun için istediğiniz kadar siz ideal gazetecilik, barış gazeteciliği deyin günün sonunda o ülkedeki yöneticiler de gazeteciler kadar barışçıl ve sevecen değillerse sıkıntı olur.

0 1381
Söyleşi: Mustafa Baflı

Aynı Gökyüzü Altında filmin ismi. Öylesine konulmuş bir isim değil ancak bu. Afişte de yazdığı gibi hür, özgür ve kardeşcesine yaşamak için konuldu filmin ismi. Caney Göray’ın yönettiği kısa filmin galası Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi’nde 20 Mayıs 2015’te yapıldı. Mor Salonda görücüye çıkan filmin konusu LGBT üyeleri.

Caney Göray 1991 Gazimağusa doğumlu. Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema bölümünden birincilik ile mezun oldu. Şu an yine İletişim Fakültesi Dijital Medya ve Film bölümünde yüksek lisansına devam ediyor. Göray ile yaptığımız söyleşide bize filminin ve LGBT bireylerin hikayesini anlattı.

caneyafisAynı Gökyüzü Altında Kısa filminin hikayesini öğrenebilir miyiz ?
Bu filmi yapmak hep hayalimdi. Fırsat geçmişken elime bunu yapmam gerektiğini düşündüm.  Çok sevdiğim bir insan için bunu yapmayı hep istemiştim ve sonunda oldu. Çok da güzel oldu sanırım. Çok zordu çünkü maalesef bu konu ülkemizde halen çok gizlenen, saklanan bir konu. O yüzden onları tam olarak göstermeden ama tamamen saklamadan da anlatmak için çok çabaladım. Doğayla, mekanla iç içe, duygularla onların hayatını anlatmaya ve aktarmaya çalıştım. Filmde 3 Ana karakter var. Her birinin ayrı yaşadıkları zorlukları ve hak ettikleri hayat için ne kadar çabaladıklarını görüyoruz. Her birinin çok değerli, çok güzel mesajlarıyla, dolu bir kısa film oldu. Filmin süresi de 28 dakika.

Bu filmin ardından size gelen tepkiler nasıl oldu ?
Geri dönüşler müthiş oldu.  Onları tanımak,onların içine girmek, onlarla yaşamak paha biçilemezdi benim için. En güzeli de onlarla beraber birçok insanı daha tanımak. O güzel insanların bana benden çok inanması ve başarmamı sağlaması. Bana her defasında dedikleri şey ‘’sen bizim için bunu yapıyorsan biz senin için her şeyi yaparız.’’  Film bittikten sonra, bana söyledikleri, onların mutluluğu hiçbir şeye değişilmezdi. İzleyen herkesin tepkileri beni çok mutlu etti. İnanılmaz güzel yorumlar aldım. Hiç tanımadığım bir sürü insanla tanıştım ve bir sürü insandan yorum aldım. İşte şimdi o yüzden amacıma sanırım ulaştım diyebiliyorum.

LGBT üyelerinin toplum tarafından kabullenilmesi sürecinin hızlandırılması için neler yapılabilir?
Maalesef bu süreç çok yavaş gelişiyor. Kıbrıs küçük bir yer ve insanlarımız hep, “aman o ne dieyecek aman bu ne diyecek” kafasında olduğu için, halen çok sınırlı kafa yapısında. O yüzden bu süreç maalesef çok durgun. Bunun için önce ilk temel aile. Aileler önce çocuklarına destek olursa, toplumda destek olur. Aileler çocuklarına bu şeyin hastalık olmadığını, herkesin insan olduğunu, eşit bir hayata sahip olması gerektiğini anlatırsa bu ailelerden, çocuklardan yavaş yavaş topluma yayılacak ve toplum yapısı da değişmeye başlayacak. Tabi ki bunun yanında devletin de bu insanlara desteği önemli. Bu insanların da herkes gibi her şeyde hakları olmalı. Devlet de desteğini gösterse zaten kabullenme süreci böyle böyle çabuklaşır.

