|
Metin Ersoy
Kuzey Kıbrıs’taki bu idare, bu
düzen, bu mekanizma bu ülkede olduğu sürece DAÜ
Kıbrıs’ta vardır ve olacaktır
28 yıllık bir geçmişe sahip olan
ve adanın en büyük üniversitesi olarak
gösterilen Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (DAÜ)
en uzun süre (10 yıl) rektörlük yapan Prof. Dr.
Özay Oral’ın görevinden ayrılmasından sonra
DAÜ’de dört farklı profesör rektörlük görevini
yürüttü ve yürütüyor.
Son beş yıl içerisinde beş
rektör değiştiren bu büyük kurumda geçtiğimiz
aylarda yine
bir rektör değişimi yaşandı. 1 Mart
2004 tarihinde DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu
(VYK) tarafından rektör olarak atanan ve 31
Kasım 2007 tarihinde görevini VYK ile karşılıklı
anlaşarak bırakan Prof. Dr. Halil Güven’den
sonra rektörlük bayrağını YÖDAK Başkanlığı’ndan
ayrılan Prof. Dr. Tahir Çelik devraldı.
Rektörlük bayrağını vekaleten
alan Prof. Dr. Tahir Çelik ile Gündem Gazetesi
olarak bir röportaj gerçekleştirdik.
Prof. Dr. Tahir Çelik, göreve
gelirken DAÜ’nün içinde bulunduğu sorunları ve
çözümlerini vurgulayan bir de mesaj yayınlayarak
işe başladı. Prof. Dr. Çelik, DAÜ’nün asıl
sorununun rektörlüğün sorunları çözecek bir
mekanizma olmaktan çıkarak zayıflaması olarak
görüyor. DAÜ yasası konusunda da açıklama yapan
Rektör Vekili Çelik, meclisteki yeni DAÜ
yasasını kimsenin sahiplenmediğini ve DAÜ
içerisinde genel eğilimin mevcut DAÜ yasasında
bir takım düzenlemelere gidilerek, sorunlara
çözüm bulmak yönünde olduğunu kaydetti.
DAÜ Rektör Vekili Prof. Dr.
Tahir Çelik ile yaptığımız röportajı aşağıda
okuyabilirsiniz.
YURT DIŞINDA GEÇEN BİR EĞİTİM
HAYATI
Soru: Öncelikle DAÜ’nün yeni
rektör vekili olarak Gündem Gazetesi adına
sizleri tebrik ediyorum. Biraz kendinizi tanıtır
mısınız?
Tahir Çelik: 1952 yılında
Kıbrıs’ta Kalavaç Köyü’nde doğdum. 1978 yılında
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden İnşaat
Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum ve aynı yıl
Proje Mühendisi olarak devlette çalışmaya
başladım. 1981 yılında o dönemki ismi ile Yüksek
Teknoloji Enstitüsü’ne girdim. İnşaat
Mühendisliği Bölümü’nün atölye ve laboratuar
sorumlusu olarak girdim. Bu kadro akademik değil
teknik bir kadroydu. Fakat girdiğim günden
itibaren akademik olarak da görev yapmaya
başlamıştım. Derslere giriyordum.
Bir süre sonra 84 yılında
master yapmak için İngiltere’ye gittim, British
Council Bursu ile. 85 yılında bir sene sonra
döndüm. Dönerken part-time doktoraya kayıt
yapmıştım. Masteri Loughborough University of
Technology’de yaptım. Bir, bir buçuk sene kadar
Kıbrıs’ta part-time olarak doktoraya devam
ettikten sonra 87’nin Şubatı’nda full time olmak
üzere tekrar British Council bursu ile
İngiltere’ye gidip 89’da tezimi vererek geri
döndüm. DAÜ’de, o zamanki ismi DAÜ olmuştu
artık, İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden öğretim
görevlisi olarak başladım. 92 yılında Bölüm
Başkan Yardımcısı oldum. 94’te Bölüm Başkanı
oldum İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde. Bu arada
93’te doçent oldum. 94’ün Eylül’ünden itibaren
Teknik İşlerden Sorumlu Rektör Danışmanlığı’na
atandım. Bir sene o görevde bulundum. 95’te
Teknik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcısı olarak
atandım ve 2000 yılına kadar bu göreve devam
ettim.
