Tags Posts tagged with "kıbrıs"

kıbrıs

0 778

Kuzeyden Mağusa Suriçi Derneği ile güneyde Derinya bölgesinden Anagennisi Derneği tarafından yürütülen UNDP ACT Renewal projesi kapsamında Gazimağusa’ya güneyden turist taşınması ve Salamis bölgesini de içine alan geniş bölgede geziler yapılması projesiyle ilgili Gazimağusa Belediyesi’nde sunum yapıldı.

Gazimağusa Belediyesi’nde bugün (31 Temmuz 2015) saat 10:30’da yapılan sunuma Gazimağusa Belediyesi meclis üyeleri, UNDP Act Programı Genel Sorumlusu Christopher Louis, renewal projesi çalışanları ve belediye çalışanları katıldı. Turizmde genişletilmiş Mağusa Bölgesi isimli projede Ayia Napa ve Protaras’taki turistlerin Derinya ve Gazimağusa’ya taşınması, farklı noktaların ziyaret edilmesi ve turizmden daha fazla fayda sağlanması hedefleniyor.

2Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter yaptığı konuşmada, ciddi emek sarfedilen çalışma için teşekkür ederek, 2 toplumlu olarak sivil toplum örgütlerinin çalışma yürüttüğü Renewal Proje’nin ilk gündeme geldiği zamandan beridir belediyenin destek verdiğini, hedeflere ulaşma konusunda belediyeye de görevler düştüğünü söyledi. Arter, konuyla ilgili Gazimağusa’daki farklı paydaşlardan belediyeye dosyalar geldiğini, belediyenin görevinin projeleri örtüştürmek olduğunu ifade ederek, projeyi yapan sivil toplum örgütlerinin belediyenin desteğinden şüpheleri olmamasını istedi. Ayrı ayrı özelliklere sahip 2 bölgenin kaynaştırılması yönü de olan çalışmanın her 2 tarafa da fayda sağlayabileceğini, başlangıç olarak olumlu oluğunu ancak Kıbrıs sorununun ortada olduğu bir ortamda bu gibi çalışmaların istenen düzeyde olmadığını söyledi. Güneyden gelen ziyaretçileri Gazimağusa’da daha çok görmek istediklerini, kuzeyden güneye daha çok geçiş olduğunu, tur operatörlerinin projeye uyması gerektiğini söyledi. Vatandaşların sonuç görmek istediğini ve fiili olarak projeyi hissetmesinin önemli olduğunu ifade ederek, konunun siyasi anlamda engele takılmaması gerektiğini, UNDP’nin projelerine gerek olmadan güneyden ziyaretçileri belediyenin yaptığı çeşitli etkinliklerde görmek istediğini söyledi.

Projeyle ilgili ön bilgi veren Renewal Projesi Mağusa Danışmanı Serdar Atai, UNDP Act Renewal Projesi’nin Amerikan hibeleri ile desteklenen bir proje olduğunu ve Suriçi Derneği ile Derinya Belediyesi’ne bağlı Anagennisi Derneği tarafından yürütüldüğünü söyledi. Atai, proje kapsamında sivil toplum örgütlerini bir araya getirme, girişimcilik seminerleri verme, tiyatro oyunu sahneleme, Derinya ve Gazimağusa yiyecek içecekleri ile ilgili festival yapma, gençlik konseri düzenleme, vatandaşların günlük yaşamlarıyla ilgili belgesel yapma gibi farklı konular olduğunu söyledi. Özel ilgi turizme yönelik çalışmaları olan Phoebe Katsourı, sunumunda, turizm pastasında az paya sahip Derinya ve Gazimağusa’ya pilot uygulama olarak eylül, ekim ve kasım aylarında acentelerin turist getireceğini, Derinya’dan başlayarak, Mağusa suriçi, Salamis ve Mormenekşe köyü güzergahında tur yapılacağını söyledi.

