Tags Posts tagged with "ümit inatçı"

ümit inatçı

0 487

Antik Mağusa Vakfı tarafından bu yıl birincisi düzenlenen “Mağusa suriçi” resim yarışmasının sonuçları açıklandı. DAÜ İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Ümit İnatçı, Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Başkanı Doç. Dr. Senih Çavuşoğlu ve Antik Mağusa Vakfı Başkanı Resmiye Canaltay’dan oluşan jüri, yarışmaya katılan eserleri inceleyerek 8 eseri ödüle layık gördü.

resim_yarismasi_web2“Mağusa’nın en renkli yarışması seni çağırıyor” sloganı ile Telsim sponsorluğuyla düzenlenen yarışma için 22 Aralık 2015 tarihine kadar başvuru kabul edildi. Mağusa’daki tüm ortaokul ve lise öğrencilerine açık olan yarışmada mimarisi ve tarihi ile Kıbrıs’ın en renkli liman kentlerinden biri olan Mağusa öğrenciler tarafından resmedildi.

Resmiye Canaltay’dan aldığımız bilgiye göre resim yarışması Mağusa’daki ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik düzenlendi. Yarışmanın amacının Mağusa’ya karşı aidiyet duygusunun geliştirilmesi ve tarihi dokunun sevdirilmesi olduğunu belirten Canaltay, bu yıldan itibaren yarışmanın gelenekselleşeceğini ifade etti.

resim_yarismasi_web3Yarışmaya katılan eserler ortaokul ve lise olmak üzere 2 kategoride ödüllendirildi. Ayrıca lise kategorisinde DAÜ İletişim Fakültesi özel ödülü ve mansiyon ödülü alan esereler de belirlendi. Ödüle layık görülen eser sahipleri ödüllerini önümüzdeki günlerde Buğday Camii’nde düzenlenecek olan törenle alacaklar.

0 560

Oldukça göreli bir kavram sayılsa da, insan evladının kendini bildi bileli evire çevire kendine ölçü saydığı bir kavramdır “güzel”. Her dönemin güzeli, her dönemin güzellik algısı yaşamdan beklediklerimizle ilgili şekil alıyor ve bu şekilci yaklaşım yücelik duygularımızı da besleyerek gündelik yaşamdaki davranışlarımıza yansıyor. Sonra bu güzeli kendimize yakıştırmaya ve bu güzellik anlayışı üzerinden de bir ben algısı yaratmaya çalışıyoruz. Ama bir de bakıyoruz ki o “güzel” diye içinde kendinize yer etmeye çalıştığınız şekil kendinizi inkar etmeye kadar varan bir yabancılaşmanın nedenine dönüşüyor.

Genelde modern düşünce ve gelenekçi  düşünce arasında net ayrılıkların olduğunu gördük yirminci yüzyıldan bu yana. Şimdilerde öyle görünüyor ki kültürel nostaljiyle beslenen bir güzellik eğilimi söz konusudur. Eski, kategorik olarak dışlanmıyor, hatta söz hakkına sahip bir estetik öğe olarak da çağdaş olanın yanında yer alabiliyor. Bunun daha fazla bellekle ilgili bir davranış olduğunu söylesek de beğeni dayanaklarının özünde yatan şeyin doğaya ve doğallığa dönüş olduğunu da söyleyebiliriz.

Kusursuzluğun yerini ham görünümler, yapay malzemenin de yerini organik malzemeler alıyor. Bu doğaya ve doğallığa dönüş hamlesi insanın kendi özüne doğru evirilmesini de içerir. Güzel olan artık doğal olandır da. Peki bu sadece bir beğeni dürtüsüyle ortaya çıkan bir eğilim mi? Hayır değil! İnsan farkına varıyor ki ne kadar doğadan uzaklaşırsak o kadar kendi özümüzden uzaklaşıyoruz…

Güzel artık bir yücelik duygusunun değil, olağan olan, doğal olanın hissiyatıyla karşılaştırılabilen bir kavramdır. Güzel, yapay abartılardan arınmış, zoraki bir görünüm, zoraki bir şeklin nesnesi değil artık. Peki belirgin bir genelleme yapabilir miyiz? Zor. Bunun farkında olup, genel geçer değerlerden arınarak kendine özerk bir konum edinebilen bireylerdir bu eğilimde olanlar. İşte bu yüzdendir ki hala çelişkiler içinde yaşamaya devam edecektir insan evladı.