1999 yılında profesör oldum.
2000 yılında Haziran’dan itibaren bir yıllığına
Şikargo’da Illinois Institute of Technology’de
kıdemli araştırma görevlisi olarak bir yıl görev
yaptım. 2001’in Haziran’ında döndüm. 2001’in
Ekim ayından 2005’in sonuna kadar, Yakın Doğu
Üniversitesi’nde İnşaat Bölümü’nde görev yaptım.
2006’nın başında tekrar DAÜ’ye “Provost”
(Amerika ve Canada’da yüksek öğrenimde kıdemli
akademik yöneticilere verilen bir sıfat.
Akademik İşlerle ilgilenen rektör yardımcısı)
olarak geldim. Kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı
tarafından YÖDAK Başkanlığı’na atandım. Temmuz
ayından DAÜ’den ödeneksiz izin alarak tam
zamanlı YÖDAK Başkanı olarak göreve devam ettim.
1 Aralık 2007’ye kadar da
Yükseköğretim Denetleme ve Akreditasyon Kurulu
(YÖDAK) Başkanı görevini yaptım. YÖDAK’ın
kuruluşunu yaptık. İlk defa 2005, 13 Aralık
tarihinde geçen Yüksek Öğretim Yasası
çerçevesinde oluşturulmuş bir YÖDAK vardı.
Kıdemli öğretim üyelerinden oluşan bir YÖDAK
vardı. Bu YÖDAK yüksek öğrenim kurulunun
kurumsallaşması için görev yaptı. Birtakım
yasalar, tüzükler, uygulamalar konusunda
çalıştık. Yüksek öğretim kurumlarımızın,
üniversitelerimizin yurt dışında tanıtımı
üzerine ciddi çalışmalar yapıldı. “The European
Assocıation for Quality Assurance in Higher
Education”a üye olduk. Bologna Süreci’ne dahil
olabilmek için çalışmalarımız oldu. 1 Aralık’tan
itibaren DAÜ’ye VYK tarafından teklif edilen
rektörlük vekalet görevini kabul ederek DAÜ’ye
geldim.
HARÇLARLA ARAŞTIRMA YAPMA
SINIRLIDIR
Soru: Bu noktada YÖDAK’la ilgili
bir soru sorayım madem konu açıldı. Kuzey
Kıbrıs’ın bir üniversite adası olduğu hep
söyleniyor ve biliniyor. YÖDAK Başkanlığı
yaptığınız dönemde üniversitelerin sorunlarını
daha yakından gördünüz. En önemli sorunu nedir
ülkemizde faaliyet gösteren üniversitelerimizin?
Çözüm önerileri ne olabilir?
Tahir Çelik: Bir üniversitenin
üç tane görevi vardır. Bunlar eğitim, araştırma
ve topluma hizmettir. Kıbrıs’taki üniversiteler
eğitim konusunda ellerinden gelen çalışmayı
yapmaktadırlar. Birisi biraz daha iyi birisi
biraz daha kötü ama herkes eğitim konusunda
ellerinden gelen çalışmayı yapmaktadırlar.
Araştırma konusunda Kıbrıs’taki üniversitelerin
bir zafiyeti vardır. Yeterince araştırma yapma
imkanları, dolayısıyla yayınları çok azdır. Bu
da ciddi şekilde sorgulanması gereken bir
unsurdur. Öğrenci gelirlerinden araştırma
yapmaya kalkarsanız sıkıntıya girersiniz. Başka
ülkelerde araştırmalar başta sektör tarafından
desteklenmektedir ve çeşitli araştırma kurumları
örneğin Türkiye’de TÜBİTAK, gibi kurumlar
tarafından desteklenmekte veya devlet tarafından
desteklenmektedir.
Kıbrıs’ta ne sektör ne de
araştırma kurumu vardır ki üniversitelere destek
versin. Devletin de bu konudaki katkısı sıfıra
yakındır. Dolayısıyla üniversitelerimizin
öğrenci harçlarıyla araştırma yapma şansları çok
azdır, sınırlıdır. Yine başka üniversitelerde,
uluslararası çeşitli fonlara başvurarak
araştırma için kaynak yaratılması söz konusudur.