Phoebe Katsourı, bölgelerin turizm açısından önemli sorunlarından birinin konaklama imkanlarının olmaması ve denize kapalı durumda olması olduğunu ifade ederek, hazırladıkları modelin turistlerin çevreyi gezerek görebileceği bir model olduğunu, Gazimağusa’ya güneyden gelen turistlerin burada çok zaman geçirmediğini ve birşey satın almadığını, bu modelde turistlerin sur içinden Salamis ve Mormenekşe’ye kadar olan geniş alanda tüm gün boyunca bölgede kalacağını ve bundan fayda sağlanacağını söyledi. Katsourı, tur operatörleri ile görüşmeler yaptıklarını, 1 gün boyunca Mağusa bölgesinde kalacak turistlerin şirketlere daha az maliyeti olacağını, operatörlerin yeni bir Pazar olarak projeye ilgi gösterdiğini söyledi. Geleneksel ürünlerin görüleceğini, kültür turu olacağını, tercihe göre Salamis ve Mormenekşe’de kadınların el işi ürünlerinin de görülebileceğini söyleyen Katsourı, Girne’deki turistleri de önce Mağusa’ya ardından Derinya’ya götürmek istediklerini, kazan kazan ilkesiyle her 2 tarafın da kazancı olacağını, Derinya’nın tarihi yerleri olmadığını ancak büyük bir çilek üretimi ve yerel üretimleri olduğunu söyledi.

0 920

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) ile Warwick Üniversitesi arasında yapılan işbirliği doğrultusunda Warwick Üretim Grubu’nun (WMG) İşletme Mühendisliği Yönetimi ile Tedarik Zinciri ve Lojistik Yönetimi yüksek lisans (MSc) programları 2011 yılından itibaren Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) kampüsünde yürütülüyor.

The Guardian 2016 üniversiteler sıralamasına göre Warwick Üniversitesi İngiltere`de 6., Dünya’da ise 61. sırada yer alıyor (QS System). Bu programlar adaylara dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde yüksek lisans derecesi elde etme imkanı sunuyor.

Bu prestijli yüksek lisans (MSc) dereceleri Doğu Akdeniz Üniversitesi kampüsünde 1 akademik yılda tamamlanabilmektedir. Öğrencilere yüksek lisans eğitimleri boyunca almaları gereken 9 modülden 2 modülü İngiltere`de Warwick Üniversitesi`nde alabilme seçeneği de sunulmaktadır. Sunulan yüksek lisans dereceleri ve diploma tamamıyla Warwick Üniversitesi diploması olup, üniversitenin İngiltere kampüsünde eğitim alan öğrencilere verilen diploma ile aynıdır.

Programa katılan öğrenciler Mühendislik, İşletme, Turizm, Mimarlık ve Bilgi Teknolojileri gibi birçok farklı alanlardan gelmektedir. Öğrenciler dünyanın en iyi 100 üniversitesinden birinde yüksek lisans diploması almanın yanısıra, iş yaşamında üst düzey yöneticilerden beklenilen pratik bilgi ve becerileri edinme motivasyonu ile eğitimlerine devam etmektedirler.

Bu fırsat hakkında daha detaylı bilgi edinmek ve 2015 – 2016 Akademik Yılı için başvuruda bulunmak isteyenler hafta içi 10:30 – 12:30 saatleri arası Doğu Akdeniz Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Fakültesi’ndeki WMG – DAÜ Ofisi’ni (BE252) veya warwick.emu.edu.tr adresini ziyaret edebilir. Ayrıca warwick.emu@emu.edu.tr e posta adresinden detaylı bilgi alınabilir.

Haber ve fotoğraflar: Eser Karataş

Gözümüze kestirdiğimiz bir bahis ofisine girdik. Arkadaşlarımızın birisi 21 yaşın altındaydı ve yasa gereği bahis ofislerine girmesi yasaktı. Ama bize kapıda kimse kimlik sormadı.

İçeride birçok ekran bulunmaktaydı. Ekranlarda canlı ve sanal olmak üzere oyunlar oynanıyordu. Bahislerin biri bitip biri başlıyordu ve insanlar büyülenmişçesine ekrana kilitlenmiş durumdaydı. İçerisi tamamen doluydu. İlk girdiğimiz anda yer bulmakta zorlandık. İçerideki insanların büyük çoğunluğu öğrenciydi.

21 yaşından küçük olan arkadaşımıza bir kâğıt ve kalem verip köpek yarışı diye tabir edilen oyunu oynamasını istedik. Arkadaşımız yerinden kalkıp bankoya yöneldi. Bankodaki görevli güler yüzlü bir ifadeyle arkadaşımızın elindeki kâğıdı alıp ne kadar yatıracağını sordu. Bankoda hiçbir kimlik sorgulamasına tabi tutulmayan arkadaşımız parayı yatırdıktan sonra masaya geri döndü. Oynadığımız yarışı beklerken bahis ofisinin ikramı olan çay, kahve, soda gibi içeceklerden aldık. Karşımızdaki ekranda yarışımız başlayıp bittiğinde, tabii ki kazanan bahis ofisi olmuştu ve yine masalardan küfürler ve pişmanlık ifadeleri yükseliyordu.