Bunları neden yazma ihtiyacı duydum? Bir üniversite ortamında yaşıyoruz. Akademik olsun gündelik yaşam olsun, güzel olan ve çirkin olan arasında, hatta iyi olan kötü olan arasında daha da ileriye gidersek doğru olan ve yanlış olan arasında –her ne kadar göreli olsa da– ayrım yapabilecek bilgi seviyesine sahip olduğumuzu düşünürsek verimli bir farkındalık ortamında yaşadığımızı düşünebiliriz. Bu gerçekten böyle mi? Hiç de öyle değil. Yaşadığımız çevreden kullandığımız eşyalara kadar insan ve nesne arasında oldukça kaba saba bir ilişki var. Kılık kıyafetten, çevrenin ve içinde yaşadığımız mekanların kullanımına kadar dar anlamda bir Vandalizm ortamından bahsedebiliriz.

Çevremizin yıkık dökük halleri, bakımsız alanlar ve trajik bir terk edilmişlik hali… Varlığımıza anlam verme çabalarımızda eksik olan nedir acaba? Üniversitelinin kendine soracağı soruların başında gelen bir anomali… Güzeli aramaya başlasak mı?

0 576

Şunu iyice bellemek gerekir ki, yüksek öğrenim ortamında akademik programın dışında olan, alana yönelik her türlü aktivite en az ders programı kadar değerlidir. Bir öğrenci olarak edinilen bilginin gündelik yaşamdaki ilgi alanına yönelik davranışlarımıza biçim vermesini istiyorsak ders ortamının dışında olan söyleşi, seminer, panel ve atölye çalışması gibi etkinliklerde yer almamız gerekir.

Üniversitemiz gerek tanıtım birimiyle gerekse kulüpler üzerinden bu tür etkinliklerin gerçekleşmesine olanak sağlayan desteği esirgemiyor. Bu desteği iyi kullanmak ve yerinde taleplerde bulunmak elbette ki öğrencinin sorumlulukları arasındadır. Öğretim kadrosunun önerileri ve desteği öğrencinin isteme iradesine yanıt veren bir nitelikte olması gerekir.

İstemek öğrenmenin yarı yoludur. İsteme iradedir, duyarlıktır… Yaklaşma, karşılaşma ve aşma hallerini besleyen zihinsel bir iştahtır. Öğrencinin böyle bir iştahtan yoksun olması öğrenme yetilerinin körelmesine neden olduğundan gördüğü yüksek öğrenimin de anlamı kalmaz.

Sadece bakmak yetmez, bakmasını bilmek de gerekir; bu bir algı yordamıdır ve öğrenilir. Yargı dayanaklarını inşa etmeden fikir sahibi olmak fikrin oluşum süreçlerine yabancı olmanın göstergesidir. Bir üniversite ortamında böyle bir boşta bulunma işin tabiatına aykırıdır. Üniversiteler meslek aydını yetiştirmek için değil evrensel değerlere sahip entelektüeller yetiştirmek için kuruldular. Alan bilgisi ve uzmanlıklar sadece aklın bilime yönelik odaklandığı işlevsel birer zeminden ibarettirler. Ne bilim ne de sanat felsefeden yoksun inşa edilemez, öğrenilemez. Deney ve bilgi, kuram ve pratik bilimin ayrılamaz ikilileri olarak öğrenim ortamlarının vazgeçilmez dayanaklarıdırlar.

Öğrenmek okumaktır, tartışmaktır, gözlemlemektir, bilgiyi sınamak ve kılgıya dönüştürmektir ama her şeyden önemlisi öğrenmek, kendini özerk bir kimlik olarak yeniden inşa edebilmektir. Yüksek öğrenim, bireyoluş sürecinin bilgiyle beslendiği bir süreci içerir. Bilginin sadece kültürel ya da sosyolojik bir rolü yoktur; aynı zamanda toplumsal olarak da ekonomik kalkınmanın ivmesine hız katacak bir katma değeri vardır.