LGBT üyelere saygı duyuyorum, hak vermek gerekir, yapacak bir şey yok gibi kelimelerle yanaşılması toplum içinde ayrımı en baştan yaratmaz mı ?
En başta ayrımı maalesef böyle yaklaşımlar başlatır. Hani uzaktan herkese bir şeyler hakkında yorum yapmak kolay gelir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı. Ama bu durum, bu insanların varlığı her gün giderek artıyor ve herkesin etrafında, çevresinde, ailesinde olabilir.  İşte o yüzden insanlar “insanca” düşünüp desteğini, anlayışını gerçekte, isteyerek ve tamamen göstermeli. Söz ile hiç kimse kimseye destek olamaz ve hiçbir şey yapılamaz. O yüzden de bu sözleri aktarmaktan çok bunları aktifleştirmek burada en önemli.

Kıbrıs’ta yaşayan insanların bakışı ne?
Dediğim gibi Kıbrıs küçük bir yer ve bizde yabancı ülkelerde olduğu gibi bir gelişme, anlayış ve destek yok bu insanlara. Biz burada onlara desteği geçtim tam tersi hatta daha da kötüye sürüklediğimiz bir hayat yaşatıyoruz. Maalesef kısıtlılar burada. Umarım en kısa zamanda önce aileler, sonra toplum daha anlayışlı hale gelir ve herkesin eşit bir yaşam hakkına sahip olması gerektiğini anlar.

Bu konuda sizden başka projeler de görecek miyiz?
Bu konuda başka projem oldu. Bu filmle aynı dönemde, aynı ay içinde yaptığım bir de kamu spotum var. Bundan sonra da daha olabilir tabi neden olmasın. Onlara karşı sevgimi, saygımı, desteğimi gösterebilmek için, insanların bilincini artırabilmek için  farkındalık yaratmak için daha çoklarını yapmayı isterim.

Caney Göray SİM TV’de yayınlanan Haftasonu Ekspresi programına konuk oldu

0 704

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (DAÜ) Uluslararası Yaz Okulu Tanıtım ve Teşekkür Toplantısı gerçekleştirildi. DAÜ Senato Odası’nda, 12 Haziran 2015 Cuma günü, saat 16:00’da gerçekleştirilen tanıtım ve teşekkür toplantısı ile şeffaf ve hesap verilebilirlik ilkesine uygun olarak Uluslararası Yaz Okulu’nda neler yapılacağı ve nasıl bir yol izleneceği hakkında personele bilgilendirme yapıldı.

DSC_3440
Ulaş Gökçe’nin bilgilendirme sunumu senato odasında gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Necdet Osam: “DAÜ Güçlü Bir Üniversitedir.”
Toplantıya katılarak bir konuşma yapan DAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Necdet Osam, göreve geldikleri ilk günden itibaren iyi bir ekip kurarak, DAÜ mevzuatları ve genel prensipleri çerçevesinde çalıştıklarını ve tüm yapılan işlerin kayıt altına alındığını kaydetti. Uluslararası Yaz Okulu ile ilgili her türlü bilgiye ve tüm detaylara dileyen herkesin ulaşabildiğini aktaran Prof. Dr. Osam, “DAÜ güçlü bir üniversitedir. Kararlı ve güçlü insanların, insan sevgisinin olduğu her yerde başarı elde edilir. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz. Yaptığımız her işi doğru yapacağız, doğru bilgi paylaşarak, insanca davranacağız ve birlikte başaracağız.” diyerek, Uluslararası Yaz Okulu’na katkı koyan herkese teşekkürlerini iletti.

