Etiketler Posts tagged with "Bahadır Konuk"

Bahadır Konuk

0 1012
Söyleşi: Bahadır Konuk

Son zamanların popüler aktivitesi olan Yoga, ülkemizde de yoğun ilgi görmekte. Peki, Yoga’nın İslam inancındaki yeri nedir? İslam kültürüyle ne kadar bağdaşmakta? Topluma ne gibi yararları veya zararları mevcut? Ayrıca, devlet organları bu tür faaliyetlerin olumsuz sonuçlarına karşı ne gibi önlemler alabilir? Son olarak ise bu tür faaliyetlerin ülkemizdeki reel amaçları üzerine Gazimağusa Polatpaşa Camii din görevlisi Faruk Seçkin ile bir söyleşi yaptık. İşte Seçkin’in Yoga hakkındaki görüşleri ve değerlendirmeleri.

İlk olarak, Yoga’nın İslam kültüründeki yeri nedir?
Öncelikle Yoga’nın İslam kültüründe yeri olmayan bir aktivite olduğunu aslının Hindistan’a ve Budizm inanç sistemine dayandığını belirtmek isterim. Ayrıca, bu işi yapanların anlattığına göre çeşitli düşünme ve hareketler yollarıyla ruhu rahatlattıklarını iddia etmektedirler. Sadece Yoga değil bu gibi sözler ve hareketler hangi akımın içinde olursa olsun İslam dininin kurallarına aykırı ise hali hazırda caiz değildir. Zaten İslamiyet’e inanan toplumlar bunu yapmak yerine İslamiyet’in emrettiği ibadeti yaptığı takdirde huzura kavuşacaktır. Müslümanlar olarak inanıyoruz ki namaz ve oruç gibi ibadetler ruhu ve bedeni sağlığa kavuşturur. Bu sebeple de bu tür aktivitelere ihtiyaç yoktur. Sonuçta biliyoruz ki Yoga Budizm dininin bir ibadet türüdür. Farklı bir dinden herhangi bir ibadet şeklini uygulamamızda İslam dininin biz inananları üzerine koymuş olduğu bir yasaktır. Bu sebeple de İslam dininde yeri yoktur.

Bu gibi akımların subliminal amacı sizce nedir ?
Toplumumuzun kimliği asırlardan beridir yabancı güçler tarafından unutturulamaya çalışılıyor. Bir çok farklı akımla İslam dinine inanan halkımız bu topraklardan sökülüp atılmaya çalışıldı.

Nasıl sökülüp atılmaya çalışıldı ?
Örneğin , yehova şahitleri diye bir akımla insanımızın daha huzurlu bir yaşama kavuşacakları iddia edildi. Misyonerlik faaliyetleri ile çeşitli yer ve bölgelerde kiliseler kurularak insanlara maddi yardımlar verilerek toplumumuz İslam’dan uzaklaştırılmaya çalışılıp, benliğimiz unutturulmaya çalışıldı, deyim yerinde ise hissiyatsızlaştırıldık. Bunun sonucunda da harp ile alamadıkları topraklarımızı elimizden almaya çalışmaktadırlar. Gelelim Yogaya, Hristiyanların misyonerleri gibi Yoga, Budist misyonerler tarafından dünyanın dört bir yanında olduğu gibi yurdumuza da sokulmaya çalışılarak Budizm dinini empoze etmeye çalışmaktadırlar.

Yoga’nın topluma zararı veya yararı var mıdır ?
Eğer söyledikleri gibi dini bir amaç gütmüyorlarsa İslam dini, kurallarına uygun her şeye açıktır. Gerçekten dingin bir toplum oluşturmaksa amaç hepimiz bunun destekleyicisi olabiliriz. Bunu da ehil kişiler araştırarak yararlarını açığa çıkararak, tekrar söylüyorum dini bir misyonerlik içermemek kaydıyla halkımızın yararına sunulabilir.

Peki zararları varsa nelerdir ?
Söylediğim gibi bu aktivitelerin altında yatan amaç, toplumun dini değerlerini çökerterek kendi inanç sistemlerini insanlara aşılamaktır. Bin yıldan fazladır İslam dininin ahlak ve kültür yapısıyla harmanlanmış Türk toplumunu bu değerlerinden uzaklaştırmak deyim yerindeyse halkımızı sudan çıkmış balığa döndürür. Şöyle ki ahlak çökmesi kutsal değerlerin kaybı gibi tehlikeli sonlar yaşayabiliriz.