Öğrenmek öğrencinin işidir. İş emektir, sevgidir, özveridir, özsaygıdır… bilmek mutluluktur diyordu Aristo… Öğrenmemek ve bilmemekse acınası bir yetim kalmışlık olsa gerek.

1 1283

Kıbrıslı Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği Kapalı Maraş’ın kullanıma açık bölümü olan Palm Beach sahilinde “Savaş ve Göç” adlı bir bildiri sunarak eylem yaptılar. Pasifist eylem bugün gerçekleştirildi.

Ortadoğu’da yaşanan savaş ve göç trajedisine dikkat çekmek ve Kapalı Maraş’ın açılmasıyla ilgili toplumsal beklentileri karşılaması gereken siyasi iradeye hatırlatma yapmak için eylem yapan birlik üyesi sanatçı, yazar ve şairler bu eylemle barışsever kitlelerle buluştular.

savas_ve_gocKıbrıslı Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği üyesi sanatçı, yazar ve şairlerin yanı sıra diğer sivil toplum örgütü üyeleri ve konuya duyarlı olan yurttaşların bir araya geldiği eylemde bildiri metni okunduktan sonra elbiselerle denize girilerek göç yollarında denizde boğularak ölenler de anılmış oldu.

Birliğin başkanı Doç. Dr. Ümit İnatçı DAÜ Gündem’e yaptığı açıklamada yaptıkları eylemi vicdani bir ses yükselmesi olarak tanımladı.

Eylemde okunan bildirinin tam metni şöyle:
Uzatmalı çözümsüzlük, bir tetik mesafesinde duran ateşkes hali, bölünmüşlüğü besleyen nefret söylemi, sürekli tazelenen ağıt ve acı, epeyce yordu bizi. Kıbrıs’ın kaderi gibi görünen bu zorunlu cefa yaşamımızı kuşatma altında tutarken, Ortadoğu’nun tüm insani değerlerden yoksun olarak onulmaz bir vahşet ortamında yanıp tutuştuğunu görmek ve çaresizce bakakalmak her vicdanı olan insanı yaraladığı gibi bizleri de yaralıyor.

Sanatçı ve Yazarlar Birliği olarak entelektüel ortamda kendimize düşeni yapmakla birlikte belki siyasi erkin vurdumduymazlığına bir nebze dikkat çekeriz diye böyle bir eylemi yapma ihtiyacı hissettik.

Savaşın getirdiği ölüm ve yas, yıkım ve göç elbette ki sadece vicdani bir mesele değil aynı zamanda bir medeniyet meselesidir de. Radikal din, ırkçılık ve toprak milliyetçiliğinin adanmış insancıklarının ne tür bir emperyalist güdünün tutsağı olduklarını biliyoruz. Yitip giden masum canlar, dağılan aileler, göç yollarında hayatı tanımadan ölen çocuklar… tüm bunlar kader değil jeopolitik bir tasarımın ön görülen yol kazasıdır.

Savaşlardan ve göçlerden nasibini almış bir ülkenin insanları olarak, Türkiye dahil, Ortadoğu’da olagelen ve artık Avrupa’nın da sınırlarını zorlayan bu insan dramının yeni bir hümanizm anlayışıyla sonlanmasını diliyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma hukuk yöntemleriyle 21’nci yüzyılın şu karmaşık hallerine çare aramak artık anakronik bir davranıştan öteye gidemiyor.

Kendi hallerimize bakacak olursak, şu dip dibe  yaşamak durumunda kaldığımız sözüm ona ‘‘Kapalı Maraş’’ın hala bir rehine kent olarak orada durması bir insanlık ayıbıdır. Ortadoğu’nun trajedisine dikkat çekerken bir savaş tutsağı olarak yaşamdan alıkonulan Maraş’ın tekrar hayata dönmesi ve kendi insanını kucaklamasının önünde engel kalmamasını diliyoruz. Siyasi taktiklere kurban edilen Maraş hiçbir koşul öne sürülmeden hayata döndürülmelidir. Bunu yapacak olan da kentin öz sakinleridir… yeni bir dünya için ve yeni bir Kıbrıs için: Koşulsuz barış! Koşulsuz barış! Koşulsuz barış!