DSC_3432
DAÜ Tanıtım İşleri’nden Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Amca

Prof. Dr. Hasan Amca: “Uluslararası Yaz Okulu Büyük Bir Tanıtım Kampanyasıdır.”
DAÜ Tanıtım İşleri’nden Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Amca ise, Uluslararası Yaz Okulu’nun kendi kendini finanse eden büyük bir tanıtım kampanyası olduğunu dile getirerek, birçok farklı coğrafyaya ulaştıklarını ve değişik coğrafyalardan gelen öğrencilerin DAÜ’ye hayran kalarak üniversite eğitimleri için kayıt yaptıranlar olduğunu vurguladı. Bu yılki Yaz Okulu süresince 1000 – 1500 civarında yabancı öğrenciyi DAÜ Uluslararası Yaz Okulu’nda ağırlamayı planladıklarını kaydeden Prof. Dr. Amca, yaz aylarında kullanılmayan Üniversite kaynaklarının da böylece verimli hale getirildiğini ve tüm bunlar yapılırken şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri çerçevesinde herşeyin kayıt altına alındığını söyledi.

Prof. Dr. Amca ve Prof. Dr. Osam’ın konuşmalarının ardından DAÜ Tanıtım İşleri’nden Sorumlu Rektör Yardımcılığı’na bağlı Uluslararası Yaz Okulu Koordinatörü Ulaş Gökçe, yaz okuluyla ilgili bir sunum yaparak toplantıya katılanlara geniş bilgi verdi. DAÜ Uluslararası Yaz Okulu yaz döneminde farklı ülkelerden gelen 12 yaş üstü kişilere kısa dönem akademik program sunuyor. 2 haftadan 4 aya kadar farklı zaman dilimlerinde katılımcılara DAÜ’de var olan tüm eğitim programlarında talepleri doğrultusunda akademik dersler verilecek. Sabah saatlerinde gerçekleştirilen dersler sonrasında, öğrenciler kendileri için hazırlanan eğlence programlarına, sosyal aktivitelere ve DAÜ Deniz Tesisleri’ndeki etkinliklere katılıyorlar. Çok kültürlü gecelerin de organize edildiği Uluslararası Yaz Okulu kapsamında şehir turları da gerçekleştirilerek, yabancı öğrencilerin Kıbrıs kültürünü yakından tanımalarına imkan veriliyor. Eylül ayı sonuna kadar devam edecek olan DAÜ Uluslararası Yaz Okulu’na Haziran ayı içerisinde şu ana kadar 150’ye yakın öğrenci katılarak, hem eğitim programlarından yararlanmış ve hem de gerçekleştirilen etkinliklerle yaz mevsiminin keyfini yaşamışlardır.

Ulaş Gökçe’nin bilgilendirme sunumunun ardından DAÜ Uluslararası Yaz Okulu’na katkıda bulunan personele Prof. Dr. Osam ve Prof. Dr. Amca tarafından teşekkür belgesi takdim edildi. Uluslararası Yaz Okulu Tanıtım ve Teşekkür Toplantısı verilen kokteylin ardından sona erdi.

1 1040
Haber: Tuğçe Seren Karakoç, Fotoğraflar: Çağlayan Dursun

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), İletişim Fakültesi’nin Halkbankası sponsorluğunda bu yıl üçüncüsü düzenlediği FoneFilmFestivali muhteşem bir finalle son buldu.

Mutaz_Qanabita_uluslararasi_kategori_mansiyon_odulu
Mutaz Qanabita Uluslararası Kategori mansiyon ödülü
Onur_Cinar_uluslararasi_kategori_ikincisi
Onur Çınar, Uluslararası Kategori üçüncüsü

Festivalin jüri üyeliğini, Uluslararası Kategori’de Kıbrıslı Türk Sinema Yönetmeni Derviş Zaim, sanatçı Anber Onar, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Birsel Matara, kısa filmci ve gazeteci Vasvi Çiftçioğlu ile aktivist ve antropolog Olga Demetriou üstlendi.

arastirma_gorevliler
İletişim Fakültesi Araştırma Görevlileri

Liselerarası Kategori’de ise filmleri DAÜ İletişim Fakültesi RTVS bölümü öğretim üyesi Mashoed Bailie, kısa filmci ve köşe yazarı Elvan Levent ve DAÜ İletişim Fakültesi RTVF bölümü öğretim görevlisi Ahmet Goran’dan oluşan jüri değerlendirdi.