İşte bizim tanınmamış olmamızdan dolayı da bu
sorunumuz vardır. Dolayısıyla birinci sektörün
olmaması, o küçük bir ada olmamızdan
kaynaklanır. Diğeri de tanınmamış olmamızdan
kaynaklanır. Bu şekilde sorunlarımız vardır.
Toplum hizmetine de geldiğimizde, toplumumuz
üniversitelerimizden çok az hizmet talep
etmektedir. Gene bunun nedeni, içine kapalı bir
toplumuz, tanınmamış olmamız, ikincisi
sektörümüz yok ki bizden bir şey talep etsin.
Devlet, zaman zaman üniversitelerden bir şey
talep etmektedir. Örneğin, Annan Planı
görüşmelerinde 70-80 civarında görüşmeci
üniversitelerdendi. Toplumsal bir görevdir
üniversitelerin yaptığı. Onun haricinde devletin
üniversitelerden yoğun bir talebi de yok. Henüz
o bilinç düzeyi gelişmemiş.
SÜZGECİN DELİKLERİ
Kıbrıs’taki üniversitelerin
öğrenci bulma gibi sorunları vardır. Her
üniversite Kıbrıs’ta öğrenci bulma telaşındadır.
Türkiye’deki devlet üniversiteleri “elimizde çok
öğrenci vardır, öğrencinin sayısını azaltalım”
diye mücadele ederken. Kıbrıs’taki üniversiteler
bunun tam tersini yapmaktadır. Öğrenci bulmak
için günün sonunda yeterince seçici
olamıyorsanız öğrencide, bu defa kalite gündeme
gelir. Amerika’daki üniversitelere baktığınızda
herkes kaç bin başvuru arasından yüzde kaçı
kabul ettiği ile övünür. Türkiye’den gelen
öğrenciler için bir süzgeç var. ÖSYM tarafından
yerleştirilen öğrenciler, 1.5 milyon arasından
seçilerek geliyor. Dolayısıyla seçim var. Bizim
Kıbrıs’taki öğrencileri kabulde her
üniversitenin kendisinin koyduğu bir süzgeç
vardır ama o süzgecin delikleri ne kadar
büyüktür tartışma konusudur. Dolayısıyla bir
sorunumuz da budur.
HERKES ÜNİVERSİTE MEZUNU OLMAK
İSTİYOR
Soru: Sizin üniversite eğitim
tanımınız nedir? Örneğin üniversiteye giriş
modeli vardır; öğrenci kolay girer kolay çıkar,
zor girer zor çıkar gibi... Üniversite giriş
modeli ne olmalıdır?
Tahir Çelik: Standart bir model
konuşmak zordur. Her ülkenin kendine göre
şartları vardır. Kıbrıs’a bakarsak, örneğin
geçtiğimiz yıl sadece YÖK’ün Kıbrıs’taki
üniversitelere verdiği kontenjan sayısı 12 bin
500 civarı. Geçtiğimiz yıl bizim liselerimizin
mezun sayısı da 2 bin 800 civarı. Biz aslında
Kıbrıs’taki liselerden mezun olan herkesin 5
katını üniversitelerimize kabul edebiliriz.
Belki 6 katını. Böyle bir ortamda, yüksek
öğretimi planlamak zordur, diğer ülkelere göre
farklı bir yapımız var bizim burada.
Bizim gibi ülkelerde, kendi
içimize kapanmış bir toplum olmanın getirdiği
bir yaşam tarzı var, herkes üniversite mezunu
olmak istiyor burada, kendini komşusuyla
kıyaslayarak yaşamını sürdürmek ister, ama
herkes da istediği bölümde bilgi düzeyi itibarı
ile okuyacak durumda olamaz. Bu da bir veri
elimizde. O zaman nasıl bir süzgeç koyalım lise
mezunu öğrencileri kabul ederken. Belki hepsine
bir şans vermek lazım işte Almanya örneğinde
olduğu gibi. Ondan sonra çok sıkı bir eleme.