Kıbrıslı Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği

1 942

Basılı basın, sosyal medya ya da internet ortamındaki basın olsun, haber salvolarının arasından ufak sıyrıklarla kurtulmak çok güç artık. Aklı olan ciddi yara alır; çünkü yaralanmak da akıl işidir. İnsanlar yeryüzünde değil de boşlukta salınan bir uzay mekiğinde yaşıyorlar sanki. Saçmalık ve gerçekliğin bu kadar iç içe girmesi ve ‘‘doğru’’nun görece değerler üzerinden yüceltilmesi yanılsamaların hayatımızda çok fazla yer tutmasına neden oluyor. İşte, birkaç aydır deneme süreci olarak internet ortamında yayında olan  Gündem gazetesinin yeni yayın dönemine başlarken aklıma gelen bunlar…

DAÜ İletişim Fakültesi öğrencilerinin bir öğrenim ve deneyim aracı olarak kullandığı Gündem gazetesinin özellikle bir internet yayıncılığı olarak yayın hayatına devam ederken esas hedeflerinin ne olduğunu da bellemesi lazım. Doğu Akdeniz Üniversitesi ve Mağusa’daki kentsel yaşamın kesiştiği yerde üzerimize düşen neyse yapmamız gerektiğini biliyoruz. Kültürel miras, çevre sorunları, kültürel ve sanatsal etkinlikler, üniversitenin kendi etkinlikleri vb. yayıncılık niteliğimizin kapsama alanında olacak. Haber bilinci ve sosyal duyarlık birbirinden ayrı durmayacak şekilde mesleki ve insani ölçüleri kaçırmadan gazetecilik yapmak görevimiz olacak.

Gündem hem kentin hem de üniversitemizin sesi, gözü, kulağı olacak. Sansasyonel haber girişimciliği yerine bilinçlendirmeye yönelik kullanılacak olan dil, ne küçümseyici ne de abartıcı olacak. Güzergahımız belli, hedeflerimiz belli… Yersiz iyimserlikler ya da yersiz kötümserlikler hiçbir şekilde aldatıcı bir dilin enstrümanına dönüşmeyecek… neyse o… Taraftar olacağımız insani değerlere sımsıkı sarılarak, neyi ne kadar savunacağımızı ve neyi ne kadar yereceğimizi de bilerek öğrenim ve uygulamanın sınırları içinde Gündem’i yaşatmaya devam edeceğiz.

Ümit İnatçı
Genel Yayın Yönetmeni

0 988
Fotoğraflar: Engin Aluç

DAÜ Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Sergi Platformu’nda, 24 Haziran 2015 Çarşamba günü, saat 11:00’de, “YÜZLEŞME” adlı özel sergide İran, Ürdün, Filistin, Kamerun, Kıbrıs, Türkiye, Kazakistan ve Nijerya’lı 20’den fazla öğrencinin çalışmaları izleyici ile buluştu. Sergi akademik işlerden sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Sözen, DAÜ İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Ümit İnatçı, DAÜ İletişim Fakültesi Dekan  Yardımcısı Doç. Dr. Agah Gümüş, Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Başkanı Doç. Dr. Senih Çavuşoğlu, öğretim üyeleri ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleşti.

yuzlesme_one_cikanDoğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi, Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nün farklı ülkelerden yüksek lisans öğrencileri, Kıbrıs’ta yüzleşme konusunu görsel iletişim tasarımı perspektifiyle bir proje olarak ele aldı.

Walter Benjamin’in “Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan sıkıntıların, savaşların nedeni olarak, modern dünyanın içine düştüğü krizi ve bu krizin temel nedeni olarak da hikaye anlatıcılığının yok olmasını gösterir”. sözünden yola çıkarak, Kıbrıs’ta yitirilen ortak yaşam deneyimini yeniden kurabilmenin yolu olarak yüzleşme, yüzleşebilmenin en önemli faktörü olarak da hafızanın harekete geçirilmesi gereği varsayımıyla yola çıkılan projede görsel hikaye anlatımları hareketli posterlere dönüştürüldü.