Festivalde uluslararası kategoride Soner Sert Ses filmiyle birinci, Deniz Özden Bir Maç Günlüğü adlı filmi ile ikinci oldu.  Soner Sert aynı zamanda Burdayım Burdayım adlı filmiyle üçüncülük ödülünü, Onur Çınar’ın yönettiği We are Watching filmiyle paylaştı.  Ayrıca Elvan Toprak; Yusuf, İbrahim Eren;Cızırtı, Mutaz Qanabita; Beauty of the Sea (Denizin Güzelliği) filmleriyle jüri özel ödülü aldılar.

gorevli_ogrenciler
Festivalde görev alan İletişim Fakültesi öğrencilerine ve Sinema Kulübü üyelerine de sertifika verildi

Lise kategorisinde ise Oğuzhan Çakmak ve Bedirhan Atlıhan Darağacı filmiyle birinci, Zeynep Naz Ercan Döngü filmiyle ikinci olurken, Yusuf Faruk Tunç ise Komşu filmiyle üçüncü oldu. Festivalde ödül kazanan ve ödül törenine katılamayan yarışmacıların ödüllerinin en kısa sürede ulaştırılacağı açıklandı.

Ödül töreninde festivale katkı koyan İletişim Fakültesi ve Sinema Klubü üyelerine de sertifika verildi.

 

1 800
ozgurkarakaya
Özgür Karakaya

Özgür Karakaya’nın yazısı
Fotoğraf: Eser Karataş

“Her zaman düşünceli olun. Çünkü karşılaştığınız herkes, inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor. Her insan kendi içinde savaş veriyor ve bir çözüm bekliyor” Platon

Zaman, bir kuşa benzer. Kanatlarında renkleri de taşır. Alınıp satılamayan, depolanamayan ve değiştirilemeyendir. Antik Yunan-Roma döneminin anlayışına göre de zaman döngüsel ve süreklidir.

İnsanlar da izini saç, sakal, tüy, kırışıklık, eşyalarda ise toz olarak bırakandır. Anların birikip oluşturduğu okyanustur. Duvara atılan çentiklerin de efendisi olur. Kavramayı ve alışmayı da sağlamaktadır. Bir kadının gözyaşlarının makyajının üzerinden akışıdır.

Saçları beyazlatan, deneyimleri de biriktiren, boyu da uzatmaktadır ve geçtikçe geç kalınandır zaman. Ömür taksimetresi gibidir. Takvim gibi durmamaktadır.

Boşa giden zamansa, yaşamın içinden kopmuş, işe yaramayan bir parça gibidir. Yaşamımızda zamanı ne kadar verimli kullanırsak yaşam için de o kadar birikim yapmış oluruz.

İnsanın verimli çalışması da çalışma zamanın insana uygun olmasıyla mümkündür . 8 saat çalışma, 8 saat sosyal yaşam ve 8 saat uyuma bilime göre insana en uygun zaman dilimleridir. İnsanın en değerli cevheri de zaman ve emeğidir.

Mesafeyi ölçmek için de kullanılan bir ölçektir zaman. Doğum ve ölüm arasında da yerini almaktadır.Tarih ve saat bilgileri ışığında konuşmaktır ve enerjiyi de beraberinde getirir. Bilinen bilgilerin belleklerden silinmesidir. Bilinen varlığın da bilinmez oluşunu getirmektedir zaman.

Algıya ve ortama göre de farklılık gösterebilir. Kimyasal olayların bütününü de kapsamaktadır. Zaman, durmayan, yorulmayan, ilerleyen ve ele avuca sığmayan bir kavramdır. Geleceğe doğru da farklı hızlarda kesintisiz ilerlemektedir.

Sürekli bir devinim, hareket halinde oluşu getirmektedir. Dostluğun, yoldaşlığın da ölçüsüdür. Dostlarınızla da yollarınızın ayrılması ve kesişmesidir. Yıpranan bedenlere inat başlangıçtaki heyecanın hissedilmesindeki mutluluktur zaman.