Bu tehlikeli sonuçları açabilir misiniz ?
En tehlikeli durum İslam inancı içerisinde ahiret inancı vardır. Dini değerlerimizi kaybettiğimiz durumda Allah’ın bize vaat ettiği cehenneme ulaşabiliriz. Dünya hayatı olarak baktığımızda ise bu tür manevi kayıplar toplumda kargaşaya sebep olur. Şöyle ki; son zamanlarda yaşadığımız cinayet olayları, kadına şiddet, çocuk tecavüzleri gibi olaylar daha da artar ve toplumda çöküntüye sebep olabilir.

Peki bu gibi akımlara Devlet organları ne gibi önlemler alabilirler ?
Devlet otoritesi zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini geliştirerek nesillerimize çocuk yaşta iyi ahlakı aşılayabilirler.

Peki Devlet zorunlu din derslerinde iyi ahlakı nasıl aşılayabilir ?
Bu derslerde sadece belli başlı Kuran’ı Kerim surelerini öğretmenin yanında İslam dininin ahlaka ve iyi yaşama vermiş olduğu önemi ısrarla öğütleyerek, çocuklarımızın ahlak yapısı geliştirilebilir. Zaten böyle bir eğitimden sonra toplumumuz iç dinginliğe kavuşacak ve Yoga gibi uzak doğunun çok tanrılı inanç sistemlerinin ibadet yöntemlerine ihtiyaç duymayacaktır.

Son olarak nasıl bir mesaj vermek istersiniz ?
Halkımıza şu çağrıyı yapmak isterim, bilmediğimiz sonunun nerelere varabileceğini kestiremeyeceğimiz kültür yapımıza uzak, tek tanrılı inancı benimsemeyen bu gibi akımlardan yüzümüzü çevirerek İslamiyet’i daha iyi araştırmaya, İslam’ın ahlak prensiplerini daha iyi anlamaya, İslam’ın barış inancını kalplerine sıkı sıkıya yerleştirerek, bu yolda ilerlemeye halkımızı davet etmek isterim.

0 919
bahadirkonuk
Bahadır Konuk

Dua kısaca kulun Yaratan’a geri bildirimidir. Kul yaşadıkları olaylar ve kendisine verilen nimetlere bakarak Rabb’ine yönelir ve yalvarır. Bu bazen şükür, bazen istek, bazen ibadet, bazen de halini Allah’a arz olabilir. Beddua da dua kabilinden olsa da beddua ederken daha dikkatli olmak gerekir. Çünkü insanın yaşadığı olayların iç yüzünü, sebep sonuç ilişkilerini, faillerini tam olarak anlaması mümkün değildir. Beddua kişinin yaşadığı ve gördüğü kötülükler karşısında durumu Rabb’ine arz etmesidir. Haşa Allah’a talimat verir gibi “şunu şöyle yap, bunu böyle yap” gibi beddua edilmesi, bedduanın küfür, aşağılama aracı olarak kullanılması ya da dile sakız gibi dolanması uygun değildir. Ayrıca kişinin adres göstererek “Allah’ım falancayı şöyle yap” diyerek beddua etmesi de sakıncalıdır. Çünkü kişi olayların hakikatini bilemeyebilir veya öznel değerlendirmelerde bulunabilir. Bu durumda farkında olmadan suçsuz birine lanet okumuş oluruz.

Her günah işleyene beddua edilir mi? Ya da kimlere beddua edilir?
Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde “Ben lânet edici değil, rahmet peygamberi olarak gönderildim” buyurarak bedduadan ziyade hayır duası ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte beddua ettiği hadisi şerifler de vardır. Örnek verirsek;
”Allahın laneti hırsızın üzerindedir!”
“Allah’ın lâneti rüşvet alan ve verenedir!”
“Faiz yiyen ve yedirene Allah lânet etsin!”
“Anne ve babasına söven kimse lânetlenmiştir!”
“Arazi işaretlerini bozana (sınır taşlarını kaldırıp daha fazla yer tutma peşinde olana) Allah lânet etsin!”
Dinimiz genel olarak birbirine beddua etme, birbiriyle çekişme ve mücadele etmeye değil birlik beraberlik ve yardımlaşmaya önem vermektedir. Beddua etmek için fırsat kollanmamalı, birisi hata yaptı diye bedduadan medet umulmamalıdır. Yukarıda da belirtildiği üzere beddua etmek için günah işleyenin bunu devamlı olarak yapması ve bile bile yapması gerekir.

Kendisine beddua edilen ne yapmalı?
Doğru yol üzere olan kimseye (Allahu alem) bedduanın bir tesiri olmaz. Ancak insanın kendisini hatasız zannetmesi büyük bir gaflettir. Bu nedenle kendimize beddua edilmemesi için gayret etmeli, birisi bize beddua ederse tövbe istiğfarda bulunarak kendimize çeki düzen vermeliyiz.