Bahis ofislerinin müdavimlerinden olan üniversite öğrencisi M.A.Y. bu pişmanlık hissine aşinaydı. İki yıl önce geldiği adada, bahis ofisleriyle tanışmış ve hayatı değişmişti. İsmini kendi isteği üzerine saklı tuttuğumuz M.A.Y’nin bahis ofislerinde yaşadıklarını kendi ağzından aktarıyoruz.

İlk ayda hep kazandım

“Adaya iki yıl önce geldim.  Adaya geldikten birkaç ay sonra, sadece eğlence amacıyla bir bahis ofisine adım attığımda, bunun benim için bu kadar içinden çıkılamaz bir sıkıntı yumağı haline geleceği aklımın ucundan bile geçmemişti.

Burada bahis ofisine ilk gidişim bir arkadaşımın vasıtasıyla oldu. Futbol bahisleri ile başladım. Buradaki bahis oranlarının Türkiye’dekinden fazla olması, işi benim için çok cazip hale getiriyordu. İlk bir ay boyunca kazanan taraf ben oldum. Cebimdeki 50 lira gibi küçük paralarla 500 lira gibi yüklü meblağlar kazandım. Günlük harcamam da küçümsenmeyecek kadar çoktu ve cebinde para olunca insan daha farklı şeyler keşfetmek istiyor. Bu da beni yeni arayışlara itti. Arayışlarım beni bir gece kendimi kumarhane kapısında bulmaya kadar götürdü. Yaşımın 21 olmasına ve kumarhanelerdeki yaş sınırının 25 olmasına karşın, hiçbir engelle karşılaşmadım. Onu bırakın, öğrenci olarak girmemin yasak olduğu bir yere rahatlıkla girip hiçbir kimlik sorgulamasına maruz kalmadan oyun oynayabiliyordum.

Bir ay böyle geçti. Cebimde çok büyük paralarla gün içinde çok yüksek harcamalar yapabiliyordum. Bahis ofislerinde kazandığım bu kolay parayı bankoda çalışan görevlilerden alırken, “Bu kadar kolay para veriyorsanız ben buradan çıkmam’’ diyordum. Bankodaki görevli yüzüme bakıp gülümseyip, “Kapımız her zaman size açık’’ derken neyi ima etmeye çalışıyordu bunu şu an anlayabiliyorum.

Şikeli maç tüyoları satın alıyordumbahis ofisi2

Bir ayın sonunda tekrar futbol üzerine bahis oynamaya başladım ancak bu sefer işler eskisi gibi değildi artık ve ben bunu anladığımda bazı şeyler için çok geç olacaktı. Artık kazanan ben değil bahis ofisleri oluyordu ve bu kötü gidişatı lehime çevirmek için bir arayış içine girmiştim. Arayışlarım sonucunda İngiltere’de yaşayan ve internet üzerinden 100 TL karşılığında şikeli maç satan bir adamla tanıştım. Aldığımız şikeli maç tüyoları ile yine kazanmaya başladım. Bu üç maç kadar sürdü. Sonrasında gelen tüyoların hiçbiri tutmuyordu ve ben tutmayan her bir tüyo için bu şahsa 100 TL para ödüyordum. Bu kişiye bugüne kadar 1.500 dolar para ödedim. Bu bahis sevdası benim için daha da içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamıştı. Kaybetmenin yanı sıra bir de tüyo için para ödüyordum, hem de tutmayan tüyolara. Artık çok büyük kazanmıyor, çok büyük paralar kaybediyordum. Kaybettiğim ilk büyük para tutarı 1.200 TL idi.

Tekrar şansımı kumarhanede denemeye karar verdim ve cebindeki son parayla kumarhaneye gittim. Ancak orada da işler eskisi gibi değildi. Kumarhaneden çıktığımda artık sıfırı görmüş, dibe vurmuştum.