Fedakarlığın, ihanetin ve sevginin de ölçüsüdür. Yaşama tutunma görevidir. Bir insanın bir insana verebileceği en güzel hediye de ona ayırabileceği zamandır. Şairlere ilham vererek içinde de bir çok anlamı taşımaktadır. Kalıcı olmayan hareketleri de unutturan , büyük işleri de ölümsüz kılandır zaman. Can Yücel’in de dediği gibi “Zamanımız ne kadar azsa yapacak işler çoktur” diyerek yazımızı noktalayalım.

Özgür Karakaya‘ya ulaşın

0 910
Video: Fırat Necati Güner

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen FoneFilmFestivali’nin açılış töreninin en renkli anları koro şefi Erkan Dağlı’nın sürprizi oldu. Açılış konuşmalarının yapılıdığı esnada salona giren koro üyeleri akapella (enstrumansız) ve piyano eşliğinde çok sesli eserler seslendirdiler. Oskay Hoca’nın düzenlemesini yaptığı iki eser “Kızılcıklar Oldu mu?” ve “Hanaylar Yaptırdım Döşetemedim” şarkılarının ardından Kıbrıs ezgilerinden “Vapurum Üç Borulu” ve “Münüsem” konserde seslendirilen eserler oldu. Halk müziği eserlerini çok sesli olarak yorumlayan koronun tüm koristleri DAÜ Müzik Öğretmenliği Bölümü öğrencilerinden oluşuyor.

 

3. Fone Film Festivali
Fotoğraflar: Fırat Necati Güner ve Çağlayan Dursun - Video Röportaj: Fırat Necati Güner

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi, Radyo TV ve Sinema (RTVF) Bölümü tarafından 2012 yılında ilki düzenlenen Fone Film Festivali’nin üçüncüsü 11 Haziran 2015 Perşembe günü görkemli bir törenle başladı. Açılış konuşmasını komite üyelerinden ve RTVF Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Yetin Arslan’ın yaptığı törenin davetli konuşmacısı aynı zamanda festivalin jüri üyelerinden olan Anber Onar’dı.

DAÜ Aktivite Merkezi’nde gerçekleştirilen festival 12 Haziran Cuma günü İletişim Fakültesi bahçesinde yapılacak ödül töreniyle sona erecek.

Festivalin tanıtım videosu

DAÜ RTVF Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hanife Aliefendioğlu’nun verdiği bilgiye göre; Kıbrıs’ın kuzeyinde bir kısa film kültürü oluşturmak, kısa film yapmayı özendirmek amacıyla başlatılan festivalin yarışma bölümleri, ‘Liselerarası Kısa Film Yarışması’ ve 18 yaş üstü yetişkinlerin yarışmacı olabileceği ‘Uluslararası Kısa Film Yarışması’ kategorilerinden oluşuyor.

Her yıl bir tema ile ortaya çıkan Festival’in bu yılki teması “Benim Meselem”. Üç yıldır HALKBANK sponsorluğunda gerçekleştirilen Festival, hem Lise hem de Uluslararası kategorilerde yarışan kısa filmcilere, birincilik, ikincilik ve üçüncülük için para ödülü veriyor.

Bu yıl daha çok film yarışıyor!

Festival Komitesi’nden, RTVF Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Yetin Arslan, 23’ü lise kategorisinden olmak üzere toplam 100 filmin Festivale başvurduğunu, bu rakamın geçen yıllara göre çok yüksek olduğunu, ön elemenin Festival tarafından tamamlandığını ve jurinin kararının 12 Haziran Cuma günü yapılacak ödül töreninde duyurulacağını belirtti.