Peki beddua edilene ne olur?
Ata’nın evladına, mürşidin talebesine, mazlumun zalime bedduası çok etkilidir. Bununla birlikte takdir Allah’ındır. İsterse zalimi hemen cezalandırır isterse de ecrini bu dünyada alsın diye onlara uzun ve refah içinde bir hayat verir. Böyle yapar ki zalimler yaptığı iyiliklerin karşılığını dünyada tam olarak alsın, ahirete sevap taşıyamayarak cehenneme layık hale gelsin. Görüldüğü üzere zalime “Allah uzun ve mutlu ömür, bol kazanç ve sağlık, afiyet versin” demek bile beddua sayılır.

0 1199
Bahadır Konuk
bahadirkonuk
Bahadır Konuk

İlkçağ insanlarının, mağara duvarlarına çizdiği bizon resimleriyle başlayan büyü, MÖ. 3000 yılında, Mısır ve Kalde’de altın çağını yaşadı. Mezopotamya’da filizlendi. Eski Yunan ve Roma’da gelişip, nesilleri ve çağları aşarak dünyanın dört bucağına yayılmıştır. Yani büyü insanlık tarihi kadar eskidir.

İnsanoğlu yaratılışından bu yana, her çağda bilinmezliğin kapılarını zorlamak, yaratılışın, yaşam ve ölümün sırlarını çözmek, doğaya ve doğaüstü güçlere hükmetmek merakını yenemedi.

Büyünün ve büyücülüğün çağdışı olarak görüldüğü modern dünyamızda, eski insanların neler yaptığını sizlere açıklamanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Büyü sözünü sık sık duyarız. Pek çok kimse büyüden söz eder. Ama çoğumuz bunun ne olduğunu bilmeyiz. Onun için önce büyünün ne olduğunu anlamamız gerekiyor.

Büyü, kötü usullere başvurarak bir insanın iradesini elinden almak demektir. Çeşitli yollarla, usulleri kötüye kullanarak bir insanı yönetim altına almaya, ona istenilenleri yaptırmaya genel olarak büyü denilir. Büyü ile insanı istemediği şeylere zorlamak, ona istemediği hareketleri yaptırmak kabil değildir.

Büyücülük, her şeyden önce, dine ve inanca kesin şekilde karşıt olan, batıl inançlara dayalı bir büyüsel işlem toplamıdır. Reçetelere ve formüllere dayanan, bunlara değişik anlamlar yükleyen bir uygulamadır.

1584’te Anvers’te yayınlanan Gespar Peucer’in Falcılar (Les Devins) adlı kitabında büyücülük şu şekilde tanımlanır: “Büyücülük, şeytanı tanımaya yarayan bir sanattır. Büyücü tarafından çağrılan şeytan ve yardımcıları kendilerini gösterirler veya kendilerini göstermeyip de talep edilen şeyi yerine getirirler.”

Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söylenir. Bir enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve yöneltilebilir. Tarihte birçok el yazması büyü kitabı hazırlanmıştır. En ünlülerden biri 15. yüzyıla ait olduğu düşünüşen, önceki yüzyılda gizem ustası Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez İngilizce’ye çevirilen sihirbaz Ma Abra-Melin’in “Kutsal Sihir” kitabıdır. (The Book of the Sacred Magic of Abra-Melin the Mage). Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.

Büyücülüğün silahı büyülemedir, etkileme ve telkindir. Kuramsal olarak etki ve duygu (sevgi, nefret) dozu güçlü olan bir enerjinin belirli nesneler, formüller kullanarak transferidir. Bu tür etkileşimde en çok kullanılan ve Vudu (voodoo) dahil olmak üzere, her çeşit büyüsel gelenekte mevcut olan mum veya kilden yapılan bir heykelciktir. Hedef olan kişiye yapılmak istenilen şey, büyüsel formüller kullanılarak heykelciğe (kukla, bebek) yapılır. Orta çağdan kalma bir başka yöntem, Şanlı El veya Tutuşan El yöntemidir. Asılarak ölen birinin eli kesilir, kurutulur ve avucuna siyah bir mum yerleştirilirdi. Dönemin kaynaklarına göre bu eli kullanarak özellikle zehirlenme büyüleri yapılıyormuş. Büyünün amacı doğanın organik gücünü sahiplenmektir ve de bu gücü dilediğince kullanmaktır.

Büyünün tarihçesi ve İslam’da büyünün hükmü
Büyü ve büyücülüğün tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir ve Keldanîler zamanına kadar uzanır. Babil’de yani bugünkü Irak’ta yaşayan Keldanîler, astronomi ve astrolojide çok ileri gitmişlerdi. Keldanîler’de, büyü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat olaylarını meydana getirdikleri inancına dayanıyordu.