Birinci sınıfın sonunda kim ne yapabilirse devam
eder. Veya İngiltere’de bir model gelişti son
zamanlarda temel sene dedikleri bir yıl vardır.
Bu temel senede artık İngiliz üniversiteleri
kendi sistemleri üzerinde GCI sınavlarına
yurtdışından gelenler için bir tarafa bırakmış
kendi vatandaşları için bile bazı üniversiteler
artık GCI aramayıp, bu temel yıla sokmakta ve
orada elemektedir.
İNGİLTERE’DE KIBRISLI TÜRK
ÖĞRENCİLER ÜNİVERSİTELEŞME ORANI % 2,5
İyi üniversitelerde bu temel
okulda çok ciddi bir eleme yapılmakta ve
gidenlerin sınırlı bir kısmı fakültelere devam
edebilmekte başka daha az puanla kabul eden
fakültelere öğrenciler kaymakta veya başka
üniversitelere kaymakta. İngiltere’de böyle bir
sistem var. Biz de ileriye dönük Kıbrıs’ta bir
temel yıl sistemi getirelim okumak isteyenler
gelsin ama orada sıkı bir eleme sistemine tabi
tutalım. Öğrencilerimizi bir giriş sınavı ile
sen 3 aldın bunu oku, sen 5 aldın bunu oku demek
yerine böyle bir sistem olabilir. Zaten
YÖDAK’tayken bu konuda epeyi çalışmalar
yapmıştık. Özellikle İngiltere’den mezun olan
Kıbrıslı Türk asıllı öğrencileri geri
Kıbrıs’taki üniversitelere getirebilir miyiz
diye bir çalışmamız vardı. Çok çalıştık proje
üzerinde. Orada lisede, iki yıldan sonra
öğrenciler bir şekilde liseden ayrılmakta
üniversiteye gidecek olanlar kolejlere girmekte
takriben 2 yıl içerisinde kolejlerde GCI’lerini
yapmakta ve sonra üniversiteye gitmektedirler.
İngiltere’de Kıbrıslı Türk öğrenciler diğer
milletlere göre üniversiteleşme oranı en düşük
olan. Yüzde 2,5 civarı. Üniversitelere
girenlerin oranı 2,5 civarı. İngiltere’deki
diğer milletlere göre en düşük oran bizim. Bu
GCI’ye girip de üniversiteye gitme teşebbüsünde
bulunmayan lise 2. sınıftan ayrılan
vatandaşlarımızı acaba buraya nasıl getirtiriz
ve burada okuturuz diye bir projemiz vardı.
Bunlar için Eğitim Bakanlığı, YÖDAK ve
üniversitelerle yapılan çalışmalar bu temel yılı
getirmek ve başarılı olanları fakültelere sevk
etmek. Üniversitelerin önümüzdeki süreçte bir
temel sınıfına tabi tutup, başarılı olanları
uygun bölümlere aktarmak bir kriter olabilir,
bir süzgeç olabilir üniversiteye öğrenci almak
için.
HERKES BİR ŞEY OKUYABİLİR
Üniversitelere girişte
yapabilenleri ilgili bölümlere almak lazım. Bu
demek değildir, herkesi üniversiteye
koymayacağız. Mühendis olamayan işletmeci olur,
işletmeci olamayan turizm okuluna gidebilir.
Herkes bir şey okuyabilir günün sonunda. Ama
genel yaklaşım böyle bir şey olması gerekir diye
düşünüyorum. Üniversiteye girdikten sonra artık,
o zaman üniversite içinde bir kalite süzgeci
olması lazım. Yine YÖDAK’tayken yaptığımız
şeylerden birisi ENQA’ya üye olmak demiştim,
bunların üniversitelerdeki kalite güvencesi
üzerine yayınlanmış kılavuzları vardır. O
kılavuzları ve standartları üniversitelerimizde
uygulamamız gerekir. Böylece biz öğrencilerimize
güvence vermemiz lazım. Neyin güvencesini
vermemiz lazım? Kalitemizin güvencesini vermemiz
lazım. Nasıl vereceğiz bunu? Öğrenciler daha
üniversitemize gelmeden, biz şöyle bir
üniversiteyiz, bunu böyle yaparız, eğitimi böyle
yaparız şu imkanlarımız vardır diyeceğiz ve o
söz konusu konuştuğumuz kalitenin bu
üniversitede var olduğunun güvencesini
vereceğiz. Gerek girişte gerek ise üniversite
içerisindeki çalışmalarımız bu yöndedir.