Kıbrıslı bir arkadaşım sayesinde köpek yarışı diye tabir edilen yarışlarla tanıştım. Kaybettiğim paraları bu oyunla geri kazanma niyetindeydim. Bunun için de ailemin bana harçlık olarak gönderdiği parayı kullanmaya başladım. İlk zamanlar köpek yarışından ufak tefek paralar kazanıyordum ve bu olay çok kısa sürede gerçekleşiyordu.

Ancak bu da fazla uzun sürmedi. O oyunda da kaybetmeye başlamıştım ve her kaybettiğimde daha da hırs yapıp, daha çok para yatırıyor; hem bir önceki oyunda kaybettiğim parayı çıkarmak hem de kâra geçmek içgüdüsüyle daha çok oynuyor ve daha çok kaybediyordum. Neyse ki araya bayram tatili girdi ve bir süre bahis ofislerinden uzak kaldım. Türkiye’de bulunduğum sürede iddia oynuyorum ancak oradaki kaybım buradakinin yüzde bir oranında bile değil. En fazla 10 liradır. Futbolu sevdiğim için, öyle zevkine yapılmış küçük bahisler…

Büyük oyun, büyük kazanç, büyük kayıp

Bayram tatili dönüşü cebimde yaklaşık 2.500 lira para ve ayrıca kredi kartım vardı. Bahis ofisinde kaybettiğim parayı çıkarmak için tüm paramla yine futbol oynamaya karar verdim. İnternet üzerindeki şahıstan yine tüyo alıp futbol oyununa yatırdım tüm paramı ve kazandım! 6 bin lira! Düşünebiliyor musunuz? Cebimdeki 2.500 lira birkaç saat içinde 6 bin lira olmuştu. Neden ikiye katlamayım diye düşündüm ve bunun en kısa yolu köpek yarışıydı. Bu sefer tüm paramla köpek yarışı oynadım. Değil ikiye katlamak, kendi param olan 2.500 lira da artık yoktu. İşin kötü tarafı bu 2.500 lira ailemin bana yurt için verdiği paraydı. Ben de Türkiye’deki bir arkadaşımdan yurt paramın peşinatını temin ettim. Daha sonrasında yine ailemin üniversite harcı olarak gönderdiği paranın bir kısmıyla yurt paramın tamamını yatırdım. Geri kalan para ile yine zararımı çıkartmak için köpek yarışı oynadım. Tabii ki o parayı da kaybettim. İşin ucu aileme zarar vermeye kadar uzanmaya başlamıştı artık.

Aileme yalan söylüyorum

Ailem okul paramı da, yurt paramı da peşin peşin yattı diye biliyor. Benim şu anda okula borcum var ve ben her seferinde aileme yalan söyleyerek fazla para istemek durumunda kalıyorum. Örneğin ders için fotoğraf makinesi lazım deyip 2.500 lira para istedim ama o parayı okul taksitimi tamamlamakta kullanacağım. Bir tek bu değil. Birçok sefer kitap parası isteyip o paraları da bahis ofisinde kaybettim. Ve sosyal hayat diye bir şey kalmadı. Tek sosyal hayatım bahis ofisleri, arkadaşlarım da buralarda çalışan insanlar oldu. Okulumu da olumsuz yönde etkiliyor. Tüm paramı oralarda kaybettikten sonra, cebinde hiç param olmayınca okula gelmek istemiyorum. Çünkü, diyelim bir arkadaşım dersten sonra bir yere gidip oturalım dedi, cebimde param yokken bunu yapamam. O sebepten bazı zamanlar okula gelmeyip derslere girmiyorum.

Üç gün ekmeğe margarin sürüp yedim

Ve yine bu sebepten dolayı çoğu zaman maddi zorluk çekiyorum. Hiç unutmam tüm cebimdeki parayı bahiste kaybedip 3 gün boyunca ekmeğe margarin sürüp yedim. Kebapçının önünden geçiyorum ama kendi kendime diyordum ki ‘boş ver odama gider, bir şeyler hazırlar yerim, paramı idare ederim’. İki dükkân sonra bahis ofisine girip hepsini orada bırakıyorum. Bu iş kendime engel olamadığım bir hal aldı bende. Her seferinde ‘gitmeyeceğim’ diyorum ve üç bahis ofisini pas geçip dördüncüde kendimi içeride buluyorum. Tüm paramı verip kendimi odama kapatıyorum.