Sihir ve sihirbazlar tarihinin ikinci bölümünü de, Mısır’da Firavun’un sihirbazlarıyla Hz. Musa arasında geçen olaylar meydana getirmektedir. Kur’anı Kerim’de haber verildiği üzere (Araf, 7-116; Tâhâ, 20-66) Mısır sihirbazları da halka karşı esrarengiz bir şekilde “gözbağcılık” yaparlar, hayali şeyleri gerçekmiş gibi gösterirlerdi.

Yahudilik’te ise büyü, çok revaçtaydı. Her türlü harikalar, şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilik’te mevcuttu. Büyü Yahudiler arasında yayıldığı gibi hiçbir millet arasında yayılmadı.

İslam dinine göre büyü yapmak haramdır. Allah Resulü, yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymış, büyü yapanın Allah’a şirk koşmuş olacağını bildirmiştir. Yine, büyüye inanan ve doğruluğunu tasdik eden kimselerin Cennet’e giremeyeceğini haber vermiştir.

Büyünün İslamî hükmü şöyle verilmiştir: Eğer yapılan büyü, küfrü gerektiriyorsa, bunu yapanın küfre gireceği açıktır. Yine yapılan sihirde imanın şartlarından birini inkâr etmek varsa, o büyü küfrü gerektirir. Mesela birisi, büyücülerin her şeyi yapabileceğine inanırsa, Allah’a şirk koştuğundan kâfir olur.
Kur’an-ı Kerim, bize büyücülerin şerrinden Allah’a sığınmamızı öğretmiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden Allah’a sığınırım de” (Felak Suresi 4). Hz. Musa ve sihirbazlar hakkında nazil olmuş olan bir âyet de şöyledir: “Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.” (Taha suresi :69)

Büyü yapanlar bunu nasıl yapmaktadır?
Sihir/Büyü, etkilemek, tesir altına almak anlamına gelir. Gönüllere ve bedenlere tesir etmek, insanı hasta yapmak, karı ile kocanın arasını açmak amacıyla ortaya konulan bazı düzenlere sihir veya büyü denilmiştir. Sihir ya da büyünün şerrinden Yüce Rabbimize sığınılması emredilmiştir. Büyü, yapılışında ilmi bir hakikate dayanıyorsa tesiri vardır, yoksa asılsız bir hurafeden ibarettir.

Sihrin tesiri
Büyünün tesiri konusunda Elmalı Tefsiri’nde şu bilgiler verilmektedir:
Sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerindedir; sihri yapanlar fikirleri bozar, kalbleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir.

Sihir yapanlar, Allah’ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremez. Çünkü gerçek tesir, ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne melektedir. Hakiki müessir ancak ve ancak Allah’tır. Fayda ve zarar denilen şey de ancak O’nun izni ile meydana gelir. O halde her şeyden önce insan Allah’tan korkmalı ve Allah’a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah’ın kitabına sarılmalıdır.

Sihrin asıl zararı, başkalarından çok yapanlaradır. Bu kimseler ömürlerini nasıl çirkin şeylerle geçirdiklerini bilmezler.

0 1430

Söyleşi: Bahadır Konuk
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Aktivite Merkezi’nde düzenlenen ve Nil Avunduk’un konuşmacı olarak katıldığı değişim-dönüşüm ve içsel temizlik konulu seminer 2 Nisan 2015 tarihinde gerçekleştirildi.

Türkiye`de değişim–dönüşüm ve içsel temizlik konularında seminerler düzenleyen ve oldukça ilgi gören Avunduk, Doğu Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde içsel temizliğin hayatımızdaki önemini ve bunu nasıl başarabileceğimiz konusundaki bilgi ve tecrübelerini paylaştı.

“Kendine kurduğun gelecek planının içinde sıkışıp kalırsan, evrenin sana kurduğu muhteşem planı göremezsin. Herkesin yaşamı anda, ayaklarının ucunda yaratılır.” diyen Avunduk ile bireysel sağlık ve huzurun sırrından, değişim, dönüşüm, içsel temizlikte geliştirmeye kadar çeşitli konulara değindik.

Adımlar tablosunda olayın yaşanmasıyla birlikte olayı tarif edip kendine ne olduğunu bulup incelemeyi böylelikle inandığın, inandığın gibi mi değerlendirmesiyle incelemenin kişinin temizleneceği olaya geleceğinden bahsetti.

Aynalar perspektifine göre; beni nasıl tarif ederim veya ben hangi huyumun değişmesini isterim? Peki yaşadığım hangi olaylarda ben de böyle davrandım? Bunu neden yapıyorum, yapmasaydım ne olurdu zannediyorum? Bana bunu yaptıran hangi korkum? gibi çalışmalara gidildi. Korku dönüştürme çalışması olaraksa benim korkum var, ben korkumu kabul ediyorum, ben korkumu şu anda sevgiye dönüştürmeye niyet ettim, ben korkumu seviyorum şeklinde 4’lü korku çizelgesi uygulaması yapıldı.

nil2Adımlar tablosuna karşılık adımların etkileri nelerdir?