Ürünler ortaya konulurken son yarım yüzyılda Kıbrıs’ta yaşanan acılar üzerine düşünmek, anlamaya çalışmak, yaşayanların/yaşananların hikayelerine ulaşmak ve hafızaya yerleştirmek ilk iş olarak ele alındı. Bu bağlamda acıların izini bulmak için uzun yıllardır emek harcayan gazeteci Sevgül Uludağ’ın deneyimlerinden yaralanarak, öğrencilere gerek Kıbrıs’lı Türk gerekse Kıbrıs’lı Rum’ların yaşadığı felaketlerin anlatıldığı kapsamlı bir seminer düzenlendi.

Uzun soluklu bir çabanın ürünü olan hareketli posterler–tarihe ve tarihçilere başvurmadan– Benjamin’in de dediği gibi “Büyüsel bir şekilde bizi harekete geçiren hafıza” sayesinde tasarlanmıştır.

Fotoğraf Galerisi:

0 847
Haber: Bahadır Konuk, Fotoğraflar: Çağlayan Dursun

Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Şeref-Yüksek Şeref Töreni DAÜ İletişim Fakültesi Mor Salon’da 28 Mayıs günü gerçekleştirildi. Törende 121 öğrenci yüksek şeref, 141 öğrenci ise şeref belgesi aldı. Törenin açılış konuşmasını DAÜ İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Ümit İnatçı yaptı.

IMG_3584

Bilmek yetmez; önemli olan anlamaktır, hayatı anlamlandırmaktır.

Törenin
açılışında bir konuşma yapan İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Ümit İnatçı yüksek öğrenimin hayata başlangıç olarak gerekli olduğunu, fakat tatmin edici profesyonel bir yaşamı hedefleme açısından yetkin bir kapasiteyi temsil etmediğini ifade etti. Bilmenin yetmediğini; önemli olanın anlamak, hayatı anlamlandırmak olduğunu sözlerine ekleyen İnatçı, derslerinde üstün başarı gösteren öğrencileri tebrik ederek başarılarının devamını diledi.

Bölüm birincileri kendi bölümlerini temsil etti

IMG_3625Törende Radyo TV Sinema Türkçe bölümü öğrencilerini temsilen konuşan Ercan Güler ’’Geçmişini sağlam temellere oturtan,ayrıca geçmişinde başarılara imza atan, geleceğe ulaşan bireyler; geleceğin de önemli sahipleri olmaktadırlar. Bu sayede önümüzdeki döneme daha dinamik başlayacak ve gelecekteki hedeflerimiz için daha azimli ve kararlı olacağız. Ancak alacağımız bu yüksek şeref ve şeref belgeleri bizim emeklerimize biçilmiş birer kaftandır’’ şeklinde konuştu.

IMG_3648Halkla İlişkiler öğrencileri adına Mehmet Güven Gülgül “Değerli hocalarımız bizi çok zorladılar. Çıtayı her zaman yüksek tuttular, iyi ki de böyle davrandılar onların sayesinde kendimi geliştirme fırsatını yakaladım buradan mezun olduğumda iş hayatımda kendimi eksik hissetmeyeceğim, yoğun tempoya bir sıfır başlamayacağım. Bize bu fırsatı verdikleri için tüm hocalarıma teşekkürlerimi sunuyorum. DAÜ’lü olmak ayrıcalıktır’’ dedi.

Radyo TV ve Sinema İngilizce Bölümü öğrencilerini temsilen Bang Lisa Pam Tok, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık İngilizce Bölümü öğrencilierini temsilen Olufunmilola Elizabeth Soetan, Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı bölümünden ise Antoun Alhawawiniydi duygularını ifade ettiler.

IMG_3638

İletişim fakültesi öğrencisi olmak ayrıcalıktır arkadaşlar

Gazetecilik Bölümü adına Emine Bayır konuşmasında üniversite hayatında İletişim Fakültesi’ni seçmenin bu hayatta yaptığı en güzel ve en doğru se
çim olduğunu dile getirirken, İletişim Fakültesi’nin kendisini bulmasında çok yardımcı olduğunu da sözlerine ekledi. “Ben İletişim ailesinde olmaktan çok gurur duydum, İletişim Fakültesi öğrencisi olmak ayrıcalıktır arkadaşlar bunun kıymetini bilin lütfen” diyerek konuşmasını tamamladı.

Fotoğraf Galerisi