Bu yerlerin kapatılamayacağını biliyorum ama en azından şehir dışına taşınabilir. Gözden uzak, ulaşımı kolay olmayacak yerlere… En son yine 700 lira kaybettim. Şu an cebimde 50 lira param var ve yine aileme yalan söyleyip herhangi bir şey için para isteyeceğim. Ailem bunları hak etmiyor. Bu durumda olduğumu bilseler beni okuldan alırlar, eğitim hayatım biter. Ne olur yetkililer sesimizi duysun ve bu konuda yapılması gerekenleri yapsın, çünkü bu yerlerde bahisin yanı sıra poker ve rulet de oynatılmaya başlandı. İş artık tam bir batakhaneye dönüşmeye başladı; zevk ve eğlenceden çok hayatları karartmaya, öğrencilerin kendi geleceği üzerine bahis oynamaya döndü.”

 

0 907
Haber ve Fotoğraf: Mustafa Baflı

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğuş sürecini anlattığı “İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti” kitabının ardından,  Kıbrıs’ta 1960-63 döneminde yaşanan olayları yansıttığı “İstenmeyen Bebeğin Ölümü” adlı kitabı, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta eş zamanlı olarak okuyucuyla buluşan Dr. Nikolaos Stelya ile kitapları, Kıbrıs’taki mevcut durumu ve barışın geleceğini konuştuk.

Tel örgülerin, asker postallarının, kimlik kontrollerinin olmadığı, adanın her yanında özgürce Rumca ve Türkçe’nin işitildiği, kaynayan bir coğrafya da huzurlu bir liman teşkil eden bir Kıbrıs tahayyülüm var. 

Yunanistan’da yayımlanan Kathimerini gazetesinin Kıbrıs Türk ve Türkiye masası editörlüğünü yürüten araştırmacı yazar ve Türkolog Stelya, internet üzerinden gerçekleştirdiğimiz röportajda, Kıbrıs’ta tüm etnik, dini, cinsel ve siyasi kimliklerin özgürce ifade edildiği federal bir çözümün mümkün olduğu belirtti.

Nikolaos Stelya'nın son kitabı "İstenmeyen Bebeğin Ölümü"
Nikolaos Stelya’nın son kitabı “İstenmeyen Bebeğin Ölümü”

İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti ve İstenmeyen Bebeğin Ölümü nasıl ortaya çıktı? 

İki kitabın öyküsü 2012 yılına dayanıyor. 2-3 yıl önce Lefkoşa Üniversitesi ile ortak bir çalışma geliştirdik. “Kıbrıs Türk toplumu ‘düşman’ EOKA’ya nasıl yaklaştı?” sorusunu sorarak yola çıktık. Bu soru ışığında, Güney’de Kamu Enformasyon Dairesi’nde yer alan zengin gazete arşivinden faydalandık. 2013 yılında bu arşiv çalışmasının ilk meyvesini İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yayınlayarak elde ettik. Bir yıl sonra, bu çalışmayı “İstenmeyen Bebeğin Ölümü” takip etti. İki kitap da Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’taki okuyucularla eş zamanlı olarak buluştu.

Kitaplarda Rum basınına göre Kıbrıslı Türk basınından daha fazla yararlandınız. Bunun bir nedeni var mı?

Yukarıda belirttiğim üzere arşiv çalışmam Kıbrıs Türk basınına odaklanmış durumda. Özellikle milliyetçi liderliğinin perspektifini yansıtan gazetelere dikkatimi odaklandırmış durumdayım. İlerleyen dönemde Rum basınını da taramayı hedeflemekteyim.

1963 sonrasında yaşananları anlatan bir kitap yazmayı
düşünüyor musunuz ?

1963-74 dönemi büyük ihtimalle yeni çalışmamın odağında olacak. İlerleyen aylarda bu projeye odaklanmayı hedefliyorum.

Sizin gözünüzle bize barışı anlatır mısınız ?

Tel örgülerin, asker postallarının, kimlik kontrollerinin olmadığı, adanın her yanında özgürce Rumca ve Türkçe’nin işitildiği, kaynayan bir coğrafya da huzurlu bir liman teşkil eden bir Kıbrıs tahayyülüm var. Kıstasları doğru tayin edilmiş ve ilgili taraflarca kabul görmüş olan bir federal çözüm bu projeyi hayata geçirtebilir. Böylesi yeni, modern bir siyasi yapıda tüm etnik, dini, cinsel ve siyasi kimlikler kendilerini özgürce ifade etme olanağı bulacaktır.