Günlük yaşantımızda bir olayla karşılaşırız. Olay bizi öfkelendirir, kızdırır ve acı çektirir. Bu olayın sebebi budur, şudur demeden hemen 2. adımda ben ne hissettim demeliyim. Yaşadığım olayda ben ne hissettim diye araştırıp bu sorunun üzerine gidersem 3. adım açılır. Anlatım sırasında ağzımdan doğru olmayan gereksiz bir sürü inançlar dökülmeye başlar. O inançlarıma bakıp, o inançların doğru olup olmadığını inceleyebilirim. Doğru olmadığı ortaya çıktığı zaman da, o doğru olmayan boş inançlara ihtiyacım kalmaz, artık benim değildir. Eğer aynı inançta ısrar ediyorsam bir sefer onu yaşamışımdır, o zaman da 4. adım açılır. Bunu yaşadığım yer ve zaman ortaya çıkarır. O olaydaki hissettiklerimi sorduğumda da, asıl en altta kalmış hissimi bulurum. O hissimin cümlesini korku dörtlüğü dediğim dörtlüğün noktalı yerlerine yerleştirip, birkaç kere yüksek sesle tekrarladığımda, o gereksiz inanç yaşadığım o olayın içinde enerji olarak silinir. O zaman da geçmişte yaşanan o olay dönüşmüş olur. Çünkü yaşanan her olay sizin bakış açınız kadardır. Sizin o bakış açınız değiştiği zaman olay biter. Yani bir olayı 10 kişi farklı gözle görür. Siz bu dönüşümle o olaydaki kendi bakışınızı dönüştürmüş olacaksınız. Böylece senin zihnin değişecek. Bu gereksiz zihin değişince de yaşarken yaşadığın olaylara bakışın değişecek. İşte gerçek değişim budur. Sen değişmedikçe hiçbir şey değişmez, sen değiştikçe yaşadığın bütün problemler, acılar ve hastalıklar değişir.

nilposter4’lü korku çizelgesini uygulamanın faydaları nelerdir?
Bu korku dörtlüğü gereksiz ve yanlış inançlarımızı, yani bize faydası olmayan ve zarar veren bütün inançlarımızı zihnimizden silen bir enerjiye sahiptir. Bu korku dörtlüğünü ben buldum. Önce kendimde uyguladım neticesini tam aldım. Kendimde uygulayıp netice almadığım şeye inanmam ve anlatmam.

Bireysel sağlık, afiyetin sırrı nedir sizlerce?
Geçmişte yaşadığı bütün olumsuz günleri benim öğrettiğim ve yaptırdığım çalışmayla dönüştürmesidir. Ben 45 yaşındayken yüksek tansiyon hastasıydım, migren hastasıydım. Boynumun çevresinde kistler çıkıyordu. Çok sinirliydim, çok stresliydim. Geceleri rahat uyuyamazdım ve bütün bunlar için birçok sebep sayabilirdim. 45 yaşında bulduğum ve kendi üzerimde uyguladığım bu çalışmayla 1 yıl içinde bütün hastalıklarım ve bütün problemlerim bitti. Kendimde yaşadığım bu değişimden sonra değişime, yani sağlığına ihtiyacı olan kişilere seminerler vermeye ve bu çalışmayı yaptırmaya başladım. Bugün 61 yaşındayım, grip ve soğuk algınlığı dahil 1 gün bile hasta olmadım, 1 gün bile rahatsız şekilde uyumadım. 15 yıldır tansiyon hapı almıyorum. İlk defa tam sağlıklı bir hayat yaşamaya başladım.

Kendini değişim, dönüşüm, içsel temizlikte geliştirme nasıl olur?
Başına gelen her olayı tek tek benim öğrettiğim şekilde çalışarak.

Aynalar perspektifine göre en çok dikkat etmemiz gereken nedir?
Benim öğrettiğim değişim-dönüşüm sistemine göre “aynalar” bölümü kişiyi veya olayı ya da olaydaki bütün insanları tarif ettiğiniz zaman, bir kişinin ve olayın başına herhangi bir sıfat koyduğunuz zaman, o kişiye ve olaya bir tarifle öfkelendiğiniz zaman “aynalar çalışması” devreye girer ve maalesef o kişinin tarif ettiği olay ve kişiler onlar değil kendisidir.