BİR DEVLET ÜNİVERSİTESİNİN
ALINMASI SATILMASI GİBİ ŞEYLER SÖZ KONUSU
DEĞİLDİR
Soru: DAÜ zor bir dönemden
geçerken rektör vekili oldunuz. Sizden önceki
rektör üç tane misyon ve vizyon ile
görevlendirilmişti. Bunlardan ilki Doğu Akdeniz
Üniversitesi'ni ülkemize ve yaşadığımız çağa
yaraşır, özerk, demokratik ve şeffaf bir yapıya
kavuşturma, üniversitemizin kalitede zirveyi
yakalamasını sağlayacak bir misyon-vizyon
geliştirme, ülkemizdeki "toplumsal uzlaşma ve
çözüm" hedefine paralel olarak barış sürecinde
devletin çabalarına fiilen katkıda bulunmasını
sağlama misyonu. VYK size nasıl bir misyon ve
vizyon ile görev vermiştir?
Tahir Çelik: Bir önceki rektöre
verilen görevlere baktığınızda,
demokratikleştirme dediniz üniversite içini,
sayın rektör görevden ayrılırken “çok fazla
demokrasi var bundan fazlası olamaz” demişti.
Barışa katkı, yeterince bu üniversite o
görevleri yaptı. Onun için üniversiteyi
bulunduğu yerden daha yukarılara çekmemiz lazım.
Konuştuğumuz aslında kalitedir. Üniversitede
daha iyi bir eğitim yapmak, daha kaliteli, daha
iyi yetişmiş insanları hoca olarak kabul etmek.
Bunları başarırsanız üniversite bulunduğu yerden
daha ileriye gider. Hayat bu şekilde devam
ediyor. Üniversitenin bir miktar maddi sorunları
olduğu doğrudur. Daha doğrusu, bu konuda da
kamuoyunda son derece yanlış, ve kabul edilmesi
mümkün olmayan eleştiriler vardır. Bu üniversite
için nitelemeler vardır. Bunları bizim kabul
etmemiz mümkün değildir.
Bir kere burası bir devlet
üniversitedir. Bir devlet üniversitesinin
alınması satılması gibi şeyler söz konusu
değildir.
BU İDARE, BU DÜZEN, BU MEKANİZMA
BU ÜLKEDE OLDUĞU SÜRECE DAÜ KIBRIS’TA VARDIR VE
OLACAKTIR
Çirkin çirkin bazı basın
organlarında bunları üzülerek okuyorum. Kuzey
Kıbrıs’taki bu idare, bu düzen, bu mekanizma bu
ülkede olduğu sürece DAÜ Kıbrıs’ta vardır ve
olacaktır. Bunu çok ciddi ifade ederim.
Üniversitenin bir devlet üniversitesi olması
hesabıyla bu krizden çıkmasına tabii ki devlet
yardımcı olacaktır. 2008 bütçesinde de olacağını
belli etmiştir. Bu konuda yardımcı olacaktır
üniversitemize.
Dolayısıyla, 2008-2009
akademik yılı içerisinde bu üniversitenin maddi
sorunlarının çok büyük oranda azalacağını
düşünüyorum. Dolayısıyla üniversitemiz bulunduğu
ortamdan nasıl daha öne gidecek, nasıl bulunduğu
ortamdan daha da iyi daha da kaliteli eğitim
verecek? Nasıl daha çok araştırma yapacak, nasıl
daha çok yayın yapacak, nasıl daha çok
uluslararası ilişkilerde yerini alacak ve hem
kendisinin DAÜ’nün hem KKTC’nin tanıtımına
yurtdışında katkı koyacak?