Şu an Kıbrıs’ta bulunan bu düzen sizce sürdürülebilir mi? 

Kıbrıs’ın her iki yakasında da siyasi ve toplumsal yapılar büyük bir krizin içerisine sürüklenmiş durumda. Yeni çöküş devrinin faturasını genç nesiller ödemekte. Betonlaşmış, kemikleşmiş etnik-ırkçı kinler ve varolan sınıfsal-sosyoekonomik ağlar statükoyu ayakta tutup bu sorununun üzerine gidilmesini şimdilik engelliyorlar. Ancak bu durumun daha fazla sürdürülemeyeceği her geçen gün daha çok insanca kanıksanmakta.

Mevcut düzende gelecekte Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum gençlerini neler beklemektedir?

Bugünkü kıstaslar ışığında bizleri parlak bir geleceğin beklemediği ortada. Alışveriş merkezlerine, eğlence kültürüne, varolan siyasi yapılara, milliyetçi hegemonyaya bağlı kalmaya devam ettiğimiz sürece Kıbrıslı Türk ve Rum gençler yabancılaşmaya devam edecekler. Şu an Taksim zihinlerimize kazınmakta. Bu heyulayı ve Güney’de hâkim olan Türk karşıtı algıyı -ölü toprağını- üstümüzden bir an evvel atmazsak bizleri karanlık bir gelecek bekliyor olacak.

Bağımsız bir Kıbrıs mümkün müdür ?  

Hızlı adımlarla yakın gelecekte adanın bağımsızlığını elde etmemiz olanaksız. Bölgesel konjektür buna elvermiyor. Buna karşın bu hedefe doğru atılacak adımlar var. Kıbrıs’ın varolan koşullarda bebek adımları ile ilkin kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenmesi lazım. Tam bağımsızlık ise zamana ve isteme bağlı.

Son olarak Kathimerini gazetesinden bahseder misiniz?

Kathimerini, Yunanistan’ın ve Balkanların en eski gazetelerinden bir tanesi. Asırlık bir çınar. Bugün Yunanistan’da merkez sağ-liberal çizgide yayın hayatını sürdüyor. 2009 yılında haftalık ve günlük internet baskısı ile Kıbrıs’ta da okuyucularıyla buluşuyor. Bugün Kathimerini Politis ile birlikte Güney’de federal çözümü destekleyen iki gazeteden bir tanesi. Ayrıca, 2009 yılından beri Kıbrıs Türk – Türkiye masası kurmuş olan tek Kıbrıslı gazete.

Haber ve fotoğraflar: Eser Karataş, Kamil Yelim

13 Mayıs 2014… Türkiye’nin Manisa ilinin Soma ilçesinde Soma Holding’e ait Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen bir kömür madeninde çıkan yangın sonucu 301 madenci hayatını kaybetti. Soma faciası, Türkiye tarihinin en çok can kaybı olan madencilik kazasıydı.

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Soma’da yaşanan maden faciasının adından yaşananlara tepkisiz kalmayıp bir dizi yardım ve ziyaret girişiminde bulundu. Üniversitenin Bahar Şenlikleri iptal edildi ve Soma’ya para yardımı kampanyası başlatıldı. DAÜ çalışanlarını ve öğrencilerini kapsayan bu bağış kampanyasına katılımda bulunmak için öğrencilerin öğrenci portalına girince karşılarına çıkan “Soma Yardım Kampanyası’na katılmak için buraya tıklayınız” yazısına tıklayıp bir sonraki açılan pencereden ise yapmak istedikleri yardımın tutarını girmeleri yeterliydi. Öğrencilerin yaptıkları yardım bir sonraki dönem okul ücretine dahil edildi. Yine aynı şekilde DAÜ çalışanları da kendilerine ait portaldan yardım kampanyasına katılabildiler. Çalışanların bağışladıkları paralar, bir sonraki ay maaşlarından kesinti yapıldı.