Aslında dışarıya bakarak kendini tarif ediyordur ve o kişi bu tariften yola çıkarak, ne zaman nerede aynı hareketleri yapmıştı ve aynı olayları yaşamıştı, yine onu bulup benim öğrettiğim şekilde dönüştürdüğünde artık insanları tarif etmediğini görür. Böylece kendi değiştikçe dışarıda gördükleri de değişir. Bir insan kendinde olmayan hiçbir şeyi dışarıda göremez.

nilavundukplaket
DAÜ’deki etkinlik sonrası Nil Avunduk’a plaket takdim edildi

Kişisel değişimde büyük zorluk nedir sizce?

Benim öğrettiğim kişisel değişimde en büyük zorluk kişinin kendisi ile yüzleşmesidir. Çocukluğumuzdan beri kendi kötü ve yanlış taraflarımızı örtmeye uğraşırız. O kadar kendimizi örteriz ve buna o kadar inanırız ki, artık bir zaman sonra ben iyiyim dışarıdaki insanlar kötü demeye başlarız. Bu noktadan sonra dışarıda yapılan her hareketi ve her yanlışı kendinin de yaptığıyla yüzleşmesi gerekir. Böylece yaşadığı olayları kendinin ben iyiyim diye örttüğü asıl yanlış inançlarından yaratıldığını anlar. Hayat yanılmaz, neysek onu verir. O zaman bende sakladığım doğru olmayan yeri dönüştürürüm ki, güzel yaşayayım.

İçsel temizliğin altın kuralları nedir sizlere göre?
İçsel Temizliğin altın kuralı parmağımızı dışarıya uzatmayı, onun yüzünden başıma bu geldi, bunun yüzünden başıma bu geldi demeyi bırakmaktır. Böylece başımıza gelen olaylar, bu yaşadığımız hastalık acaba neden oldu diye sorabiliriz. Yaşadığımız her olayın, hastalığın ve her üzüntünün bizdeki sebebini bulmaya doğru hareket etme isteği ve kararlılığı kendimize verebileceğimiz en güzel hediyedir.

Değişimin dönüşüm çalışması üzerindeki etkisi nedir?
Hastalığı geçecek, insanlarla kavga etmesi bitecek, yaşamın bütününden zevk almaya başlayacak.

Değişim ve dönüşümün içsel temizlikle bağdaşıklığı nedir?
Benim içsel temizlik dediğim şey; yaşadığım her olayın ve hastalığın sebebinin benim yaşamış olduğum geçmiş günlerimdeki bir olay içinde olmasıdır. O olay içindeki bir öfkem, bir kızgınlığım, yanlış inancım bitmeden bugün üzüldüğüm, öfkelendiğim şeyler ve hastalığım bitmeyecektir.

Size göre dönüşümün stratejisi nelerle olur?
Dönüşüm yaptıktan sonra hedefe gerek yoktur. Zaten artık sağlıklı, mutlu çok güzel yaşam yaşayan bir insan olur.

0 1656
Söyleşi: Bahadır Konuk

Barış gazeteciliğinin Kıbrıs’ta, Türkiye’de ve Dünya’da uygulanabilirliği üzerine Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) eski Müdürü Emir Ersoy ile röportaj yaptık. Geçmişten günümüze barış gazeteciliğini irdelediğimiz röportajda bilhassa Kıbrıs ve Türkiye’deki barış gazeteciliğine değinildi. Barış gazeteciliğinin konumundan, barış gazeteciliğinin dünyadaki yerine kadar çeşitli konular ele alındı.

emirersoy
Gazeteci Emir Ersoy

Kıbrıs gazetelerinin barış gazeteciliğinde konumu nedir?
Kıbrıs gazetelerinin Kıbrıs’ın kendi konumundan kaynaklanan farklı özellikleri var. Nasıl? Malum, Kıbrıs sorununda geçmişte 1950’lere-58’lere dayanan bir süreçten bugüne geldik. O zamanlarda Rumlar Kıbrıslı Türkler’e karşı onları bu adada yok etme gayretinde olduklarından o dönemdeki gazeteler bir mücadele gazetesi şeklindeydi. Kıbrıs Türkü’nün hakkını, menfaatini koruyacak şekilde yayınlar yaparlardı. Zaman içinde bu süreç değişti. O günlerde sayıları 2-3’ü geçmeyen gazeteler bugün günde 16 gazeteye kadar çıktı Kıbrıs’ta. Bunların bir kısmı barış gazeteciliği noktasında daha ilerici yayınlar içerisinde, bir kısmı temkinli habercilikle bu sürece bakıyorlar. Malum, şimdi yeni bir süreç yeni bir cumhurbaşkanı Rum tarafının lideriyle müzakereler başlamış bir umut ve olumlu bir bakışları söz konusu şu anda. Gönül arzu eder ki, bu görüşmelerin sonunda her iki halkın da beğeneceği bir anlaşma söz konusu olsun.

TAK’ın barış gazeteciliğine etkisi nedir?