3. Fone Film Festival’inde ‘Uluslararası Yarışma Kategorisi’nde ön elemeden geçmiş filmleri Kıbrıs’lı Türk Sinema Yönetmeni Derviş Zaim, sanatçı Anber Onar, UKÜ İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Birsel Matara, kısa filmci ve gazeteci Vasvi Çiftçioğlu ile aktivist ve antropolog Olga Demetriou’dan oluşan jüri değerlendirecek. Liselerarası Yarışma Kategorisi’nde yarışan filmler ise, fotoğrafçı Cemal Özay, kısa filmci ve köşe yazarı Elvan Levent ve DAÜ İletişim Fakültesi RTVF Bölümü öğretim görevlisi Ahmet Goran’dan oluşan juri tarafından değerlendirilecek.
İlk günün Festival programında Anber Onar’ın açılış konuşması, özel gösterimler ve atölye çalışması yer aldı. Festivalin tamamen yarışma filmlerine ayrılmış ikinci gününde ise seyirci, filmciler, film meraklıları ve iki kategorinin Festival Jüri’leri yarışma filmlerini birlikte izleyecek. Jüri değerlendirmelerinin ardından saat 19:00’da İletişim Fakültesi Bahçesi’nde yapılacak ödül töreni ile Festival son bulacak. Festival ile ilgili detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden ulaşılabiliyor.

http://fonefilmfest.emu.edu.tr/
https://www.facebook.com/groups/fonefilmfest

Konuyla ilgili festival komitesinden DAÜ İletişim Fakültesi öğretim görevlisi Ahmet Goran, Yrd. Doç. Dr. Pembe Behçetoğulları ve Radyo TV Sinema ve Gazetecilik bölüm başkanı Doç. Dr. Hanife Aliefendioğlu ile röportaj yaptık. Komite üyeleri geçen senelere göre katılımın artmasına ve her geçen yıl büyüyen bir festival olduğuna dikkat çektiler.

Fotoğraf Galerisi (Fırat Necati Güner)

Fotoğraf Galerisi (Çağlayan Dursun)

1 941

Eser Karataş’ın yazısı

KKTC’de son 8 yılda meydana gelen 2 bin 255 iş kazasında, 2 bin 213 kişi yaralanırken, 55 kişi de hayatını kaybetti. Önleyici yasa var, denetim ve uygulamada çok gerideyiz. KKTC’de meydana gelen iş kazalarının bir türlü önüne geçilemiyor. Çalışma Dairesi’nden alınan veriler acı tabloyu ortaya çıkardı. Son yılda toplam 2 bin 255 iş kazası meydana gelirken bu kazaların 55’i ölümle sonuçlandı. 

İş kazası değil cinayet!

10 Haziran 2015 tarihinde Gazimağusa’da özel bir hastanenin yanında inşaat iskelesinin çökmesi sonucu ağır yaralanan işçilerden 41 yaşındaki Mehmet Çetrez hastanede hayatını kaybetti. Bu kaza yine akıllara “iş kazası mı, iş cinayeti mi?” sorusunu getirdi.

is-kazasi-kader-mi-216939İnşaat sektörü ölüm saçıyor

İstatistikler, ölümle sonuçlanan iş kazalarının yüzde 41’nin inşaat sektöründe meydana geldiğini gösteriyor. 55 ölümlü iş kazasının 23’ü inşaat sektöründe meydana geldi. Çalışma Dairesi Müdürlüğü tarafından tahkikatı yapılan iş kazaları istatistikleri verilerine göre en fazla ölümlü iş kazalarının “yüksek yerden düşme” sonucu yaşanması dikkat çekti.

Gerekli önlemlerin alınmaması ve işçi güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle son 3 yıl içerisinde 7 kişi inşaat sektöründeki çalışmalar sırasında hayatını kaybetti.
Öte yandan tarım, avcılık ve ormancılık alanında meydana gelen kazalarda 3 kişi, imalat sektöründeki kazalarda 3 kişi, toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıt, ev eşyaları tamiri alanında meydana gelen kazalarda 3 kişi, ulaştırma, depolama ve haberleşmede 1 kişi, gayrimenkul, kiralama, iş faaliyetleri alanında ise 1 kişi hayata veda etti.

Denetlemeler yetersiz

İş sağlığı ve iş güvenliği konusunda yasa olmasına rağmen bu yasa tam anlamıyla uygulanamıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ölümlü iş kazalarının önüne geçmek için önlemler paketi adı altında bir çalışma yaptığı öğrenildi. Bu doğrultuda devlet ihalelerine başvuran şirketlerden artık iş güvenliği ve iş sağlığı kurallarına uyduklarına dair belge istenecek.