DAÜ Rektörü Prof Dr. Abdullah Y. Öztoprak da Manisa Valisi Abdurrahman Savaş, Soma Kaymakamı Mehmet Bahattin Atçı ve Soma Belediye Başkanı Hasan Ergene’ye birer mektup göndererek, Soma’daki maden faciasında hayatını kaybeden madencilerin çocuklarının DAÜ’ de ücretsiz üniversite eğitimlerini alabileceklerini ve üniversitenin kendi yurtlarında ücretsiz barınabileceklerini bildirdi. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin yaşanan bu elim olaydan dolayı çok üzgün olduğunu ifade eden Öztoprak, ölenlere rahmet, geride kalanlara baş sağlığı diledi.

Facianın ardından, DAÜ Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Ülker Vancı Osam, DAÜ Öğrenci Konseyi Başkanı İbrahim Öztürk ve KKTC Öğrenci Konseyi Başkanı Ekrem Soyşen’den oluşan bir heyet, Soma’yı ziyaret etti.

Prof. Dr. Ülker Vancı Osam, Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan acıya bizzat tanık olduklarını ifade ederek, faciada hayatını kaybedenlerin ailelerinin yaralarını bir nebzede olsa sarmayı umut ettiklerini söyledi. Yardım kampanyasının bitiminde Soma’ya bir ziyaret daha düzenleyebileceklerini belirten Prof.Dr.Osam, yerel yöneticilerle sürekli irtibat halinde olduklarını ve bağışların doğru kişilere ulaşması konusunda takipçi olacaklarını sözlerine ekledi. Osam, Somalı yerel yöneticilerle irtibata geçilip DAÜ’nün yardım kampanyasında toplanan paraların, ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlanacağını belirtti.

Soma’daki ailelerin acılarına ortak olduklarını söyleyen DAÜ Öğrenci Konseyi Başkanı İbrahim Öztürk de, üniversite gençliği olarak ellerinden gelen desteği sonuna kadar vereceklerini kaydetti.

KKTC Öğrenci Konseyi Başkanı Ekrem Soyşen ise Soma ziyaretlerinin son derece anlamlı olduğunu söyleyerek, Manisa’da ilgililere, DAÜ’nün uygulayacağı burs politikası ve yardım kampanyası hakkında bilgi verdiklerini ifade etti. Ardından Soma’ya geçerek oradaki ailelerin son durumu hakkında bilgi aldıklarını belirten Soyşen, yapılan yardımların bir nebze de olsa ailelerin derdine deva olacağını söyledi.

 “Kapitalizm öldürmeye devam ediyor”soma2

Maden faciasıyla ilgili Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencileri, Öğrenci Mücadele Dayanışması ve Öğrenci İnsiyatifi’nin çağrısı ile bir yürüyüş düzenleyerek olayda ihmali olanları protesto etti. Grubun yaptığı açıklama şu şekilde:”Kapitalizm öldürmeye devam ediyor!  Dün gece Soma’daki maden ocağında meydana gelen patlama sonucu 200’ü aşkın işçi hayatını kaybetti. Güvenlik sebebi ile 2007’de kapatılan ve 2009’da özelleştirilip Soma Holding’e ihale ile satılan maden ocağı, dün işçi katliamının yaşandığı yer haline geldi. Türkiye’de yıllarca devlet eliyle üretimin yapıldığı bu alanlar AKP eliyle özel sektöre peşkeş çekilip taşeron sistemi ile güvencesiz çalışma sahaları haline dönüştü.
Kapitalizm için kâr her şey demektir. Zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan işçilerin, emek güçleri ile bu kârı sağlayanların bu sistemde yaşam hakları dahi hiçbir değeri yok. Devlet-patron işbirliği ile sırf üretim maliyetlerini düşürmek ve daha çok kâr sağlamak için güvenlik tedbirlerinin alınmaması ve bunun sonucu 200’ü aşkın işçinin ölmesi sistemin katliamcı yüzünü bizlere bir kez daha göstermiştir. Kanla beslenen bu sistemin sanki kadermiş gibi gösterenler bu ölümlerin hayatın normal akışı içinde gerçekleştiğini söyleyenler, işçilerin emek güçleri ile ceplerine para dolduranlardır.  Bu sermaye düzenine karşı gelebilecek güç hayatı yaratan işçi sınıfı olacaktır! Bizler de DAÜ Öğrenci İnsiyatifi ve Öğrenci Mücadele Dayanışması olarak işçi sınıfının ve emeğin yanında olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz ve Soma’da hayatını kaybeden işçilerin ailelerine baş sağlığı diliyoruz”