TAK Ajansı’nın kuruluş amacı Kıbrıs Türkü’nün haklı sesini dünyaya duyurmaktı. Niçin böyle bir haber ajansına ihtiyaç duyuldu? Malum,Kıbrıs’ta Rumlar Türkleri yollardan bellerden alıp öldürürken Türk köylerine Rumlar saldırırken dış dünyada bu haberler düzgün bir şekilde yer almadığından böyle bir haber ajansına ihtiyaç duyuldu. O günkü lider, daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu cumhurbaşkanı olan Rauf Raif Denktaş, Atatürk’ün milli mücadeleyi yürütürken Anadolu Ajansını kurmasını örnek alarak o da bir haber ajansının kurulmasını istedi. Türk Ajansı’nı devreye koydu. Türk Ajansı daha çok her haber kaynağına eşit mesafede duruyor, her türlü haberi veriyor ama en çok haber etkinlikleri devlet ve hükümet makamlarından olduğu için bir yerde neredeyse onlara hizmet eder gibi görünürdü. Ama değil yani. Siyasiler kendi bakış açılarına göre ve siyasi duruşlarına göre mücadele içerisindeki yerlerine göre açıklamalar yaparken TAK Ajansı da onu veriyor. TAK Ajansı ülkede olan haber konularına ilgi gösterir. TAK’ın bir servisi de Güney’deki gazetelerin haberlerini çevirerek hem devlet makamlarına hem de basına servis etmektir. Bu şekliyle kendine düşen payı barış süreci içinde yerine getirmektedir.

TAK’ın Kıbrıs gazetelerindeki barış gazeteciliği politikası nasıldır?
İmkanları ölçüsünde kuzeydeki haberleri de güneydeki haberleri de izleyerek kendi abonelerine ki bunlar devlet organları, hükümet organları, günlük gazete ve televizyonlardır. Hepsine de bu servisi veriyor. Ajansın haberlerinde yorum söz konusu değildir. Haber salt haber olduğu için verilir. Tarafsız,yorumsuz haber verdiğini dikkate alırsak bu süreçte de barış gazeteciliğine katkısı olumludur diye düşünüyorum.

Kıbrıs gazetecilerinin barış gazeteciliğinde yeri nedir?
Kıbrıs gazetecileri de geçmişten bugüne onlar da süreç içerisinde kendilerine düşen görevleri o günün şartlarına göre; o günün şartlarına göre ilk neydi bir milli mücadele söz konusuydu. Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi söz konusuydu. O süreçte gazeteler tabii Kıbrıs Türk halkının hak ve menfaatlerini dikkate alarak hareket ederlerdi. Bugün yine o esas olmak kaydıyla barış görüşmelerine yaptıkları yayınlarla tarafsız yayınlarla ve olumlu ifadeler kullanarak bu süreci desteklemeye gayret ediyorlar. Ama, bir kısmı acaba ne olacak geldiğimiz süreçte? Bu görüşmeler yine sekteye uğrayacak mı? diye de düşünüyorlar. Rumlar geçmişte referandumda hayır diyerek bu barış sürecini olumsuz etkilemişlerdi. Şimdi aynı süreç olur mu diyenler var. Bence onlar da haklı. Çünkü, barış iki tarafı da memnun edecek bir şekilde yapılmalı.

TAK’ın Kıbrıs Medyasındaki rolü nasıldır? Bu ne kadar barış gazeteciliğiyle bağdaşır?

TAK Ajansı, Kıbrıs Türkü’nün sesini dünyaya duyurmak için kuruldu. Bütün gazetelere hizmet verme durumundadır. Uluslararası haber ajansları, Reuters, AFP ve benzeri haber ajansları ve Anadolu Ajansı neyse Türk Ajansı da odur. O da, kendi abonelerine bu hizmeti verir. Verirken de, onun barış gazeteciliğine katkısı tarafsız ve düzgün haber vermiş olması. Saptırma, yalan, yorum falan yok. Salt haber vererek gerçekleri yansıtarak bu sürece katkı koyduğunu düşünüyorum.

Barış Gazeteciliğine Kıbrıs mı yoksa Türkiye mi daha fazla uyuyor?
Haberler zaman zaman eksik bilgiyle yapılıyorsa ister Kıbrıs’ta olsun, ister Türkiye’de olsun yalan ve yanlış olabilir. Doğru, düzgün ve dengeli bir haber çıksın diye. Barış gazeteciliğinde gazeteciler olayı büyütmek ve kışkırtmak durumunda olmadıklarından ya da olmayacakları varsayılarak her iki tarafın olayla ilgili görüşleri anlatılması beklenir. Bence doğrusu odur. Bir madalyonun iki tarafı var, siz bir tarafına bakarak bir şey yazıyorsanız, söylüyorsanız eksik olabilir hatalı olabilir. Bu da ister Kıbrıs’ta olsun, ister Türkiye’de olsun zaman zaman hatalı haberlerin çıkmasına neden olabilir. Bunu zaten yerine getirdiğinizde bunun adına Barış gazeteciliği mi dersiniz ideal gazetecilik mi dersiniz bilmem.