REKTÖRLÜK MEKANİZMASI
ZAYIFLATILDI
Soru: Göreve gelirken
yayınladığınız mesajda iki nokta üzerinde
açıklamanız var. Birincisi DAÜ’ye dışarıdan
bakanlar tarafından da en büyük sorun olarak
görülen maaşlar konusuydu. O konuda bir ilerleme
kaydedildi ve geçtiğimiz haftalarda protokol da
imzalandı. İkincisi nokta ise, işlevsel bir
rektörlük yaratma konusunda yaptığınız
açıklamaydı. İşlevsel rektörlükten ne
anlıyorsunuz? Rektörlüğün nasıl bir konuma
gelmesi lazım?
Tahir Çelik: DAÜ camiasında
aşağı yukarı herkesin kabul ettiği geçmişten
gelen bir sorun vardır. Bu da rektörlüğün
sorunları çözecek bir mekanizma olmaktan,
çıkarak zayıflaması. Böylece DAÜ’nün sorunları
aslında maddi sorunlar da dahil olmak üzere, bu
mekanizmanın zayıflamasından kaynaklanan
sorunlardır. Rektörlüğün sorunları çözme
mekanizmasının zayıflatılmasından kaynaklanan
sorunlardır. Rektörlük, üniversitedeki
tartışmasız tek otorite olması gerekir. Otorite
rektörlüktür. Rektörlük otorite olmaktan çıkınca
doğan boşluğu başkaları doldurur. Bu çerçevede
işler karışır. Yetki ve sorumluluklar karışır.
Üniversitedeki otorite akademik hiyerarşik bir
otoriteye dayanması gerekmektedir.
Biz işlevsel bir rektörlük
yaratacağız derken rektörlüğün yıllar önce
olduğu gibi üniversitenin sorunlarını çözebilen,
bu hiyerarşik otorite düzenini sağlayan,
üniversite çalışanlarının tabiatıyla sorunları
çözüldüğü için daha verimli çalışmalarını
sağlayan ve aslında üniversitenin motoru
üzerinde çalışma olacak. Bu verimli çalışmayla
üniversiteyi daha ileriye daha yukarılara
çekmek. İşlevsel rektörlük ifademizdeki
maksadımız bu.
İCRAATI REKTÖRLÜK, DENETLEMEYİ
VYK YAPMALIDIR
Soru: Kamuoyunca çok konuşulan
yeni DAÜ yasası ve yeni DAÜ yasasının birçok
farklı versiyonu dolaşıyor ortada. Bunlardan bir
tanesi Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü ancak halen
daha yasalaşmadı. Geçmesi beklenen yasa
içerisinde rektörlüğün seçimle gelmesi gibi bir
madde var. Bu konuda ve yasa ile ilgili neler
düşünüyorsunuz?
Tahir Çelik: ODTÜ’de öğrenci
oldum olası hep özerk ve demokratik bir
üniversite için yollarda yürüdük, sloganlar
attık, kavgalar verdik. Geldiğimiz noktada Doğu
Akdeniz Üniversitesi için şeffaf ve demokratik
bir yapıya kavuşturulması için gene her türlü
mücadeleyi tabiatıyla vereceğiz. Özerk ve
demokratik üniversiteden ne anlıyoruz? Bunun
altını çizmemiz lazım. Bir kere üniversite kendi
kararlarını kendisi verebilmeli. Yönetsel
kararlarını.
Devamı 6. sayfada.
Baştarafı 1-4-5. sayfalarda.
Rektörlük katına kadar en son
kendi kararlarını kendisi verebilmeli.
Tabii ki bir mütevelli heyeti
veya bizim tabirimizle bir Vakıf Yöneticiler
Kurulu vardır. VYK da çok esaslı bir şekilde
denetleme görevini yerine getirmelidir. Yani
icraatı Rektörlük yapmalı, denetlemeyi VYK
yapmalıdır ve bunlar çok hukuka dayalı hassas
bir şekilde yapılmalı. Üniversite kendi kendini
bir şekilde yönetirken demokratik prensipleri
olmalı. Tamam, kendi kendine yetecek ama
despotvari de değil. Bunun için de tabiatıyla
çalışanların karar sürecine katkı koymaları
esastır. Demokrasi bir yerde nedir?