TAK ve Anadolu Ajansı’nı incelediğimizde hangisi barış gazeteciliğine yakındır?
Her ikisinin de bir mücadeleden kaynaklanan kuruluş yapıları vardır. Ayrıca, ikisi de ülkelerindeki devlet makamları öncelikli olmak üzere malumat verir. Ama, bana sorarsanız her ikisi de barış gazeteciliğine olumlu katkılar yapmaktadır. Neden? Çünkü, her ikisinin haber ilkelerinde tarafsız, doğru habercilik yatmaktadır. O nedenle, bu kural üzerinden hareket ettiklerini dikkate alırsak Anadolu Ajansı’nın da Türk Ajansı’nın da barış gazeteciliğine doğru düzgün haberleriyle katkı yapmış olmaları söz konusudur.

Türkiye ve Kıbrıs’ta barış gazeteciliğinin olması gereken ideal konumunu tarif eder misiniz?
Barış Gazeteciliği bence ideal gazeteciliğin temeline dayanır. Olayda iki taraf, üç taraf, dört taraf varsa hepsinin de görüşlerini alarak haber yapmak esastır. Yoksa sadece birisinin söylemiyle haber yapıyorsanız hatalı olur. Geçmişte kuzeyle güney arasında irtibat olmadığı için tek taraflı yayınlar söz konusuydu. Bu da doğaldı yani. Ama,şimdi o imkan varken Rumlar gelip Türk tarafında, Rumla Türk gazeteciler gidip konuşabiliyor. O çerçevede bir olayla ilgili, bir konuyla ilgili haberleri yapıyorsa demek ki olumlu katkıları söz konusu.

Barış Gazeteciliğinin dünyadaki yeri nedir?
Barış gazeteciliğinin dünyadaki yeri yeni yeni yer buluyor. Geçmişte her gazeteci kendi ülkesinin hak ve menfaatlerini dikkate alarak haber yapıyordu. Baktığınızda İsrail, Filistinliler’e saldırıyorsa İsrail gazetecileri onu dikkate alarak haber yapar. Her iki tarafın da görüş ve düşüncelerini ele alacak haber yapabilme belki bölge gazetelerinden ve gazetecilerinden çok uluslararası basında çalışan gazetecilere görev düşer. Çünkü,onların her halükarda Kıbrıs’ın kuzeyine de, güneyine de gitme imkanları olur. Öyle olunca da doğru ve düzgün haber oluyor. Geçmişte yapmadıkları ortada. Kıbrıslı Türkler Rumlar tarafından öldürülürken muhabirlere hiç yer vermedikleri zamanlar da olmuştur. Umarız bu süreçte yeni yeni barış gazeteciliği mevhumu gelişir. Bu gelişme süreci içerisinde herkes barış gazeteciliğinin ilkelerine uygun haber olarak haber yapar. Sadece bir tarafı dinleyerek değil her iki tarafı da dinleyerek olmalıdır. Olayın özünü kavrayarak haber yaparlar. Kışkırtıcı, tahrik edici ifadelerden ve ötekileştirme süreçlerinden uzak haber yapabilirler. Öyle olunca da okuyucu o haberlerden doğru bilgiyi elde edebilecek.

Sizlerce barış gazeteciliği dünya üzerinde tam olarak uygulanıyor mu?
Yok. Şu anda tam olarak uygulandığını söyleyemeyiz. Herkes kendi ülkesinin menfaatine göre hareket ediyor. Bir zamanlar, İngiltere Fonkland adalarına çıkarma yapmıştı. O zaman gerçekçi haber yapmasıyla ünlü BBC Radyosu yaptıkları yayından İngiltere hükümeti rahatsız oldu. Çünkü, onun oradaki savaş haliyle ilgili haberlerini etkilediği için ona yasak koydu. Ambargo koydu. Sen şimdi aman barış gazeteciliği yapacağım diye düşmana bilgi sızdıracak bilgi verecek haber içeriyorsa haberin, senin ülkenin yönetimi seni hemen etki altına alır. Tesirsiz hale getirmeye gayret eder. İdeal gazetecilik diyoruz ama, sonuç olarak her ülke kendi hak ve manfaatlerini dikkate alarak hareket eder yayında ve yayımda. Onun için istediğiniz kadar siz ideal gazetecilik, barış gazeteciliği deyin günün sonunda o ülkedeki yöneticiler de gazeteciler kadar barışçıl ve sevecen değillerse sıkıntı olur.