Katılımcılıktır. Kararlara
insanların katılması.
DAÜ’NÜN YASASININ TADİL EDİLMESİ
BİZE GÖRE UYGUN DÜŞER
Bu ana çerçeveye oturan
prensipler içerisinde DAÜ’nün yasasının tadil
edilmesi bize göre uygun düşer. Yeni yapılan
yasa sizin de belirttiğiniz gibi değişik
ortamlarda değişik versiyonlar türeten karışık
bir yasalar manzumesi oluşturmuş, rektörlüğün
hazırladığı yasa demişler, sendikaların
hazırladığı yasa demişler, VYK’nın yasası
demişler. Milli Eğitim Bakanlığı’nda taraflara
sunulan bir yasa var. Sonra YÖDAK Başkanı olarak
bize sordukları bir yasa var, ona biz biraz
değişiklik yaptık. En sonunda bunlar Bakanlar
Kurulu’ndan geçti daha da değişti. Dolayısıyla
şimdiki yasa aslında hiç birinin sahip çıkacağı
bir yasa değil. Yeni yasa tasarısı hiç kimsenin
sahip çıkacağı bir yasa tasarısı değildir.
YENİ YASADA ÇOK TEHLİKELİ
UNSURLAR VAR
Çok tehlikeli unsurlar var
içerisinde. Örneğin mevcut yasamızın bir
maddesinde diyor ki “üniversitenin bütçe açığını
devlet bir şekilde kapatır.” Mesela bu yeni
yasada yoktur. Bu çok ciddi bir sıkıntı yaratır.
Dolayısıyla yeni yasayı da kimse savunmaz. Bu
son maaş düzenlemeleri çerçevesinde DAÜ’deki üç
tane sendikanın yöneticileriyle yaptığım
görüşmeler esnasında yeni fikirler gelişti ve bu
fikirler yönetsel hizmetler sendikalarıyla
yaptığımız protokolde direkt olarak yansıdı. O
da neydi? Yeni yasa tasarısı değil ama mevcut
DAÜ yasasına tadilat yaparak az önce bahsettiğim
demokratik ve özerk üniversite ruhunu yansıtmak.
Bu öneriyi aslında DAÜ-SEN Yönetim Kurulu’ndaki
arkadaşlar önermişti. Akademik personel
sendikası ama onların protokolüne in-direkt
olarak yansıdı. Genel görüş yeni yasa değil,
mevcut yasada tadilat yaparak bu işi yapmaktır.
Biz bunu destekleriz ve ilk fırsatta bu konuda
çalışmalara başlayacağız.
Soru: Son olarak neler söylemek
istersiniz? Üniversitedeki çalışanlara ve
öğrencilere mesajınız nelerdir?
Tahir Çelik: Son olarak şunu
söyleyebiliriz, üniversitede yeni yapılaşmaya
gidilip, üniversitenin misyon ve vizyonu yeniden
belirlenecektir.
|
DAÜ REKTÖRLERİ
1980-2008
Prof. Dr. Erzat G.
ERDİL MÜDÜR
1980 – 1983
Prof. Dr. Okay
CAMGÖZ MÜDÜR
6 Nisan 1987 – 1 Ağustos
1987
Prof. Dr. Ali Ş.
YALÇIN REKTÖR
1 Ağustos 1987 – 13
Eylül 1988
Prof. Dr. Okan
TARHAN REKTÖR
30 Eylül 1988 – 31
Aralık 1992
Prof. Dr. Özay ORAL
REKTÖR
1 Şubat 1993 – 9 Nisan
2003
Prof. Dr. Ahmet ERİŞ
REKTÖR VEKİLİ
10 Nisan 2003 – 16
Haziran 2003
Prof. Dr. Zafer
ERTÜRK REKTÖR VEKİLİ
16 Haziran 2003 – 1 Mart
2004
Prof. D.r Halil GÜVEN
REKTÖR
1 Mart 2004 – 31 Kasım
2007
Prof. Dr. Tahir ÇELİK
REKTÖR VEKİLİ
1 Aralık 2007 -
|
|